Lumière Kardeşler'in 1895 yılında Grand Café'de gösterimini gerçekleştirdiği Trenin Gara Girişi, izleyicilerin trenin üzerlerine geldiğini düşünerek kaçışması sebebiyle sinema tarihinin ilk korku filmi olarak kabul edilir. Hareket eden bir trenin perdeye yansımasından korkulan günden bugüne, sinemanın ödül sezonlarında en çok es geçilen ama vizyonda da seyircisini her daim koruyan türlerinden biri oldu korku. Teknoloji her ne kadar gelişse de, bir hikâyeyi görsel bir biçimde anlatmanın imkânları ne kadar kolaylaşsa da nitelikli bir çalışma ortaya koyabilmek de o denli zorlaştı. Çünkü gündelik yaşantımızda dahi sosyal medya ya da televizyon aracılığıyla inanılmaz bir görsel bombardımanı altındayız. Hatta o derece ki bu görseller yeterince vahşi değilse dikkatimizi bile çekmeyebiliyor. Hipergerçekliğin zirvesinin yaşandığı günümüzde tam da bu sebeple izleyiciyi yakalayabilecek, sürekli bir gerilimi ve yer yer de korkuyu hissettirebilecek yapımların varlığı git gide azaldı. Bu bağlamda son dönemden The Babadook, It Follows, A Quiet Place gibi örnekler türün farklılaşmaya gittiği ve izleyiciden geri dönüş alabildiği savı üzerinden örnek gösterilebilir. Hereditary, yukarıda saydığımız örneklere güçlü bir biçimde eklenebilecek bir korku filmi olarak karşımıza çıkıyor. En önemlisi de film bittikten sonra, geriye konuşulacak, analiz edilecek çok fazla detayın kalması. Ari Aster'in hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği bu ilk uzun metraj çalışması, Toni Collette, Milly Shapiro, Alex Wolff, Gabriel Byrne ve Ann Dowd gibi isimleri bir araya getiriyor. Annesinin ölümünün ardından, gizemli geçmişinin parçalarıyla yüzleşmeye başlayan Annie, bir yandan küçük kızı Charlie'nin bu ölümün etkisinden kurtulması için çabalar. Ancak Annie'nin annesi ne kadar tuhafsa kızı Charlie de bir o kadar ilginç davranışlar sergilemektedir. Charlie'nin davranışları ve anneannenin içinde bulunduğu durumun git gide uyuşmaya başlamasıyla Annie için gizemler de çözülmeye başlar. Hereditary, tüm bu gizemleri küçük parçalar hâlinde sunmasının ardından filmin ikinci yarısında bir yapbozun parçaları gibi birçok durum izleyicinin zihninde yerli yerine oturmaya başlar ancak yine de filmin sonunda dahi gizli detayların hâlâ varlığını koruduğunu söylemek mümkün. Tüm bu detaylara birazdan değineceğiz. Filmin bu denli sarsıcı bir etkiye sahip olmasının en önemli etmenlerinden biri de kesinlikle Toni Collette’nin çarpıcı oyunculuğu. Bir şeylerin ters gittiğinin hissedildiği bir evde, annesinin ölümünün ardından kızındaki tuhaflıkları daha fazla sezinleyen ve yaptığı minyatür çalışmalarında hayatının travmatik anlarını da resmetmeyi ihmal etmeyen Annie, her şeyin normal olduğu bir hayatla gerçek üstü durumların arasında sınırda kalan bir karakter olarak resmediliyor. Bu "her an bir diğer tarafa kayabilecek" hissini izleyiciye geçirmeyi başaran Toni Collette ise bu performansıyla kesinlikle alkışı hak ediyor. Yanı sıra Milly Shapiro'nun da filmdeki gerginliğin dozunu her an artıran bir karakter olan Charlie'ye başarıyla hayat verdiğini söylemek mümkün. Hereditary: Farklı Okumalara Açık Bir Korku Filmi Korku filmlerinin olmazsa olmazı elbette gerilimi artıracak müzikler. Müziğin yerinde ve doğru kullanımı bir sahnenin gerilimini çok daha yukarılara taşıyabilir. Filmin müziklerinde imzası bulunan isim ise Colin Stetson. Hereditary daha açılış sahnesinden müziği ne denli etkili bir şekilde kullanacağının ilk sinyallerini veriyor. Yanı sıra filmi aklınıza kazıyacak bazı seslerin de oldukça etkili kullanıldığını eklemeden geçmeyelim. Charlie karakteriyle özdeşleşecek sesi duyduğunuz anda neyden bahsettiğimi daha net anlayacaksınız. ***Yazının bundan sonraki bölümü Ayin - Hereditary ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.*** Öncelikle yazının bundan sonrasını filmi izledikten sonra okumanızı…

Yazar Puanı

Puan - 72%

72%

Hereditary, izleyicisine salt korku ögelerinden bir anne-oğul arasındaki psikolojik gerginliğe kadar çok çeşitli okumalara açık bir anlatı yapısı sunuyor. Bu detaylar da filmi son yılların, izlenip geçilemeyecek keyifli bir korku seyirlerinden birine dönüştürüyor.

Kullanıcı Puanları: 4.55 ( 6 votes)
72

Lumière Kardeşler’in 1895 yılında Grand Café’de gösterimini gerçekleştirdiği Trenin Gara Girişi, izleyicilerin trenin üzerlerine geldiğini düşünerek kaçışması sebebiyle sinema tarihinin ilk korku filmi olarak kabul edilir. Hareket eden bir trenin perdeye yansımasından korkulan günden bugüne, sinemanın ödül sezonlarında en çok es geçilen ama vizyonda da seyircisini her daim koruyan türlerinden biri oldu korku. Teknoloji her ne kadar gelişse de, bir hikâyeyi görsel bir biçimde anlatmanın imkânları ne kadar kolaylaşsa da nitelikli bir çalışma ortaya koyabilmek de o denli zorlaştı. Çünkü gündelik yaşantımızda dahi sosyal medya ya da televizyon aracılığıyla inanılmaz bir görsel bombardımanı altındayız. Hatta o derece ki bu görseller yeterince vahşi değilse dikkatimizi bile çekmeyebiliyor. Hipergerçekliğin zirvesinin yaşandığı günümüzde tam da bu sebeple izleyiciyi yakalayabilecek, sürekli bir gerilimi ve yer yer de korkuyu hissettirebilecek yapımların varlığı git gide azaldı. Bu bağlamda son dönemden The Babadook, It Follows, A Quiet Place gibi örnekler türün farklılaşmaya gittiği ve izleyiciden geri dönüş alabildiği savı üzerinden örnek gösterilebilir.

Hereditary, yukarıda saydığımız örneklere güçlü bir biçimde eklenebilecek bir korku filmi olarak karşımıza çıkıyor. En önemlisi de film bittikten sonra, geriye konuşulacak, analiz edilecek çok fazla detayın kalması. Ari Aster’in hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği bu ilk uzun metraj çalışması, Toni Collette, Milly Shapiro, Alex Wolff, Gabriel Byrne ve Ann Dowd gibi isimleri bir araya getiriyor.

Annesinin ölümünün ardından, gizemli geçmişinin parçalarıyla yüzleşmeye başlayan Annie, bir yandan küçük kızı Charlie’nin bu ölümün etkisinden kurtulması için çabalar. Ancak Annie’nin annesi ne kadar tuhafsa kızı Charlie de bir o kadar ilginç davranışlar sergilemektedir. Charlie’nin davranışları ve anneannenin içinde bulunduğu durumun git gide uyuşmaya başlamasıyla Annie için gizemler de çözülmeye başlar. Hereditary, tüm bu gizemleri küçük parçalar hâlinde sunmasının ardından filmin ikinci yarısında bir yapbozun parçaları gibi birçok durum izleyicinin zihninde yerli yerine oturmaya başlar ancak yine de filmin sonunda dahi gizli detayların hâlâ varlığını koruduğunu söylemek mümkün. Tüm bu detaylara birazdan değineceğiz. Filmin bu denli sarsıcı bir etkiye sahip olmasının en önemli etmenlerinden biri de kesinlikle Toni Collette’nin çarpıcı oyunculuğu. Bir şeylerin ters gittiğinin hissedildiği bir evde, annesinin ölümünün ardından kızındaki tuhaflıkları daha fazla sezinleyen ve yaptığı minyatür çalışmalarında hayatının travmatik anlarını da resmetmeyi ihmal etmeyen Annie, her şeyin normal olduğu bir hayatla gerçek üstü durumların arasında sınırda kalan bir karakter olarak resmediliyor. Bu “her an bir diğer tarafa kayabilecek” hissini izleyiciye geçirmeyi başaran Toni Collette ise bu performansıyla kesinlikle alkışı hak ediyor. Yanı sıra Milly Shapiro’nun da filmdeki gerginliğin dozunu her an artıran bir karakter olan Charlie’ye başarıyla hayat verdiğini söylemek mümkün.

Hereditary: Farklı Okumalara Açık Bir Korku Filmi

Korku filmlerinin olmazsa olmazı elbette gerilimi artıracak müzikler. Müziğin yerinde ve doğru kullanımı bir sahnenin gerilimini çok daha yukarılara taşıyabilir. Filmin müziklerinde imzası bulunan isim ise Colin Stetson. Hereditary daha açılış sahnesinden müziği ne denli etkili bir şekilde kullanacağının ilk sinyallerini veriyor. Yanı sıra filmi aklınıza kazıyacak bazı seslerin de oldukça etkili kullanıldığını eklemeden geçmeyelim. Charlie karakteriyle özdeşleşecek sesi duyduğunuz anda neyden bahsettiğimi daha net anlayacaksınız.

***Yazının bundan sonraki bölümü Ayin – Hereditary ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Öncelikle yazının bundan sonrasını filmi izledikten sonra okumanızı önerdiğimi belirterek söze başlamalıyım. Hereditary’nin anlatısının merkezinde, -filmin henüz ilk sahnelerinde gösterilen sembol aracılığıyla sinyalleri verilse de- ancak sonlarına doğru anlam kazanan Kral Paimon yer alıyor. Kral Paimon, Hz. Süleyman’ın yazdığı söylenegelen bir kitap olan Goetia’da yer alan 72 Şef Ruh’tan biri hem de Lucifer’a en sadık olanı. Kral Paimon’ın da aralarında bulunduğu 72 Şef Ruh’u çağırma ritüellerinin yer aldığı Goetia kitabından fazlasıyla yararlanan Hereditary’de anneannenin gizli geçmişi aslında Kral Paimon’ı hayata geri getirmeyi amaçlayan bir topluluğa dayanıyor. Annie’nin annesi, Kral Paimon’ın ruhunu öncelikle oğlunun içine yerleştirmeyi amaçlasa da -oğlu intihar ettiğinden- geçici olarak torunu Charlie’nin içine yerleştirmeye karar veriliyor. Ancak Kral Paimon’ın kitapta da belirtildiği üzere bir erkek vücudunda yer alması gerekiyor. Bu sebeple filmin başlangıçta etkili karakterlerinden biri gibi görünmeyen Peter, bu iş için seçiliyor ve Peter filmin merkezine yerleşiyor. Goetia kitabında Kral Paimon’ın, kötü bir ruh olmasının yanı sıra bilgeliğin ve sanatın karşılığı olarak da tanımlandığını da belirtmek gerek. Bu noktada filmin sanatla uğraşan iki karakterinin Annie (minyatür) ve Charlie (resim) olması mühim. Aynı zamanda Charlie’nin kuşların kafasını kesmesi de Kral Paimon için yapılan bir ritüel olarak da görülebilir. Ancak bu noktada kafa karıştırıcı olarak değerlendirilebilecek ayrıntılardan biri de Annie’nin Kral Paimon’a hizmet eden karakterlerden biri olup olmadığı. Oğlunu korumaya çalışır gibi görünen Annie’nin sanatın bir dalıyla uğraştığını, Charlie’yi ölümüne sebep olan partiye gönderdiğini ve annesinin cesedini tavan arasına taşıyabilecek şüpheli isimlerden biri olduğunu atlamamak gerek.

Hereditary, korku unsurları barındıran, soyut varlıklar, şeytani ruhlar ve ölümler çerçevesinde izlenebilecek bir yapım olarak değerlendirilebilmesinin yanı sıra anne-oğul arasındaki sorunlu ilişkinin bilinçdışı bir yansıması olarak da okunabilecek ayrıntılara sahip. Bu noktada filmde yer alan önemli detayların birinden bahsetmek gerekiyor. Bir uyurgezer olan Annie, henüz Peter ve Charlie küçük birer çocukken, onları yakma girişiminde bulunuyor ve elinde bir kibritle uyanıyor. Bu anı gören Peter ise travmatik bir biçimde annesi tarafından istenmediğine yönelik bir sanrıyla büyüyor. Filmin Peter ile açılıp Peter ile kapanması üzerinden bu hikâyenin ana karakterinin Peter olduğunu söyleyebiliriz. Peter ana karakter olarak değerlendirildiğinde ise karakterin temel çatışmasının anne tarafından kabul görmemek olduğunu dile getirmek mümkün. Çok fazla diyaloğa girmemeleri ve girdiklerinde bu diyalogların büyük tartışmalarla sonuçlanması güçlü bir çatışmanın izlerini sürmemizi sağlıyor. Bu sebeple, istenmeyen bir karakterin bir krala dönüşerek etrafındakiler tarafından tapılan bir pozisyona yükselmesi tamamen Peter’ın kurgusu olarak değerlendirilebilir. Bu noktada kabul görmeden bir önceki aşamanın babanın yakılarak öldürülmesi olduğunu unutmamak gerek. Ödipal komplekse göre çocuğun annesiyle arasındaki engelin yani babanın ortadan kaldırılması esastır. Çünkü baba, bu ilişki ağındaki en önemli engel ve tehdittir. Ancak annesiyle kötü ilişkisine rağmen her zaman yanında olan babasını bizzat Peter’ın öldürmesi öngörülebilecek bir ayrıntı değil. Bu yüzden kendi sanrısında Peter’ın babasını annesine öldürttüğünü iddia edebiliriz. Filmde gerçekleşen doğaüstü olayların birçoğundan önce bir uyku hâlinin, ilaç, alkol ve afyon kullanımının görüldüğünü de belirtmek gerek. Bu unsurlar, tüm bunların Peter’ın hayal gücüyle alakalı olduğunu öne sürmemizi sağlayabilecek önemli detaylar olarak filmde kendini gösteriyor. Bu sebeple Hereditary, izleyicisine salt korku ögelerinden bir anne-oğul arasındaki psikolojik gerginliğe kadar çok çeşitli okumalara açık bir anlatı yapısı sunuyor. Bu detaylar da filmi son yılların, izlenip geçilemeyecek keyifli bir korku seyirlerinden birine dönüştürüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi