wlmUShfDu_M


Dawn of the Dead, They Live, Fight Club filmlerinden hareketle tüketim çılgınlığının sinemadaki etkilerini irdeleyen başarılı bir video çalışması yayınlandı.

TDK’daki tanımıyla tüketmek; kullanarak ve harcayarak yok etmek, bitirmek” anlamına geliyor. Tüketim kavramı, bir eyleme dönüşerek bir kitleye ya da topluma yayılması da tüketim çılgınlığını oluşturuyor.

Gelişen teknolojinin etkisiyle tüketim çılgınlığı gün geçtikçe artıyor, bir noktadan sonra ihtiyaçlarımızın dışına çıkıyor, hatta doyumsuzluğun etki alanına giriyor. İnsanlardaki tüketim çılgınlığını fark eden markalar ise reklamlarını ve PR çalışmalarını bu strateji doğrultusunda, başka bir deyişle onların mutlu olma” ihtiyacından yola çıkarak düzenliyor. Sosyal medya ve internet sayesinde, her şeyin bir tık uzağımızda olması, her şeyi hemencecik tüketmemize vesile oluyor. Bu durum, tüketim çılgınlığını ayakta tutan insanları, sistemin piyonuna, daha doğrusu sistemin kölesine dönüştürüyor.

Elbette sinema da, tüketim çılgınlığının hayatımızdaki önlenemez yükselişinden nasibini alıyor. Bazen bu durumu, filmin ana konusu hâline getirirken; bazen de küçük küçük detaylar eşliğinde alt metnin içerisine dahil ediyor.

Yaptığı başarılı video çalışmalarıyla tanınan Fandor, yaşadığımız toplumu sarıp sarmalayan tüketim çılgınlığının sinemadaki etkisi üzerine bir video yayınladı. Videoda yer alan üç film üzerinden bu duruma yakından bakalım.

Tüketim Çılgınlığının Sinemadaki Yansımaları Üzerine Başarılı Bir Video 

George Romero’nun yönettiği Dawn of the Dead, sinema tarihinin en iyi zombi filmlerinden biri. Filmdeki zombiler, şu sıralar ülkemizde ve dünyada gerçekleşen Black Friday (Şahane Cuma) çılgınlığının bir temsili aslında. Bir alışveriş merkezinde olan zombiler, alışveriş merkezine sığınan insanları avlamak için zorla bir mağazaya girmeye çalışırlar. Çünkü bu zombilerin gözünü insanlar bürümüştür ve onları avlamak için ellerinden geleni yaparlar. Tıpkı indirimin had safhada olduğu Black Friday zamanında, insanların her şeyi almaya çalışması gibi. Buradan hareketle film, tüketim çılgınlığını zombiler üzerinden eleştirme yoluna giderek sinema tarihinin en akılda kalıcı zombi filmlerinden biri olmayı başarıyor.

Aynı şekilde John Carpenter imzalı They Live, tüketim çılgınlığının insanları tekdüze hâle getirmesini eleştiriyor. Bir gün taktığı gözlükle, her şeyi tüm çıplaklığıyla görmeye başlayan Nada, sistemin saklı kalmış gerçeklerine tanık oluyor. Film, sistemin insanları nasıl köleleştirdiği ve bir şeyleri sorgulama ihtiyacının köreldiği gerçeğini tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Bu açıdan They Live, yarattığı atmosferle izleyicisine unutulmaz bir sinema deneyimi yaşatıyor.

Fight Club için tüketim çılgınlığını eleştiren sinemadaki en önemli film dersek sanırım yanılmış olmayız. Bunu söylememizdeki neden, filmin bu kavram üzerinden anlatısını oluşturuyor olması. Film, Starbucks bardaklarını ve Ikea kataloğunu sürekli gözümüze sokar adeta. Ikea kataloğundan evinin dekorasyonunu düzeltmek için sürekli mobilya bakan Edward Norton’ın canlandırdığı “anlatıcı” karakter, tüketim toplumunun içerisine hapsolmuştur. Yarattığı alter ego‘sunun temsili olan Tyler Durden karakteriyle, bu sıkışıp kalma durumundan kurtulmak istemektedir. Manipülatif bir karakter yapısına sahip olan Tyler, anlatıcının tam da olmak istediği kişidir ve onun üzerinde baskı kurar. Manipülasyonlar vasıtasıyla film, izleyici belli bir olay örgüsünün içerisine sürükler, izleyiciyi “belli gerçeklere” inandırmaya çalışır. Ancak bu gerçekler, hiç de sandığımız gibi değildir ve biz, filmin sonunda hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı gerçeğiyle baş başa kalırız. Film, tüketim çılgınlığının gerçeklerin üstünü örtmesini bu anlatım biçimiyle ele alıyor.

Sinema ve tüketim çılgınlığı ilişkisine daha detaylı bakabileceğiniz videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi