1994 yapımı başyapıtı Sátántangó bu hafta restore edilmiş versiyonuyla New York Film Festivali’nde gösterilecek olan Béla Tarr; Sátántangó, Hollywood ve dijital ile film arasındaki farklar hakkında görüşlerini paylaştı.

Sinema dünyasının ustaları arasında yer alan Béla Tarr‘ın yedi buçuk saatlik başyapıtı Sátántangó, yıllar sonra restore edilmiş versiyonuyla beyazperdeye geri dönüyor. Filmin Arbelos Films ve Hungarian Filmlab’in ortak çalışmasıyla hazırlanan dijital restorasyonu bu hafta sonu 57. New York Film Festivali’nde gösterildikten sonra önümüzdeki ay da ABD’de az sayıda sinema salonunda gösterilecek. Türkiye’deki sinemaseverler için sevindirici olansa Arbelos Films’in filmin restore edilmiş versiyonunu önümüzdeki yıl BluRay formatında yayınlamaya hazırlanıyor olması. Ayrıca filmi bir dijital platformda görme ihtimalimiz de gündemde.

Sátántangó’nun bu dijital restorasyonu sayesinde 25 yıl sonra yeniden sinema dünyasının gündemine taşınması vesilesiyle basın mensupları ile buluşan Tarr, Filmmaker Magazine’e verdiği röportajda Sátántangó, Hollywood ve sinema dünyası hakkında açıklamalarda bulundu.

Sátántangó’nun dijital restorasyonu sırasında yaptıkları düzeltmeler ve düzenlemeler hakkında konuşan Tarr, 35mm filmle çekilmiş bir filmin baskısıyla dijital kaydı arasındaki farklar hakkında konuştu. Filmin baskısı hazırlandığında istediği sonucu elde edemediği bölümler olup olmadığı sorulan Tarr, bu soruyu şöyle cevapladı: “Söylemeliyim ki hem bu film hem de diğer filmlerim hafızamda oldukça sağlam bir şekilde duruyor. Neredeyse kare kare hatırlıyorum, çünkü çekerken kare kare planlamıştım. Ne istediğimi ve nasıl yaptığımızı hatırlıyorum ve nasıl görünmesi gerektiğini de hatırlıyorum. Sanırım yaklaşık yüzde 90’ında istediğimiz elde etmeyi başardık ama tabii dijital hiçbir zaman 35mm ile aynı değil. Neredeyse istediğimiz noktaya ulaştık, ama elimizden geleni yaptık. Bu yeterince iyi. Ama bu teknik bir soru, kimin umurunda ki? Benim değil. Bu sadece bir araç. Amaç değil. Bir aracın mesajınızdan ya da asıl meselenizden daha önemli olduğuna nasıl inanabilirsiniz ki? Kim aracı umursar? Ben umursamam. Ben sadece kullanırım.”

Béla Tarr: “Sadece Dijital Teknoloji İçin Olan Yeni Bir Dil Yaratabilirsiniz.”

Filmin hâlâ gösterilmekte olan baskılarının yıprandığı, bu yüzden de şu anda filmi izlemek için en iyi aracın dijital kopyaları olduğu görüşü hakkında yorumda bulunan Béla Tarr, “Söylemeliyim ki benim için film 35mm selüloiddir. Her şeyimi 35mm selüloid ile çektim. Burada da sorunum teknik olmaması. Belki eski bir baskıdan izlediğiniz için çizikler olması umrumda değil. Sorun, dijital resmin yeni bir dil olması gerekiyor. İnsanlar sahte bir film kamerası görüntüsü vermeye çalışıyorlar. Neden yeni bir görsel dil düşünmüyorlar? Bu dijital ihtimalleri gördüğünüzde, sadece dijital teknoloji için olan yeni bir dil yaratabilirsiniz. Dijital bir görüntünün 35mm ile aynı kaliteye sahip olacağını düşünmek gerçekten aptallık. Hiç bir zaman! Başka şekillerde tamamen yeni imkânlarınız var, bunu kullanabilirsiniz. Neden kullanmıyorsunuz? Bu benim işim değil çünkü artık kameralara elimi sürmüyorum. Ama elinizde birçok imkân var.” ifadelerini kullanıyor.

“Daha Deneysel Olun, Daha Devrimci Olun.”

iPhone’u olup olmadığı ve varsa iPhone’unun kamerasıyla bir şeyler deneyip denemedi sorulan Tarr’ın cevabı şöyle oluyor: “Görüntüye saygım büyük. iPhone’un görüntüsü ilgimi çekmiyor. iPhone’umla bir film çekebileceğimi biliyorum. Ama bu benim işim değil. Ama bazen gençleri ve dünyanın dört bir yanındaki öğrencilerimi iPhone’la bir şeyler yapmaya, görüntünün yeni bir şeklini denemeye itiyorum. Geçenlerde Japonya’daydım ve oradaki öğrencilerimi iPhone’la bir şeyler çekmeye ama bir film kamerası gibi kullanmamaya ittim. Farklı bir yol bulmaya çalışın. Daha deneysel olun, daha devrimci olun. Nam June Paik’in violindeki kadınla ilgili videosunu ilk gördüğümde o kadar mutlu olmuştum ki ‘Tamam, galiba film için yeni bir yol bulduk’ diye düşünmüştüm. Ama hayır, sadece Hollywood saçmalığına dönüştü.” Tarr’ın sözünü ettiği eseri burada bulabilirsiniz.

“Şimdi Yeni Bir Trendin Yükseldiğini Görüyorum: Piyasanın Sansürü. Bu Gerçekten ama Gerçekten Tehlikeli Bir Şey.”

Hiç Hollywood filmi izleyip izlemediği sorulan Tarr, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Tabii ki, bir sürü izledim. İlk olarak orada birçok iyi insan çalışıyor ve tabii ki işlerini seviyordum. Hollywood’da birçok kişi çalışıyor. Tabii ki onları izliyorum. Tarantino filmlerini seviyorum. Cuarón’unkileri seviyorum, Hollywood’u işgal etmeye başlayan tüm o çılgın Meksikalıların filmlerini seviyorum. Kişiler olarak da seviyorum filmlerini de. Ama böyle bir şey yapmaya hiç inanmadım. Ben bundan uzaktayım.” Usta yönetmenin Los Angeles’ta film çekmek için toplantılara katılıp katılmadığı sorusuna cevabı ise şöyle oluyor: “Hayatımda üç kez Los Angeles’a gittim. Birilerini tanıyorum ama orada ne yapabilirim ki? Orada bir şey yapmanız gerektiğine inanmıyorum. Ne yapmaları gerekiyorsa ya da ne istiyorlarsa onu yapıyorlar. Onlar piyasanın tutsakları. Ben komünist bir ülkede büyüdüm, biz de sansürün ve siyasetin tutsağıydık. Şimdi yeni bir trendin yükseldiğini görüyorum: Piyasanın sansürü. Bu gerçekten ama gerçekten tehlikeli bir şey. Piyasanın sansürü ile siyasetin sansürü arasına hiç bir fark yok. Bana inanın.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information