EIhOSz5-0TQ

Ryan Gosling‘in başrolünde yer aldığı Akademi ve Altın Küre Ödüllerine aday gösterilen Nicholas Winding Refn imzalı 2011 yapımı Drive ve ardından Edgar Wright’ın bu yılın sevilen yapımlarından biri olarak öne çıkan filmi Baby Driver, benzer kalıplar üzerinden ilerleyen iki ayrı anlatı.

Cool, mesafeli, yakışıklı, az konuşan ve tüm bu sıfatları sebebiyle de gizemli olan bir protagonisti ele aldığımız bu filmler çok az konuşan ve her şeyden önce işine odaklanan bir sürücü karakterinde vücut bularak, etkisini izleyiciye hızlıca geçirebilen bir kurguya sahip. Peki bunun sebepleri ne olabilir? Nicholas Winding Refn ve Edgar Wright’ın filmleri bu benzer temadan beslenirken aslında hangi filmlerden esinleniyorlar?

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Mart ayında, South by Southwest Film Festivali’nde yapan Baby Driver, özellikle araba kovalama sahnelerinde Walter Hill’in 1978 yapımı Sürücü (The Driver) filminden esintiler taşıyor. Buna ek olarak, Walter Hill’in rüzgarlarını, filmde yaptığı seslendirme aracılığıyla da hissediyoruz. Genellikle aynı havalı kıyafetleri giyen bu sürücü karakterler, yapılacak bir soygunda ya da işlenecek bir başka suçta yalnızca direksiyonda oturarak, soyguncuları en hızlı şekilde olay yerinden kaçırmakla yükümlüdür ve suçla başka bir bağları yoktur ve ilk elden suçu işleyen olma durumuyla yüz yüze gelmezler. Hayatlarına aniden giren bir kadın ile işler değişir ve sevilen kadın için göze alınması gereken bazı durumlar ortaya çıkar. Bu da anlatıyı, suçla ilk elden hiç yüzleşmemiş karakterimizin direkt olarak suç işlemesine çevirir.

Kaçış Filmlerinin Kökenleri

Bu kodların birçoğunu Walter Hill’in The Driver (1978) filminde görmek mümkün. Hatta The Driver’ı izlemek yeni dönem kaçış filmlerini yeniden keşfetmek gibi bir hissiyat da uyandırabilir. The Driver’ın unutulmaz sürücüsü film boyunca toplamda 350 kelime eder. Karakterlerin genel olarak bir ismi yoktur. Kapanış jeneriğinde de sürücü, dedektif olarak adlandırılırlar. Karakter düşünüyor gibi görünmez yalnızca harekete geçer. 3 filmin de başlangıcında sürücülerimizi, soyguncuları beklerken görürüz. Bir kaçış filmini tüm kodlarıyla ortaya koyan Walter Hill’den biraz daha geriye gittiğimizde ise Jean-Pierre Melville’in Le Samourai filmiyle karşılaşırız.

Bu filmi bir başyapıt olarak değerlendirmek için pek çok sebebimiz var. Eğer Bob le Flambeur bir karakter çalışmasıysa, bu film karakter çalışmasının doktora tezi kıvamında. Alain Delon’un sinematografik kimliğini sonuna kadar – iyi anlamda! – sömüren bir film ile karşı karşıyayız. Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz, filmin sonuna kadar hiçbir şey duymadığımız ama film bittikten bir süre sonra tanıdığımızı anlayacağımız kiralık katil Jef Costello’nun hikayesini anlatıyor film.

Bir robot soğukkanlılığıyla ve oturmuş bir sistemle çalışan Jef, bir iş esnasında piyanist bir kadın ile tanışır. Bu karşılaşma hayatını tümüyle değiştirecektir. Tüm çevresinden yabancılaşmış, hayattan kopuk bir biçimde hayatını ve işini sürdüren Jef, hissettiği duygular karşısında allak bullak olur. Le Samourai bir kaçış filmi olmasa da sessiz ve havalı bir suçlunun anatomisini izleyiciye sunar.

Baby Driver ve Drive filmlerinin kökenlerini ve üzerinden ilerlediği noktaları aşağıdaki video üzerinden inceleyebilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi