Toprak ve beyaz bir çarşaf, Aydede'nin açılış sekansında hem ölümün hem de yaşamın simgesi olarak izleyicisini karşılıyor. Ölümün beraberinde getirdiği defin işleminin en tanıdık eşlikçileri olan toprak ve kefen, mezarın başından herkes ayrıldıktan sonra bu kez yaşamın belirtilerini taşıyarak bir kez daha perdeye yansıyor. Etkileyici bir açılış sekansıyla anlatısını ince ince kurmaya başlayan Aydede, yönetmen Abdurrahman Öner'in ilk uzun metraj filmi. Rabia (Ezgi Mola), oğlu Bekir (Bilal Zeynel Çelik)'in dedesinin ölümünü anlamlandıramadığı hayatın zorlu şartlarına karşı birlikte mücadele etmeyi belki bir nebze olsun kolaylaştıracak cümleler kurar: "Deden aydede oldu." İletişim kurması zor ve başına buyruk bir karakter olan Bekir, dedesinin Ay'a gittiğini içselleştirdiğinde artık önünde yeni amaçlar belirir: bir bisiklet alıp dedesine ulaşmak. Bir yandan miras işlemleriyle bir bilinmezin içine düşen Rabia, kendi yalnızlığının yanında bir de oğlunun hırçın tavırlarıyla mücadele etmek durumunda kalır. Bu minvalde ilerleyen öyküsünde Aydede, ölümü yaşamın bir parçası olarak kabul eden açılışının ardından bir anne-oğulun hayatına adım adım yaklaşmaya başlıyor. Ancak bu yaklaşma hâli, sanki karakterlerini ürkütmekten korkan ya da hikâyeyi derinleştirmekten çekinen bir yaklaşma hâli. Çünkü yönetmenin attığı her adım oldukça işlevselken bir noktadan sonra yerinde saymaya başlıyor, yol katedemiyor. Karakterlere daha fazla yaklaşmak istediğimiz noktada kameranın çizdiği sınırda kalıveriyoruz. Bu durum yalnızca seyirci tarafında yaşanan bir durum olsaydı elbette filmin anlatısı içerisinde gerekli görülebilecek bir tercih olarak değerlendirmek mümkün olurdu ancak adeta Ezgi Mola da Rabia karakteriyle her an izleyiciye içini daha çok açmak isteyen bir oyunculuk sergiliyor. Oldukça güçlü bir damardan hissedebildiği aşikâr olan Rabia karakteri, senaryonun çizdiği sınırlar içerisinde çırpınıp duruyor adeta. İzleyici Rabia'ya, Rabia izleyiciye dokunmaya bu denli ihtiyaç duyarken senaryoda eksikliğiyle her yeri dolduran erkek figürü, bu kavuşma hâline engel oluyor. Aydede: Erkeğin Eksikliğinde, Erkek İçin ve Erkeğe Rağmen Film açılışını, bir erkek figürünün, dedenin ölümüyle yapıyor. "Aydede" olan dedenin eksikliği filmin geneline nüfuz eden ilk eksiklik. Bunun ardından Bekir'in babasının da yokluğu gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Ancak bu yokluk, dedenin yokluğundan daha örtük çünkü hâlihazırda babanın boşluğunu dolduran dede, arkasında baba ve dede figürünün boşluğunu aynı anda bırakıyor. Film boyunca Bekir'in para toplayıp bir bisiklet alarak o bisikletle Ay'a ulaşma hayalinin evrelerini izliyoruz. Bekir, Truffaut'nun Antoine'ı gibi, hırçın bir karakter. Annesiyle, arkadaşlarıyla ve hatta dünyayla çatışması da hayal kırıklıklarıyla birlikte gün geçtikçe artıyor. Çünkü ulaşılmak istenen hayaller gerçeğin soğuk rüzgarıyla sürekli olarak örseleniyor. Bir noktadan sonra aldığı darbelere dayanamayan Bekir kendi dünyasını baz aldığımızda yapabileceği her şeyi yapıyor, tüm riskleri alıyor. Rabia karakterinin oğluyla iletişim kurma çabaları ise sıklıkla sekteye uğruyor ve acı deneyimlerle sonuçlanıyor. Eş ve babanın yokluğunda tüm bunlarla baş edemeyen Rabia'nın hayatına Osman'ı dahil etme çabası ise erkeğin varlığıyla her şeyin yoluna gireceği yanılsamasının küçük bir kasabadaki en tekinsiz örneklerinden biri belki de. Erkeğin eksikliğinde, erkek için girilen bu çabanın erkeğe rağmen ilerleyen kısmı ise Aydede'nin ana karakterlerinden birinin kadın olmasına rağmen tümden eril bir bakışa sahip olma tehlikesini biraz olsun dengeliyor. Çünkü bu eril dünyada, enişte figürü Rabia'nın neredeyse felaketi olan kararlara imza atıyor. Eniştenin para hırsı yüzünden her şeyini kaybetmekle yüz yüze gelen Rabia'nın bir kurtuluş olarak gördüğü Osman da aynı şekilde eril…
Puan - 56%

56%

Aydede, Ezgi Mola ve Bilal Zeynel Çelik'in performansıyla ön plana çıkan, oldukça iyi fikirlere sahip olsa da bu fikirleri hayata geçirme noktasında yer yer sekteye uğrayan bir film olarak değerlendirilebilir.

Kullanıcı Puanları: 3.67 ( 3 votes)
56

Toprak ve beyaz bir çarşaf, Aydede’nin açılış sekansında hem ölümün hem de yaşamın simgesi olarak izleyicisini karşılıyor. Ölümün beraberinde getirdiği defin işleminin en tanıdık eşlikçileri olan toprak ve kefen, mezarın başından herkes ayrıldıktan sonra bu kez yaşamın belirtilerini taşıyarak bir kez daha perdeye yansıyor.

Etkileyici bir açılış sekansıyla anlatısını ince ince kurmaya başlayan Aydede, yönetmen Abdurrahman Öner’in ilk uzun metraj filmi. Rabia (Ezgi Mola), oğlu Bekir (Bilal Zeynel Çelik)’in dedesinin ölümünü anlamlandıramadığı hayatın zorlu şartlarına karşı birlikte mücadele etmeyi belki bir nebze olsun kolaylaştıracak cümleler kurar: “Deden aydede oldu.” İletişim kurması zor ve başına buyruk bir karakter olan Bekir, dedesinin Ay’a gittiğini içselleştirdiğinde artık önünde yeni amaçlar belirir: bir bisiklet alıp dedesine ulaşmak. Bir yandan miras işlemleriyle bir bilinmezin içine düşen Rabia, kendi yalnızlığının yanında bir de oğlunun hırçın tavırlarıyla mücadele etmek durumunda kalır. Bu minvalde ilerleyen öyküsünde Aydede, ölümü yaşamın bir parçası olarak kabul eden açılışının ardından bir anne-oğulun hayatına adım adım yaklaşmaya başlıyor. Ancak bu yaklaşma hâli, sanki karakterlerini ürkütmekten korkan ya da hikâyeyi derinleştirmekten çekinen bir yaklaşma hâli. Çünkü yönetmenin attığı her adım oldukça işlevselken bir noktadan sonra yerinde saymaya başlıyor, yol katedemiyor. Karakterlere daha fazla yaklaşmak istediğimiz noktada kameranın çizdiği sınırda kalıveriyoruz. Bu durum yalnızca seyirci tarafında yaşanan bir durum olsaydı elbette filmin anlatısı içerisinde gerekli görülebilecek bir tercih olarak değerlendirmek mümkün olurdu ancak adeta Ezgi Mola da Rabia karakteriyle her an izleyiciye içini daha çok açmak isteyen bir oyunculuk sergiliyor. Oldukça güçlü bir damardan hissedebildiği aşikâr olan Rabia karakteri, senaryonun çizdiği sınırlar içerisinde çırpınıp duruyor adeta. İzleyici Rabia’ya, Rabia izleyiciye dokunmaya bu denli ihtiyaç duyarken senaryoda eksikliğiyle her yeri dolduran erkek figürü, bu kavuşma hâline engel oluyor.

Aydede: Erkeğin Eksikliğinde, Erkek İçin ve Erkeğe Rağmen

Film açılışını, bir erkek figürünün, dedenin ölümüyle yapıyor. “Aydede” olan dedenin eksikliği filmin geneline nüfuz eden ilk eksiklik. Bunun ardından Bekir’in babasının da yokluğu gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Ancak bu yokluk, dedenin yokluğundan daha örtük çünkü hâlihazırda babanın boşluğunu dolduran dede, arkasında baba ve dede figürünün boşluğunu aynı anda bırakıyor. Film boyunca Bekir’in para toplayıp bir bisiklet alarak o bisikletle Ay’a ulaşma hayalinin evrelerini izliyoruz. Bekir, Truffaut’nun Antoine’ı gibi, hırçın bir karakter. Annesiyle, arkadaşlarıyla ve hatta dünyayla çatışması da hayal kırıklıklarıyla birlikte gün geçtikçe artıyor. Çünkü ulaşılmak istenen hayaller gerçeğin soğuk rüzgarıyla sürekli olarak örseleniyor. Bir noktadan sonra aldığı darbelere dayanamayan Bekir kendi dünyasını baz aldığımızda yapabileceği her şeyi yapıyor, tüm riskleri alıyor.

Rabia karakterinin oğluyla iletişim kurma çabaları ise sıklıkla sekteye uğruyor ve acı deneyimlerle sonuçlanıyor. Eş ve babanın yokluğunda tüm bunlarla baş edemeyen Rabia’nın hayatına Osman’ı dahil etme çabası ise erkeğin varlığıyla her şeyin yoluna gireceği yanılsamasının küçük bir kasabadaki en tekinsiz örneklerinden biri belki de. Erkeğin eksikliğinde, erkek için girilen bu çabanın erkeğe rağmen ilerleyen kısmı ise Aydede’nin ana karakterlerinden birinin kadın olmasına rağmen tümden eril bir bakışa sahip olma tehlikesini biraz olsun dengeliyor. Çünkü bu eril dünyada, enişte figürü Rabia’nın neredeyse felaketi olan kararlara imza atıyor. Eniştenin para hırsı yüzünden her şeyini kaybetmekle yüz yüze gelen Rabia’nın bir kurtuluş olarak gördüğü Osman da aynı şekilde eril düzen tarafından yargılanan bir karakter. Bu noktada Aydede’nin erkeğin yokluğunun sebep olduğu durumları vurguladığı kadar erkeğin varlığının sebep olduğu durumların da altını çizdiğini belirtmek gerek. Ancak yine de bu ikincil bir tercih olarak kendisini biraz daha örtük bir biçimde gösteriyor.

Filmin teknik olarak iyi bir işçiliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Meryem Yavuz’un geniş plan manzaraların karşısına konumlandırdığı klostrofobik mekânlar, Aydede’nin anlatısıyla etkin bir biçimde örtüşüyor. Yanı sıra filmde aksın kırıldığı bir sahnenin bir hata olmaktan çıkarılıp karakterin dönüşümüne hizmet edecek şekilde kullanılması yapılan tercihlerin öncelikli olarak karakterin duygu dünyasına izleyiciyi yaklaştırmak hususunu gözettiğinin altını çiziyor. Filmde Bilal Zeynel Çelik her ne kadar başarılı bir oyunculuk sergilese de oyuncu yönetiminde bazı sorunlar göze çarpıyor. Oyunculukların sekteye uğradığı anlar ne yazık ki izleme ve o dünyaya dahil olma deneyimini de baltalıyor.

Toparlamak gerekirse Aydede, Ezgi Mola ve Bilal Zeynel Çelik’in performansıyla ön plana çıkan, oldukça iyi fikirlere sahip olsa da bu fikirleri hayata geçirme noktasında yer yer sekteye uğrayan bir film olarak değerlendirilebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi