Durum komedisinde, yaratılan karakterlerin sahnede olma sebepleri mizansenin ve komedinin gücünü şekillendirir. İyi kurgulanmış bir mizansen ve karakterin varoluşunun bağlama güçlü bir şekilde adapte olması bu komedinin de seyirciler nezdinde iyi işlediğini gösterecektir. Mizahın uçsuz bucaksız yolculuğu elbette sadece durum komedisinden oluşmuyor ama Harold Ramis’den bahsediyorsak mizah yazarlığının temelini oluşturduğu bu kavrama dönüp bakmamak olmazdı. Çünkü Ramis, durum komedisinden aldığı ilhamla sonrasında parodiye evrilen mizah yolculuğunda sahneden sinemaya birçok kült yapıma imzasını atacaktı.

1970’ler Amerikan televizyonlarının mizahla buluşma aşamasında önemli bir on yıllık dilime işaret ediyor. Bu tarihe kadar televizyon işi anlamında uzun soluklu olacak bir yapım göze çarpmazken 70’lerle birlikte komedinin devamlılığı ve varyete şovların çeşitliliğiyle ilgili televizyonda hareketlenmeler göze çarpıyor. Bunun bir adım gerisine gittiğimizde ise dönemin komedi topluluklarının gücünü görüyoruz. The Second City komedi topluluğunun skeç mantığıyla işleyen ve dönemin yeni nesil mizahını müjdeleyen yapısı, sonrasında seslerini televizyon ekranında da duyurmaya başlayacaklardı. Bu hem The Second City’nin yine aynı isimli şovuna televizyonda da sahne hazırlayacak hem de Amerika’da mizahı ve skeç şovları öne çıkarmak isteyen yapımcıları harekete geçirecekti (ki Saturday Night Live bu şovların artık kült mertebesine erişmiş bir örneği). Peki televizyon sektörüne sahnede ortaya koydukları mizah sayesinde etki eden bu ekipte kimler vardı? Gilda Radner’dan Martin Short’a, Bill Murray’den John Bellushi’ye şu an anılarını ve şakalarını hâlen yaşattığımız bir sürü yıldız isim. İşte Harold Ramis’in yazarlık yolculuğu bu ekibin içinde başlıyor. Skeç yazarlığıyla ve yarattığı karakterlerle ünlenmeye başlayan Ramis, Chevy Chase, Bill Murray, John Bellushi ve Dan Aykroyd’un içinde bulunduğu birçok televizyon yapımına ve sinema filmine imza atıyor. Ekip bahsi geçen 1970’lerde daha çok televizyon şovlarına ve filmlerine odaklansalar da Harold Ramis ve Dan Aykroyd’un senaristliğini üstlendiği ve özellikle Harold Ramis, Dan Aykroyd, Bill Murray ve Ernie Hudson’ı 80’lerin sinema perdesinde devleştirecek film olan Hayalet Avcıları – Ghostbusters 1984 yılında vizyona giriyor. Bu tarihten itibaren özellikle Ghostbusters’ın popüler kültürle harmanlamasının ardından -filmin merkezine aldığı konunun aslında 80’ler döneminin bilinmeyene duyduğu korku paranoyasının bir parodisi olması bu konuda en büyük etken- Ramis ve Aykroyd’un filmin devamı ve Ghostbusters’ın ulaştığı kitlelerin beklentisiyle ilgili yeni serüvenlere girmesi de peşi sıra gerçekleşiyor. Harold Ramis’in Ghostbusters’la beraber senarist kimliğinden daha çok oyuncu olarak sinema perdesinde ve bilgisayar oyunlarında yer alması ise onu asla kariyerinin başlangıcı olan nokta olan yazarlıktan geri tutmuyor. Çünkü özellikle dönemiyle ve toplumunun paranoyak olmasına sebebiyet veren sosyal-siyasal durumlarla yakından ilgili olan Ramis, bu durumlarla ilgili yeni hikâyeler yazmayı bırakmıyor.

Zamanın Eskimeyen Komedisi

Bu hikâyelerin 1990’lardan günümüze gelmiş ve senaryo kurgusuyla hâlen adından söz ettiren örneği hiç kuşkusuz Bugün Aslında Dündü – Groundhog Day. Senaristliğini Danny Rubin (hikâyede de ona ait) ve Harold Ramis’in yaptığı filmde Harold Ramis’i yönetmen koltuğunda da görüyoruz. 1980’lerde yazarlığın yanında oyunculuğunu da sergilediğini söylemiştik ama bununla beraber Vur Gitsin – Caddyshack ve National Lampoon’s Vacation’ın da yönetmenliğini üstlenmişti Ramis. İki filmde de The Old City kadrosundan aşina olduğumuz isimlerin bir nevi Marx Kardeşler, Mel Brooks ve Stanley Kramer’in ortaya koyduğu parodi çatısında absürt mizahla şekillenen yapımların içinde görüyorduk. Bu yapımların ardından üçüncü yönetmenlik deneyimi olan Groundhog Day’de ise belirgin bir absürt mizahtan ziyade, popüler kültürün 90’larda yarattığı tüketim enerjisine yönetilen bir eleştiriyle karşılaşıyoruz. Yukarıda da söz ettiğim gibi Harold Ramis, döneminin sosyal ve siyasal iklimiyle her yeni gün yeniden şekillenen toplumun gündeliğine dair tespitler çıkarma konusunda oldukça usta bir kalem. Küreselleşmenin ayak sesleriyle yükseltilmeye başlayan korku hissiyatından, bu korkuyu tüketmeye ve sorgulamamaya çeviren, 90’larla merhaba dediğimiz yeni döneme dair bir döngünün filmi aslında Groundhog Day. Haber yapmak için gittiği kasabada, haber yapacağı günde sıkışıp kalmış duygularından ve etkileşime geçtiği insanların hayatına yaptığı etkiden bihaber bir spikerin hem kendini bulma hem de zamanını iyileştirme çabasının anlatısı. Bu anlatı, Harold Ramis’in kamerasında -ve kaleminde- ve Bill Murray’in oyunculuğunda tabii ki mizahi üslubunu da yanına alarak konuşuyor. Zamanın akmamasına neden olan iletişimsizliğin keşfi aslında sadece mizahın cesaretiyle işaret edilebilecek yeni toplumun da resmi oluveriyor.

Dönemine dair anlatılması ve aktarılması gerekenleri mizah gibi güçlü ve etkili bir unsurla kalemine yansıtan Harold Ramis’in eserleri günümüzde de hâlen güncelliğini koruyorsa, bu onun ve kullandığı üslubun kendi zamanında sıkışıp kalmadığının yani filmdekinin tersine varoluşuna dair doğru soruları sorup cevapları seyircilerle birlikte bulduğunun bir göstergesidir aslına bakarsanız. Harold Ramis’i en çok da bu cevapları yeni filmlerde onunla birlikte arayamayacak olduğumuz için özlüyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi