Bartu Küçükçağlayan, günümüzün en nevi şahsına münhasır figülerinden biri. Tiyatro oyunları, televizyon dizileri ve sinema filmleriyle dolu dolu bir oyunculuk kariyeri inşa etmekteyken bir yandan da Türkiye’nin en özgün müzik gruplarından Büyük Ev Ablukada’nın solistiğini yapıyor. Buna bir de YouTube’da imza attığı işleri eklediğimiz zaman, Bartu Küçükçağlayan’ın adını geniş kitle duyurmuş, çok yönlü bir sanatçı olduğunu söyleyebiliriz. Bu sav, pekâlâ kendi içinde son derece tutarlı ve mevcut durumu büyük oranda yansıtıyor. Fakat bu bilinirlik seviyesinin Türkiye gibi çok farklı sosyal, kültürel ve ekonomik şartların birbirlerinden oldukça uzak toplumsal kesimler oluşmasına neden olduğu bir ülkede, tüm nüfusa yayıldığından bahsedebilmek çok zor. Sadece ülke genelinde değil, İstanbul özelinde de durum geçerli. Hâl böyleyken, farklı toplumsal kesimlerin kendi ünlülerini yarattığını söyleyebiliriz. Bartu Küçükçağlayan’ı da bu popüleritesi farklı toplumsal kesimlere göre farklılık gösteren isimlere dahil edebiliriz. “Bir az ünlünün, az daha ünlü olma hikâyesi” olarak lanse edilen yeni BluTV orijinali Bartu Ben de çıkış fikrini buradan alıyor.

Bartu Ben: Otobiyografik Ögeler Üzerine Kurulu Bir Komedi

Senaryosunu da Bartu Küçükçağlayan’ın kaleme aldığı Bartu Ben dizisini ilk bölüm itibarıyla, oyucunun bugüne kadar inşa ettiği persona üzerinden şekillenen otobiyografik bir anlatı olarak niteleyebiliriz. Bunu dizinin ilk bölümünün açılış sekansından itibaren görebilmek mümkün. Bu sekansta, özellikle bir dönem çok popüler olan tarihi dizilerden biri için yapılan oyuncu seçimi esnasında görüyoruz Bartu’yu. Biraz uyumsuz, biraz genel geçer kuralların dışında yaşamayı tercih eder türden bir imajı olan Bartu Küçükçağlayan, bu tarzda bir dizinin seçmelerinde kelimenin tam anlamıyla eğreti duruyor. Ama bu noktada belirtmek gerekir ki, Bartu Ben, Küçükçağlayan’ın yaşadıklarını tamamen gerçeklere bağlı olarak yansıtmak gibi bir iddia taşımıyor. Zira bu oyuncu seçmeleri sahnesinde izlediğimiz gibi bir muameleye maruz kalma ihtimali oldukça düşük Bartu Küçükçağlayan’ın. Dizi, mizahını oyuncunun “az ünlü” olma hâli üzerine, otobiyografik ögelerle zenginleştirerek kuruyor. Ve belirtmek gerekir ki, Bartu Ben’in komedi düzeyi de bu ögelerin baskın olduğu anlarda daha yüksek hissediliyor.

Bartu Ben’in ilk bölümünden hareketle dizide, zaten tanıdığımız Bartu Küçükçağlayan’ı sektör şartlarının sebep olduğu tuhaf hâllerin dışında, günlük hayatın bireylere yaşattığı absürtlüklerle yüzleşirken de izleyeceğimiz sonucunu çıkarabiliriz. Yönetmen Tolga Karaçelik’in bu ikilik arasında bir denge tutturma çabalarının hissedildiği anlarda, Bartu Ben daha keyifli bir seyirlik hâline geliyor. Oyuncu seçmesini izlediğimiz uzun açılış sekansı ve ardından gelen  Küçükçağlayan’ı menajeriyle görüşürken izlediğimiz sahne, dizinin monotonlaşabileceği izlenimini yaratıyor. Ancak devamında anlatıya dahil olan, ana karakterin kuzeni ve dayısı Bartu Ben’in yan karakter ve hikâyelerle zenginleşen kurmaca bir anlatı sunacağının ipucunu veriyor.

Bartu Ben’in, internetin hayatımızın her anında hakim olduğu bir çağda, online bir platformda yayınlanan bir dizi olduğunun son derece farkında olduğunu ve bundan da ironik bir üslup üretmeye çalıştığını gözlemleyebiliyoruz ilk bölüm itibarıyla. Bartu’nun Twitter hesabı açarken, bu mecrada son derece aktif olan yönetmen Tolga “Gago” Karaçelik’ten fikir alışı bu durumun bir örneği. Benzer şekilde, Bartu’nun ilk bölüm sonunda bir YouTube programına konuk oluşu ve bu mecranın kendisine -ve tabii tüm kullanıcılara- sunduğu “özgürlük” alanının sınırlarını zorlayışı Bartu Ben’in hem anlatısında hem de yapım ve üretim biçiminde önemli bir yer kaplayacak gibi görünüyor.

Henüz Bartu Ben’in genel itibarıyla seyirciye karakterleri tanıtan ve genel tonunun nasıl olacağını gördüğümüz ilk bölümünü izleme şansı bulmuşken, dizinin seyri hakkında net bir fikir edinebilmek mümkün değil. Lakin, dizinin komedi janrında olduğunu ve bu janrın başarısının anlatının temposuyla doğrudan ilgili olduğunu düşünürsek, ilk bölümün bazı sahnelerinin gereğinden biraz fazla uzun olduğunu söyleyebiliriz. Bu da komedinin tonuna doğrudan etki eden bir durum. Ama özellikle bölümün ikinci yarısıyla birlikte olay örgüsünün dallanması Bartu Ben’in seyir keyfini yükseltiyor. Sırf bu bile Bartu Ben’in devam bölümlerine şans vermek için fazlasıyla yeterli bir sebepken, ülkemizde yerleşmiş mizah ve komedi anlayışlarının dışına çıkmaya cüret ediyor oluşu da dizinin yarattığı merak duygusunu artırıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi