Sevginin içerisinde barındırdığı vazgeçebilme hâli, fedakarlıkların belki de en güçlüsüdür. Beautiful Boy, yalnızca oğlundan değil kendinden de vazgeçebilen ancak bir gün yeniden kendine sarılır gibi en içten hâliyle oğluna sarılabilecek bir babanın oğluyla yaşadığı, tanımlaması zor mücadele sürecini konu alıyor. 2008 yılında basılan ve bir babanın, oğlunun bağımlılığı üzerinden yaşadıklarına odaklanan "Beautiful Boy: A Father's Journey Through His Son's Addiction" adlı kitaptan yola çıkılarak perdeye aktarılan Beautiful Boy, anlatının derinleşebilmesi adına Nic Sheff'in geçirdiği süreci kaleme aldığı Tweak adlı otobiyografiden de besleniyor. Uyarıcı ve halüsinatif özelliği olan metamfetamin bağımlısı Nic Sheff'in rehebilitasyon sürecini, inişli çıkışlı hayatını, bu süreçte kaybettiklerini ve kazandıklarını merkezine alan ve prömiyerini gerçekleştirdiği Toronto Film Festivali'nde izleme şansı bulduğum Beautiful Boy, Trainspotting ya da Requiem for a Dream gibi uyuşturucu kullanan karakteri merkezine almak yerine hikâyesini babanın mücadelesi ve vazgeçişleri üzerinden kuruyor. Bu noktada filmin oyunculuk performanslarının oldukça başarılı olduğunu ve Steve Carell ile Timothée Chalamet'nin müthiş bir kimya yakaladığını eklemek gerek. Felix Van Groeningen Beautiful Boy ile, Belgica'daki şaşaalı ve hareketli anlatısından The Broken Circle Breakdown'ın hissine geri dönüyor. Ajitasyona başvurmayan kuvvetli draması filmin öne çıkan özelliklerinden. Oğlunun çocukluk yıllarının imgesiyle yaşamaya devam eden, onu küçük ve o en saf hâliyle zihninde tutan bir babanın gerçeklerle yüzleştiği noktada yaşadığı hayal kırıklığının hikâyesi Beautiful Boy. Bu hayal kırıklığının karşısında konumlandırılan, Nic'in gurur duyulan ve babanın zihninde yaşamaya devam eden çocuğa yeniden erişme arzusu ise uzun bir süre uyuşturucunun etkisinde adeta kendini kaybettiriyor. Bu kayboluş içerisinde oğlunu arayan David Sheff, elinden gelen her şeyi yapıyor, vazgeçmek dahil. Beautiful Boy: Buz Dağının Görünmeyen Tarafını Hissetmek Aile kurumu her ne kadar koşulsuz sevginin mutlak merkezi olarak anılsa da çocuk ve ebevenyleri arasında kurulan ilişkiye baktığımızda çocuk elbette sevilir ancak aile tarafından onaylanabilen bir çocuk daha çok sevilir. Nic Sheff, onaylanmanın çok dışında, 18 gibi erken bir yaşta uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele etmeye çalışan ve aslında bunu pek de kendisi için yapmayan bir birey. Bu çerçevede baba figürü tarafından bu denli korunması, koşulsuz, şartsız sevilmesi Beautiful Boy'un dramını en etkili kılan unsurlardan. Kronolojik bir sırayla izlediğimiz hikâyenin içerisine yerleştirilen flashback'ler ise bugünü anlamamıza değil belki ama hissetmemize yardımcı olacak biçimde kullanılıyor. Çünkü Beautiful Boy, anlamak değil hissetmek üzerine bir film. Anlatı, Steve Carell'ın canlandırdığı David Sheff'in ne hissettiğine o kadar odaklanıyor ki izleyicinin ne anlayacağı ile ilgilenmiyor ya da bunu müthiş dengeli bir biçimde sürdürebiliyor. Bir baba olarak David Sheff oğlunu ne kadar anlayabiliyorsa biz de o kadar anlayabiliyoruz. Hayatını ne kadar biliyorsa biz de o kadar biliyoruz. Nic kaybolduğunda perdeden de kayboluyor. Nic'in zihnine girebildiğimiz nadir anlar ise uyuşturucu kullandığında dünyayı nasıl gördüğünü ve nasıl hissettiğini Groeningen'in görsel tercihleriyle deneyimleyebildiğimiz anlar olarak ön plana çıkıyor. Güçlü hikâyesi kadar yönetmenin bu hikâyeyi anlatmayı tercih ettiği biçim de oldukça çarpıcı. Felix Van Groeningen'in geçmiş ile şimdiyi bağlayış biçimi öylesine doğal ki, zihninde yer eden geçmişin imgelerini sık sık çağırması, bir babanın oğluyla ilgili tam olarak neyi özlediğinin bir göstergesi: sevilmek, kelimenin en saf hâliyle. Çocuğunun sevgisinin en yüksek ve en saf mertebesini tatmış ve onunla her zaman iyi ilişkiler kurmuş bir babanın gözlerinin önünde başka birine…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Oğlunun çocukluk yıllarının imgesiyle yaşamaya devam eden, onu küçük ve o en saf hâliyle zihninde saklayan bir babanın gerçeklerle yüzleştiği noktada yaşadığı hayal kırıklığının hikâyesi olan Beautiful Boy, ajitasyona başvurmayan kuvvetli bir dram sunuyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
85

Sevginin içerisinde barındırdığı vazgeçebilme hâli, fedakarlıkların belki de en güçlüsüdür. Beautiful Boy, yalnızca oğlundan değil kendinden de vazgeçebilen ancak bir gün yeniden kendine sarılır gibi en içten hâliyle oğluna sarılabilecek bir babanın oğluyla yaşadığı, tanımlaması zor mücadele sürecini konu alıyor.

2008 yılında basılan ve bir babanın, oğlunun bağımlılığı üzerinden yaşadıklarına odaklanan “Beautiful Boy: A Father’s Journey Through His Son’s Addiction” adlı kitaptan yola çıkılarak perdeye aktarılan Beautiful Boy, anlatının derinleşebilmesi adına Nic Sheff’in geçirdiği süreci kaleme aldığı Tweak adlı otobiyografiden de besleniyor. Uyarıcı ve halüsinatif özelliği olan metamfetamin bağımlısı Nic Sheff’in rehebilitasyon sürecini, inişli çıkışlı hayatını, bu süreçte kaybettiklerini ve kazandıklarını merkezine alan ve prömiyerini gerçekleştirdiği Toronto Film Festivali’nde izleme şansı bulduğum Beautiful Boy, Trainspotting ya da Requiem for a Dream gibi uyuşturucu kullanan karakteri merkezine almak yerine hikâyesini babanın mücadelesi ve vazgeçişleri üzerinden kuruyor. Bu noktada filmin oyunculuk performanslarının oldukça başarılı olduğunu ve Steve Carell ile Timothée Chalamet’nin müthiş bir kimya yakaladığını eklemek gerek.

Felix Van Groeningen Beautiful Boy ile, Belgica’daki şaşaalı ve hareketli anlatısından The Broken Circle Breakdown’ın hissine geri dönüyor. Ajitasyona başvurmayan kuvvetli draması filmin öne çıkan özelliklerinden. Oğlunun çocukluk yıllarının imgesiyle yaşamaya devam eden, onu küçük ve o en saf hâliyle zihninde tutan bir babanın gerçeklerle yüzleştiği noktada yaşadığı hayal kırıklığının hikâyesi Beautiful Boy. Bu hayal kırıklığının karşısında konumlandırılan, Nic’in gurur duyulan ve babanın zihninde yaşamaya devam eden çocuğa yeniden erişme arzusu ise uzun bir süre uyuşturucunun etkisinde adeta kendini kaybettiriyor. Bu kayboluş içerisinde oğlunu arayan David Sheff, elinden gelen her şeyi yapıyor, vazgeçmek dahil.

Beautiful Boy: Buz Dağının Görünmeyen Tarafını Hissetmek

Aile kurumu her ne kadar koşulsuz sevginin mutlak merkezi olarak anılsa da çocuk ve ebevenyleri arasında kurulan ilişkiye baktığımızda çocuk elbette sevilir ancak aile tarafından onaylanabilen bir çocuk daha çok sevilir. Nic Sheff, onaylanmanın çok dışında, 18 gibi erken bir yaşta uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele etmeye çalışan ve aslında bunu pek de kendisi için yapmayan bir birey. Bu çerçevede baba figürü tarafından bu denli korunması, koşulsuz, şartsız sevilmesi Beautiful Boy’un dramını en etkili kılan unsurlardan. Kronolojik bir sırayla izlediğimiz hikâyenin içerisine yerleştirilen flashback‘ler ise bugünü anlamamıza değil belki ama hissetmemize yardımcı olacak biçimde kullanılıyor. Çünkü Beautiful Boy, anlamak değil hissetmek üzerine bir film. Anlatı, Steve Carell’ın canlandırdığı David Sheff’in ne hissettiğine o kadar odaklanıyor ki izleyicinin ne anlayacağı ile ilgilenmiyor ya da bunu müthiş dengeli bir biçimde sürdürebiliyor. Bir baba olarak David Sheff oğlunu ne kadar anlayabiliyorsa biz de o kadar anlayabiliyoruz. Hayatını ne kadar biliyorsa biz de o kadar biliyoruz. Nic kaybolduğunda perdeden de kayboluyor. Nic’in zihnine girebildiğimiz nadir anlar ise uyuşturucu kullandığında dünyayı nasıl gördüğünü ve nasıl hissettiğini Groeningen’in görsel tercihleriyle deneyimleyebildiğimiz anlar olarak ön plana çıkıyor.

Güçlü hikâyesi kadar yönetmenin bu hikâyeyi anlatmayı tercih ettiği biçim de oldukça çarpıcı. Felix Van Groeningen’in geçmiş ile şimdiyi bağlayış biçimi öylesine doğal ki, zihninde yer eden geçmişin imgelerini sık sık çağırması, bir babanın oğluyla ilgili tam olarak neyi özlediğinin bir göstergesi: sevilmek, kelimenin en saf hâliyle. Çocuğunun sevgisinin en yüksek ve en saf mertebesini tatmış ve onunla her zaman iyi ilişkiler kurmuş bir babanın gözlerinin önünde başka birine evrilen çocuğunun bu hâliyle yüzleşmesi elbette geçmişin alışılmış imgelerinin günümüze sirayet etmesine sebep oluyor. Bazen sesle bazense görsel olarak çağrılan bu anılar bir babanın yanındaki çocuğunu özlemesinin yapılabilecek en güzel temsillerinden biri belki de. Bu açıdan Beautiful Boy’un kurgusunun çok güçlü olduğunun altını çizmek gerek çünkü yapılan tercihler, görüntülerin anlattığının ötesine geçebilmeyi mümkün kılıyor. Bu yüzden Beautiful Boy’u, deyim yerindeyse, bir buz dağı olarak tanımlamak mümkün. Anlatı, gösterdiğinin çok daha fazlasını barındırıyor ve amacı adeta görünmeyeni hissettirmek. Sinema görsel bir sanat olsa da asla her şeyi göstermek anlamına gelmemeli ve bu yüzden Beautiful Boy kendini gizledikçe büyüyen bir film olmayı başarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi