BluTV’nin polisiye türündeki yeni orijinal dizisi Bozkır’ın yönetmeni Bahadır İnce ile dizinin yapım sürecini, senaryonun merkezinde yer alan bozkır hissiyatını ve gelişmekte olan dijital yayın platformlarının önemini konuştuk.

Oyuncu kadrosunda Yiğit Özşener, Ekin Koç, Nur Fettahoğlu ve Altan Erkekli gibi isimlerin yer aldığı polisiye dizisi Bozkır, deneyimli başkomiser Seyfi ile çaylak polis Nuri Pamir’in şehirde yaşanan bir çocuk cinayeti sonrası yaşadıklarını anlatıyor.

Söyleşi: Güvenç Atsüren

Deşifre: Sıla Şahinöz

Fotoğraflar: Övgü Avcıer

Güvenç Atsüren: Bozkır’ın fikri nasıl ortaya çıktı ve siz, projeye nasıl dahil oldunuz?

Bahadır İnce: Senarist Levent Cantek ile ben, dört yıl önce Eski Hikâye diye bir projede beraber çalışmıştık. Oradan beri bir dostluğumuz var. Gelinen süreçte, projeler ve mecralar değiştiği için bir Bozkır projesi gündeme gelmişti. Levent, ben ve Eski Hikâye’nin yapımcısı Fatih Enes Ömeroğlu, üçümüz bu projede buluştuk. Projenin öncesinde Levent, bunu kısa bir öykü olarak polisiye bir dergiye yazmıştı. Buradan yola çıkarak dijital mecralara bir proje sunma fikri konuşulurken, Bozkır tekrar gündeme gelmiş ve Levent bunun senaryosunu yazmış. Onun üzerine BluTV aşamasına geldikten sonra, bunu kim çeker diye konuşulurken benimle bir araya geldiler. İkinci kez buluştuk ve bu işi BluTV’ye yaptık.

Güvenç Atsüren: Levent Cantek’le daha önce Eski Hikâye’de çalışmıştınız. Bozkır için ikinci kez bir araya geldiniz. Levent Cantek ile çalışmak nasıl bir deneyim?

Bahadır İnce: Bildiğiniz üzere Levent, akademisyen tarafı olan ve çizgi roman konusunda bu ülkede önemli donanıma sahip olan isimlerden biri. Popüler kültür üzerine de bilgisi olan birisi. Farklı bir kalemi var. Bizim konvansiyonel işlerin dışında, bakış açısı ve kalemi itibarıyla, bir çizgi roman altyapısı olduğu için hikâyeye başka bir taraftan bakıyor.

Levent kendine özgü bir dili olan bir senarist. İster istemez, onun yazdığı şeylerde gaza gelip bir şeyler yapmak istiyorsun ama tökezlediğin yerler oluyor. Ana akım kanallarda farklı şeyler deneyemiyorsun. Fakat iş, dijital platforma gelince sadece senaryo ve hikâye anlamında değil, reji anlamında da sinema özgürlüğüne eriştik.  Bu anlamda Bozkır, benim içim çok önemli ve keyifli bir iş oldu.

“Dijitale geldiğimizde, yıllardır yapmak istediğimiz şeyleri yapacak alanlar bulduk.”

Güvenç Atsüren: Dijital mecraların gelişimi ve Türkiye’de yaygınlaşması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bahadır İnce: Hiç bitmesin, hep devam etsin istiyorum! Yaklaşık 20 yıldır ben bu sektörün içindeyim ve son 15 yıldır yönetmen olarak bu işi yapıyorum. Biz, üniversite öğrencisiyken hayalimiz hep sinema yapmaktı. Fakat ülkenin genel durumu, ekonomik durumu itibarıyla dizi sektörüne girdik. Dizi sektörünün bize kazandırdıkları var ama biz, bir şekilde bu curcunanın içine girdiğimizde hayalimizle ve yapmak istediğimiz şeylerle törpülendik sansür, RTÜK, seyirci kitlesinin bazı dokunulmazlıkları gibi sebeplerle. Fakat dijitale geldiğimizde, yıllardır yapmak istediğimiz şeyleri yapacak alanlar bulduk. Ne gibi? Örneğin, 150 dakika dizi çekmiyoruz. Dizi süreleri, ortalama 45 dakika. Oradaki izleyici kitlesi çok farklı olduğu için, ben sinema izleyicisi diyeceğim, dünyadaki dizileri izledikleri için daha bizim kafamızda insanlar. Dijitalde daha kendine özgü işler yapabiliyorsun. Ben bundan çok keyif aldım açıkçası. Sadece RTÜK ve sansür anlamında değil, bizim hayal ettiğimiz şeylerin böyle olduğunu fark ettiğimiz noktaya geldik.

Güvenç Atsüren: Genel itibarıyla Bozkır’da bir polis ikilisi görüyoruz. Bu, polisiye öykülerde çok kullanılan bir motiftir. Birisi, daha tecrübeli olurken; diğeri de daha tez canlı, daha “genç” biri olur. Bu açıdan, Bozkır’ın merkezindeki bu iki polis karakteri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bahadır İnce: Dünyadaki bu tarz hikâyeler de polis üzerinden gider ve bu, çalışan ve işleyen bir trüktür. Genç, cevval ve hafif acemi bir polis yanına, tecrübeli ve yaşça daha büyük bir polis konulur. Bu aslında, “iki farklı gözden bir olaya nasıl bakabilir?” numarasıdır.

Fakat Bozkır, sadece iki polisin dünyasından ibaret değil. Bizim hikâyemizin özelliği, gerçekten bir taşra hikâyesi olması. İnsanların taşrada yaşamaları, herhangi bir olaya bakışlarını çok etkiliyor. İstanbul’da yaşanan bir cinayete bakışla, oradaki insanların olaya bakışları çok farklı. Çünkü yaşama alışkanlıkları çok değişik. Bizim hikâyemizde, tabii ki de polisler bizim majörlerimizdi, ama biz hikâyeyi anlatırken biraz da bu taraftan bakmak istedik. Bir olay, ülkenin Batı’sından ve Anadolu’nun göbeğinden nasıl görünüyor? Mevzu bu.

Güvenç Atsüren: Dizide bir dış ses kullanımı var. Bahsettiğimiz polislerden daha genç olan Nuri’nin sesinden olayları takip ediyoruz. Bu durum, Bozkır’ın hikâye akışını nasıl şekillendiriyor?

Bahadır İnce: Özellikle 1. bölümümüz, kurgu ve hikâye anlamında izlemesi zor bir bölüm aslında. Levent, dış sesi bir enformasyon biraz da estetik olarak seyirciye yardımcı olması için kullandı. Çünkü sadece olayın içine girerseniz, biraz belgesel gerçekliğinde olabilir. Ama birinin gözünden anlatıp, onun fikirleriyle güçlendirirseniz oradaki her şeye odaklanabilirsiniz. Seyfi ile ilişkisini, kendi özel hayatını anlatabilirsiniz. Dolayısıyla 1. bölümden itibaren hikâyenin temel hatlarını öğrenebiliyorsunuz. Bunun için dış ses kullanıldı. Biraz da çizgi romandan gelen bir anlatım biçimi.

“Bu hikâyeyi bir metropolde anlatamazsınız, çünkü hemen çözülür. Metropolde her şey çok profesyoneldir, insan ilişkileri çok profesyoneldir ve hemen işi bitirirsiniz. Ama maalesef taşrada, birçok şey gözünün içine bakarak sümen altı edilebilir.”

Güvenç Atsüren: Dizide bozkırın, bir mekân olarak hikâyeyi nasıl şekillendirdiği çok önemli bir yer tutuyor. Hem atmosfer olarak hem de ortada yaşanan olaylar açısından bunu nasıl değerlendirebiliriz?

Bahadır İnce: Ben Karadeniz’de, Giresun’da doğup büyüdüm. Orası küçük bir yerdir ve oradaki insanları çok iyi biliriz. İzlediğinizde anlayacaksınız aslında. Orada, “küçük yerlerde” yaşayan insanların, dünyalarındaki fazla büyütülemeyen durumlara sadece bir at gözlüğüyle bakarlar. O insan çeşitliliği, özellikle merkezde kalmak isteyen, kendisine pek zarar gelsin istemeyen, ne olacaksa olsun ama bana bir zarar gelmesin diye düşünen insanları ben çok iyi tanıyorum. Yaptığımız iş sebebiyle hep insanlarla uğraşıyoruz. Burası aslında Bozkır’ın çok önemli bir noktası. Bu anlamda taşra dediğimiz yer, aslında çok tehlikeli bir yer. Çok güvenli bir yer değil. Bu güvensizlik, insan ilişkilerinden başlayarak kriminal işlere kadar kendini fazlasıyla gösteren bir şey. Bu hikâyeyi bir metropolde anlatamazsınız, çünkü hemen çözülür. Metropolde her şey çok profesyoneldir, insan ilişkileri çok profesyoneldir ve hemen işi bitirirsiniz. Ama maalesef taşrada, birçok şey gözünün içine bakarak sümen altı edilebilir.

Güvenç Atsüren: Dizinin, bir mekân olarak bozkırı merkezine yerleşmesine rağmen herhangi bir şehri ya da kasabayı doğrudan refere etmeyen bir anlatımı var. Adı olmayan bir kent, otogar adının kadraj dışında bırakılması, aslında olmayan 88 numaralı plakaların kullanılması gibi şeyler var. Bu aslında izlediğimiz tüm hikâyeyi, özel bir şehirden ya da kasabadan daha geniş bir alana, gördüklerimizin izinden biraz Orta Anadolu çağrışımına açık hâle getiriyor. Özel bir kentten daha geniş bir coğrafyaya yayıldığı için, Bozkır bir yerden sonra bu ülkeye dair bir şeyler söylemeye başlıyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bahadır İnce: Tabii ki de ülkeye dair bir şeyler söylüyor. Az önce anlattıklarımla çok doğru orantılı aslında. Bir yerde bir suç işleniyorsa, o suçun aslında sadece tek bir sebebi yoktur. Sadece kriminal bir durumdan da bahsetmiyorum. Dünyada ve ülkemizde de durum böyle. Sadece bir şeye odaklanıyorsun ve “Ben yapmadım” diyorsun. Her şey kendini kurtarmakla ilgili ama bir sebeple alakalı, bir sonuç değil aslında.

Bozkırın böyle bir durumu var. Özellikle orayı seçtik. Neden? Çünkü, uçsuz bucaksız bozkır resmi sinematografik olarak çok net, değil mi? Bozkırda bir şey saklayamazsın. Eskişehir merkezden çık, 10 dakika sonra her yer bozkır. Göz alabildiğince bozkır ve ufuk çizgisini görebiliyorsun. Her yeri görebilirsin orada. Ama burada başka bir metafor var. Bozkır, aslında çok şeyi saklıyor. Mesele bu.

Güvenç Atsüren: Ülkenin geneline dair birçok şeyi ilk bölümlerde görüyoruz. Suriyeliler üzerinden taşra insanının tutumu anlatılıyor aslında. Her şeyin, bir sürü sebebinin olmasına açılıyor.

Bahadır İnce: Suriyeliler her yerde var. Mesela İstanbul’da da varlar. İstanbul’daki konumlandırmanızla, oradaki konumlandırmanız çok farklı. Bakış açıları çok farklı. Oradaki insanların, onlara nasıl baktığını ilk bölümde gördük. Burada da onlar gibi düşünen çok insan tabii ki var ama yapacak o kadar işleri var ki, hayatlarının merkezinde değil. Oradaki insanların, “Gidin buradan” demek dışında yapacak pek işleri yok.

Güvenç Atsüren: Biraz önce, taşradaki insanın evvela kendini düşündüğünü söylediniz. Bunu “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” durumuna dayandırabiliriz. Bu durum, emniyet müdürü karakterine çok iyi oturuyor aslında. Dizinin en politikleştiği yer, belki de emniyet müdürü karakteri. Devletin temsili olarak orada bulunuyor.

Bahadır İnce: Bunu politize etmek çok doğru bir şey değil. Bu herhangi bir İngiliz dizisinde de var. Bu insan tipleri, oradaki lokasyonla da alakalı bir şey. Müdürden ziyade, Ziya karakteri üzerine ayrı bir dizi yapılır. Onun kendi bencilliği, kendi fırsatçılığı içerisinde başka dertleri var. Birkaç tane daha öyle karakterlerimiz var ve onlar, gerçekten de oralara özgü insanlar.

Güvenç Atsüren: Televizyon dizilerinde genellikle, mevcut durumun, anlatının merkezindeki karakterlerin durumlarının uzun uzun anlatılmasına şahit oluyoruz. Bozkır’da, bir yanda bunlar varken; diğer yanda gerçekten sürükleyici bir polisiye takip ediyoruz. Bunun, hem Levent Cantek’in metniyle hem de dijital ortamda çalışmanız üzerinden  nasıl bir etkisinin olduğunu düşünüyorsunuz? Sizin için bu imkânı ne yarattı?

Bahadır İnce: Tamamen dizi süreleri. Televizyonda, 150 dakika dizi çekmek zorundasınız. Dijitalin izleyicisi farklı. İşten çıkıyor, eve geliyor, bilgisayarını açıyor ve 45-50 dakika orada kalmak istiyor. Çünkü o, orada rahatlıyor. Öbür türlü, 120-130 dakikada yoruluyor adam. Bir dizinin, iki saatinizi alması nerede, 50 dakikanızı alması nerede? Tek fark tamamen bu.

“Teenage kesim, oturup bir kanalda dizi izlemek istemiyor. Bu dönüşüm şimdi başladı. İçerik anlamında şimdi oraya yatırım yapmazsak, oradan gelen seyirciye bir şey izletemeyeceğiz. O yüzden dijitali çok önemli ve değerli buluyorum.”

Güvenç Atsüren: Peki bu durum sektörün gidişatına dair bir şey söylüyor mu sizce? Sürekli sektörden, dizi süreleriyle ilgili çok şikâyet var. Bunu değiştirmek için ufak tefek girişimler de oluyor ama hâlâ fiili olarak aynı düzen devam ediyor. Dijital bu konuda bir değişikliğe alan açacak mı sizce?

Bahadır İnce: İnşallah, tek dileğim bu. Dijitalde güzel işler olmaya başladı, olacak ve olmalı zaten. Çünkü ana akım kanallarda, reklam fiyatlarında sıkıntı var. Dolayısıyla bunların değişmesi, şu an için öngörülemiyor. Mecburen uzun uzun çekiliyor. Televizyon denen şey, diziler anlamında 20-30 sene sonra izlenmeyecek, çünkü jenerasyon değişti. Teenage kesim, oturup bir kanalda dizi izlemek istemiyor. Bu dönüşüm şimdi başladı. İçerik anlamında şimdi oraya yatırım yapmazsak, oradan gelen seyirciye bir şey izletemeyeceğiz. O yüzden dijitali çok önemli ve değerli buluyorum. Teknik olarak hiçbir sıkıntımız yok ama içerik olarak, bizim seyirciyi çekmek için bir şeyler yapmamız lazım. Biraz kafayı çalıştırmamız lazım.

Güvenç Atsüren: Bozkır, içerik ve teknik açıdan televizyondan çok farklı bir yerde duruyor. Özellikle dış mekân çekimlerinde geniş planlar görüyoruz. Bunların hem anlatıya etkisi, hem de bunları tercih ederken referans aldığınız noktalar ya da bir yol haritanız var mıydı?

Bahadır İnce: Ben ve ekibim, bütün ezberlerimizi bozarak, nasıl bir şey izlemek isterdik diye yola çıktık. Benim kafamda zaten bir şeyler vardı. Onlarla bunu paylaştığımda, ekibim buna çok inandı. Biz, ezberden bir şey yapmadık. Gördüğünüz hiçbir şey, ezbere yapılmış değil.

Bozkır, uçsuz bucaksız bir yer olduğu için sinematografik olarak bizi doyuracak resimlere ihtiyacımız vardı. Bozkır’da aşırı müzik kullanımı yoktur mesela. Biz, buradaki doğa seslerini kullanmak istedik. Rüzgâr uğultusu, kuşların sesleri… Görsel duruma hizmet ettiği için onlara çok fazla yer verdik. Kriminal bir iş yapıyoruz ve uçsuz bucaksız bozkırda, neyi ne kadar saklayabilirsin? Bunun da anlatılması için böyle resimlere ihtiyacımız vardı. Görüntü yönetmenim, Aras Demiray çok severek çalıştığım ve çok önem verdiğim bir adam. Onun da katkıları çok büyüktür.

Güvenç Atsüren: Sete girmeden önce baktığınız filmler ya da diziler var mı?

Bahadır İnce: Çok var ama hiçbirini referans almadım, onlar gibi çekmek istemedim açıkçası. Çünkü, burası gerçekten bir bozkır ve dünyanın hiçbir yerinde yok. Onun dışında İngiliz polisiyelerini severim. Bu işi, lokasyonları çok farklı olmalarına rağmen Broudchurch’a çok benzettim. Happy Valley de var mesela. Ayrıca The Night Of’taki gerilimi çok sevdim.

Güvenç Atsüren: Bozkır’ın sinematografik bir dili olduğunu görüyoruz. Büyük kuruluşların işin içerisine girmesi ve çok büyük bütçeler ayrılmasıyla, yavaş yavaş dizi ve sinema arasındaki ayrımın bulanıklaştığını görüyoruz. Hatta yılın en iyi 10 filmini açıklayan dergiler, kurumlar, dizilere de bu listelerde yer veriyorlar. Bu gidişatla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bahadır İnce: Çok basit: Bundan yaklaşık 10 sene önce, bizim gibi sinema yapanlar ya da bu işi sevenler, önümüzdeki gelecek filmleri bekliyordu. Son 3-4 yıldır, bu sene hangi filmin geleceği aklınızda var mı? Dizi bekliyoruz artık. Game of Thrones’un yeni sezonunu bekliyoruz iki yıldır. Çünkü izleyici değişti. Kimse artık sinemaya sinema için gitmiyor. Dizi bekliyoruz artık, film bekleyen kimse yok.

Güvenç Atsüren: Şu sıralar, üzerinde çalıştığınız bir proje var mı?

Bahadır İnce: Evet, üzerinde çalıştığım bir proje var. Bir televizyon dizisi yapacağız, onun hazırlıklarıyla uğraşıyoruz şu an. Drama yapacağız. Star TV’ye bir iş yapıyoruz, yapımcımız Ay Yapım. 2019’da başlayacak.

Güvenç Atsüren: Çok teşekkür ederim.

Bahadır İnce: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi