Her ne kadar pek merak etsem de, tutkuyla bağlı olduğum birçok şeyin tam olarak hangi noktada ve nasıl başladığını hatırlayamamak gibi bir huyum vardır. O kişi, kitap ya da film, sanki kendimi bildiğim andan beri benim yanımdadır ancak çıkış noktası genelde muallaktır. Konu sinemadaki en sevdiğim yönetmenlerden Richard Linklater’a gelince de durum değişmiyor. Linklater ile ne şekilde ya da kaç yaşımdayken tanıştığım hakkında en ufak fikrim olmasa da ona ilk olarak School of Rock aracılığıyla denk geldiğimi kestirir gibiyim. Bu karşılaşmanın benim adıma olumlu sonuçlanmasının nedeni yüksek ihtimalle Jack Black’ti. Filmin daha sonraları dikkatimi çekecek şarkılarından ziyade, o zamanlarda popüler müzik ve rap ile meşgul dimağımı, Black’in sıra dışı oyunculuğu cezbetmiş olacak.

Before serisi ve Boyhood’un ardından resmi olarak tanıştığım Linklater’ın filmografisini keşfetme çabalarımın beni ne zaman Dazed and Confused’a ulaştırdığını da tam olarak hatırlamıyorum keza. Yakın dönem rock ve metal müziklerine aşina olsa da bu türlerin ağır toplarını henüz deneyimlemeye başlayan birisi için tam bir cennet olduğunu daha ilk sahneden, Sweet Emotion’la anlıyorum. Şu günde bile şarkıyı dinlerken gözümde köşeyi dönen turuncu bir arabanın seğirmesi de Linklater’ın bir marifeti kuşkusuz. School’s Out, Stranglehold, Hurricane ve Slow Ride’tan bahsetmiyorum bile. Tüm şarkıları üst üste koyduğumuzda ise ortaya 70’lerin rahatlıkla bir panoramasını çıkarabileceğimiz albüm meydana geliyor. Tekrar söylüyorum: Tam bir cennet.

Bu yazıyı kaleme almaya başladığımda, oldukça kişisel bir yerden yaklaştığım filmin kendisinin ve soundtrack‘lerinin diğer sinema izleyicileri için ne ifade ettiğini yeniden kestirmek için araştırmaya giriştiğimde ise benimle benzer duygulara erişiyorum aslında. Yani Richard Linklater’ın yakaladığı ya da yakalattığı içsellik bir nevi evrensel. Peki nasıl? Yönetmenin neredeyse her filminin alameti farikası olan gerçekçi karakterlerin etkisi mi? Yoksa yalnızca ardı ardına dizilmiş olmak yerine anlatıyı sürekli destekleyen ve geliştiren soundtrack‘ler mi? Ya da ikisi de eşdeğer etmenler mi? Ne de olsa yönetmen, çekimlerden önce her oyuncuya canlandıracağı karakterine uygun olduğunu düşündüğü karışık kasetler vermiş. Bu ikisi Dazed Confused’un vazgeçilmez temelleridir belki de. Filmi bu denli sevmemin başlıca iki nedeni aynı zamanda.

Bu hafta itibarıyla Benim Soundtrack Albümüm isimli yeni bir bölüme başlıyoruz. Bu bölümde farklı yazarların kendisi için özel bir yeri olan filmler ve onların soundtrack albümleri hakkında birkaç kelam edeceğine tanık olacaksınız. Açılışı Dazed and Confused ile yaptık ve eylemlerimiz gelecek haftalarda da sürecek. Görüşmek üzere.

Mutlu pazarlar.

Benim Soundtrack Albümüm: Dazed and Confused

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi