Başka Sinema’nın temmuz ayı programında efsanevi yönetmen Kieslowski’nin şaheserlerinden Dekalog, Ingmar Bergman’ın Sessizlik, Kış Işığı, Yaban Çilekleri ve Güz Sonatı filmleri, geçtiğimiz yıl Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Kül En Saf Beyazdır – Ash is Purest White, başrolde Keira Knightley’nin yer aldığı Colette, A Fantastic Woman’ın Oscar ödüllü yönetmeni Sebastián Lelio’nun imzasını taşıyıp başrollerinde Julianne Moore ve John Turturro’nun yer aldığı Gloria Bell, senaryosunda Lanthimos filmlerinden tanıdığımız Efthymis Filippou’nun imzası bulunan Zavallı – Pity ve Kübalı ünlü dansçı Carlos Acosta’nın hayatını aktaran Yuli yer alıyor.

Başka Sinema’nın Temmuz Ayı Filmleri

Dekalog – 5 Temmuz

Efsanevi yönetmen Kieslowski’nin şaheserlerinden Dekalog, Polonya Televizyonu için yaratılmış bir On Emir öyküsü. Dekalog 5 ve Dekalog 6’da Kieslowski’nin diğer iki filminin farklı kurgulanmış versiyonlarını (A Short Film About Killing ve A Short Film About Love) izleyebileceğiniz dev bir yapım, insanlığın duygusal karmaşalardan dolayı çektiği azabı, içgüdülere dayanan hareketleri ve toplumsal ahlak çatışmalarını ele alıyor.

Sessizlik – Tystnaden (5 Temmuz)

Nerede olduğu belli olmayan isimsiz bir kente giren trenin içinde birbirine taban tabana zıt iki kız kardeş Ester ile Anna ve Anna’nın on yaşlarındaki oğlu Johan… Bergman’ın 60’ların başında çektiği, Såsom i en spegel’le başlayıp Nattvardsgästerna’yla süren üçlemesinin son halkası Tystnaden, bu üç karakter üzerinden yoğun bir anlamsal düzlem kurar. Bu yoğunluğa karşıt bir şekilde Tystnaden, Ingmar Bergman sinemasında özellikle mekân ve olay örgüsü açısından bir sadeleşmenin göstergesi olarak da ele alınabilir.

Kış Işığı – Nattvardsgästerna (5 Temmuz)

Winter Light, Tanrı’dan ve sessizliğinden öte, sessizliğin kendisini içeren, ardında saklı kalan duyguları keşfeden ve bu yönüyle insanı vuran bir etkileyiciliğe sahip. Bir kadının ölüm sessizliği, bir rahibin kaybolan inancının ve ona duyulan ihtiyaca kayıtsızlığının sessizliği, varoluşa dair ilgisizlik ve umursamazlığın getirdiği sessizlik; Tanrı’ya atfedilen sessizliği arka plana iterek insani olguları, inancı, hayal kırıklıklarını, başarısızlıkları, reddedilişleri, kederi, duyguları öne çıkarıyor. Bununla beraber sessizliği kabul etmeyenler de bulunuyor. Balıkçı çaresizliğini duyurmak isterken, eşi de yardım çığlıklarını duyurmak istiyor. Ancak, ne bir cevap ne de yardım bulabiliyorlar. 

Yaban Çilekleri – Wild Strawberries (5 Temmuz)

Yedinci Mühür’ün hemen ardından çektiği Yaban Çilekleri, Ingmar Bergman’ın iyimser ve mizahi yanı güçlü filmlerindendir. Sessiz sinema döneminin usta oyuncusu Victor Sjöström, rol aldığı bu son filmde, kendisine verilen bir ödülü almak üzere Stockholm’den Lund’a giden 78 yaşındaki emekli doktor Isak Borg’u canlandırıyor. Taşra yollarında karşılaştığı otostopçular, yaşlılığını iyice hisseden ketum ve soğuk doktorun dalarak sık sık kendi geçmişini düşünmesine, hayatının gözlerinin önünden geçmesine neden olur. Rüyalar, anılar ve yollar arasında gidip gelen, Bergman’ın senaryosunu hastanedeyken yazdığı Yaban Çilekleri, kaçırılmış gençlik fırsatları ve ebeveyn-çocuk ilişkilerine dair çok katmanlı bir yol hikayesi anlatıyor.

Güz Sonatı – Autumn Sonata (5 Temmuz)

Ingmar Bergman’ın efsane oyuncu Ingrid Bergman ile birlikte ilk ve tek çalışması olan Güz Sonatı, yönetmenin tek mekânda geçen “oda sineması” filmlerinin en etkili ve en sarsıcı olanı. Ingrid Bergman’ın canlandırdığı dünyaca ünlü piyanist Charlotte, eşinin ölümünden sonra, yedi yıldır görüşmediği kızı Eva’yı (Liv Ullmann) ziyarete gider. Mesafeli, buz gibi ölçülü Charlotte, küskün Eva ve felçli diğer kızı Helena, bir gün ve bitmek bilmeyen bir gece boyunca birbirleriyle yüzleşir, yıllardır erteledikleri pişmanlıklar, inkâr ve kabullenişlerini ortaya dökerler. Ingrid Bergman, sinemada üstlendiği bu son rolde gösterdiği performansıyla Oscar’a da aday gösterildi.

Kül En Saf Beyazdır – Ash is Purest White (5 Temmuz)

Dönüşüm geçiren bir ülke ve toplumun dışında kalmış iki insan. On altı yıla yayılan bir aşk hikâyesi… Mafya üyesi sevgilisi Bin için hapse giren Qiao, beş yılın ardından hapisten çıkar ve Bin’i aramaya başlar. Çin’in yakın tarihine ışık tutan film, gangster dünyasında geçen trajedilerle dolu bir ilişkinin izlerini sürüyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan filmin yönetmenlik koltuğunda ise usta yönetmen Jia Zhang-ke bulunuyor.

Colette (12 Temmuz)

Başarılı yazar Henry Gauthier-Villars’la evlendikten sonra Gabrielle Colette, büyüdüğü kırsal bölgeden ışıklarla dolu Paris’e taşınır. Kısa süre sonra kocası, Colette’in onun için hayalet yazarlık yapmasını ister ve Colette de bunun üzerine yarı otobiyografik bir roman yazar. Romanın inanılmaz sükse yapması üzerine çift Paris’in gözdesi haline gelir. Colette bu noktadan sonra kendini, kitap üzerindeki hakları, sosyal normlar, cinsiyet eşitliği ve cinsel özgürlük gibi konularda savaş verirken bulacaktır.

Gloria Bell (19 Temmuz)

Gününü sıradan ofis ortamında geçiren, geceleri ise kendini dans pistlerine bırakarak hayatın yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışan Gloria, bu gecelerden birinde Arnold ile tanışır ve kendini hiç beklenmedik bir aşk macerasının içerisinde bulur. Bu ilişki hayatına yeni bir heyecan getirirken ailesi ile bazı problemlere ve kendini sorgulamasına da neden olacaktır. A Fantastic Woman’ın Oscar ödüllü yönetmeni Sebastián Lelio’nun imzasını taşıyan filmin başrollerinde Julianne Moore ve John Turturro yer alıyor.

Zavallı – Pity (19 Temmuz)

Bazıları hüsrana ve kedere öyle sıkı sıkıya bağlıdırlar ki, acı onlar için kutsal bir mertebededir, aynı zamanda bir varoluş amacıdır. Zavallı’daki avukat için de durum böyle; her daim mağduriyeti arzulayan, ancak acısıyla “mutlu” olabilen ve yaşamdaki hiçbir acının bu arzusunu doyuramadığı biri. Efthymis Filippou’nun yazdığı bu hikâyede avukat, acıyı bir giysi gibi üzerinde taşıyabilmek uğruna elinden gelen her şeyi yapıyor.

Yuli (26 Temmuz)

Kübalı ünlü dansçı Carlos Acosta’nın hayatını aktaran Yuli, bir yanıyla da hiç istekli olmayan bir çocuğun dansçı oluş hikâyesini anlatıyor. Sokaklarda zaman geçirmeye alışkın, hür ruhlu Yuli’deki yeteneği sezen babası, çocuğu zorla Küba Ulusal Dans Okulu’na yazdırıyor. Zaman geçtikçe Yuli de kendi içindeki sese kulak veriyor. Afrika tanrısı Ogun’un oğlunun adını taşıyan Yuli, tabuları yıkarak Londra Kraliyet Balesi gibi saygın kurumlarda sahneye çıkan ilk siyah balet oluyor. İspanyol yönetmen Icíar Bollaín’in Ken Loach’un efsane senaristi Paul Laverty tarafından yazılan senaryodan uyarladığı ve Carlos Acosta’nın kendini canlandırdığı Yuli sanat, kökenler, fedakârlık, cesaret, aile ve azim hakkında hareketli, renkli ve güçlü bir film.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi