Hollywood’un içinde bulunduğu yaratıcılık sorunu sadece bugünün konusu değil. Uzunca bir süredir yaratıcı fikir konusunda kısırlığın hakim olduğu bu ortamda, yapımcılar sıklıkla daha önce başarıya ulaşmış filmleri yeniden yorumlayarak, güncelleyerek tekrar seyircilerin önüne sunuyor. Bu yöntem her zaman çok kötü sonuçlar vermese de, keşke yapılmasaydı diyeceğimiz birçok yeniden çevrim de sinema tarihinde yerini almış durumda. Hollywood klasiklerinden ya da dünya sinemasının saygın örneklerinden uyarlanmış filmlerin yer aldığı, asla hatırlamak istemeyeceğiniz 10 korkunç yeniden çevrim listesini sizler için derledik.

Asla Hatırlamak İstemeyeceğiniz 10 Korkunç Yeniden Çevrim

City of Angels (1998)

Yeni Alman Sineması’nın öncü isimlerinden Wim Wenders’ın 1987 yapımı filmi Der Himmel über Berlin (Arzunun Kanatları), zamanın başlangıcından bu yana Berlin semalarında insanları gözleyen, ancak onların hayatına müdahil olamayan iki melekten Damiel’in ölümsüzlükten bıkıp dünyaya inerek insanların arasına karışmasını anlatır. Bunu yaparken de müthiş bir melankolik ton tutturur ve bu damar üzerinden şiirsel ve felsefi anlamda yoğun bir filme dönüşür. Filmin 1998 tarihinde hayata geçirilen yeniden çevrimi City of Angels (Melekler Şehri) ise, adının da çağrıştırdığı üzere orijinalinin içi boşaltılmış hâlini andıran, fantastik sulara girmesine rağmen sıradan bir romans olmaktan öteye gidemeyen bir yapım.

Psycho (1998)

Drugstore Cowboy ve My Own Private Idaho (Benim Güzel Idaho’m) gibi filmleriyle Amerikan bağımsız sinemasının en önemli yönetmenleri arasına girdikten sonra, iki Oscarlı Good Will Hunting’le (Can Dostum) ismini geniş kitlelerce duyulmuş bir sinemacı Gus Van Sant. Fakat yönetmenin kariyerinde bugün, kendisi de dahil, herkesin koca bir başarısızlık olarak nitelediği bir film var. Bu da ünlü Alfred Hitchcock başyapıtı Psycho’nun (Sapık) yeniden çevrimi. Aslında 1998 tarihli bu filme, klasik anlamda bir yeniden çevrim demek de yanlış olur. Zira Gus Van Sant’ın yaptığı orijinal filmi kare kare, birebir olarak yeniden çekmeye çalışmak. Bunu bir nevi deney olarak da değerlendirebilir ve bu çabayı takdire şayan bulabiliriz. Fakat ortaya çıkan sonuç, hem ticari hem de sinema sanatı açısından tarihin tozlu sayfalarında kaybolmayı hak eden, kafalarda koca bir “Ne gerek vardı ki?” sorusu doğuran bir başarısızlık.

The Good Thief (2002)

Fransız suç filmleri ustası Jean-Pierre Melville’in Bob le flambeur filmi, Amerikan gangster filmlerinin sertliğini alaycı bir mizahla yumuşatan ve bu sebeple Fransız Yeni Dalgası’nın yol haritasını ortaya koyan bir yapım olarak anılır sıklıkla. 1956 yapımı bu klasik soygun filmi, aynı zamanda bu alt türün en seçkin örneklerinden de biridir. Bu film, 2002 yılında İrlandalı yönetmen Neil Jordan tarafından, The Good Thief adıyla yeniden sinemaya uyarlandı. The Crying Game ve Mona Lisa gibi son derece başarılı filmlerin yönetmeni olan Jordan’ın, Bob le flambeur’a getirdiği yorum ise, orijinal filmin fersah fersah gerisinde. Öncülü kadar nüktedan ya da stilize olmayı başaramayan The Good Thief, Nick Nolte ve Ralph Fiennes gibi kalbur üstü oyunculardan kurulu kadrosuna rağmen kof, zorlama ve sıkıcı bir soygun filmi olmaktan kurtulamıyor.

The Texas Chainsaw Massacre (2003)

Michael Bay’in yapımcısı olduğu bu yeniden çevrim, daha sonraki yıllarda yine Bay’in yapımcılığında gerçekleştirilecek korku klasiklerinin yeniden çevrimlerinin de ilki olarak görülebilir. Tıpkı 2009 yapımı Friday the 13th (13. Gün) ve 2010 yapımı A Nightmare on Elm Street (Elm Sokağında Kabus) gibi, The Texas Chainsaw Massacre (Teksas Katliamı) da orijinal yapımın çok uzağında. Teksas’ta yaşayan garip ve vahşi ritüellere sahip bir ailenin pençesine düşen genç arkadaş grubu üzerinden 70’ler Amerika’sında toplumun içinde bulunduğu duruma dair güçlü sözler sarf eden 1974 tarihli orijinal filmin aksine, yeniden çevrim sırtını büyük oranda başroldeki Jessica Biel’e dayamış sığ bir dehşet pornosu.

The Ladykillers (2004)

1955 yapımı klasik Eeling komedisi The Ladykillers, gerek Alec Guinnes ve Peter Sellers gibi dev isimlerden oluşan oyuncu kadrosunun harika toplu performansı ,gerekse her saniyesi zekice kaleme alınmış senaryosuyla tam bir sinema şöleni. Hatta filmin, o yıl En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar adaylığı kazanmışlığı da var. Yakınlardaki bir bankayı soyma planı yapan bir çetenin tuttukları evin sahibi olan kadınla aralarında geçenleri anlatan bu senaryonun, Coen Kardeşler sinemasına uygun bir materyal sunduğu söylenebilir. Fakat kardeşlerin filmografisinin de en zayıf halkalarından birine tekabül eden bu yeniden çevrim, oyuncu seçimlerinin de etkisiyle orijinal filmin yakaladığı büyünün çok çok uzağında kalıyor.

The Stepford Wives (2004)

Ira Levin’in aynı adlı kitabından beyaz perdeye uyarlanan, bilimkurgu ve gerilimin başarılı bir birleşimini sunan 1975 yapımı The Stepford Wives’ın yönetmen koltuğunda, çok yönlü sinemacı Bryan Forbes oturuyor. Huzurlu Amerikan banliyösü klişesini, bilimkurgu türü üzerinden eleştiren ve çok güçlü bir paranoya anlatısı sunan filmin, 2004 tarihli yeniden çevrimi için aynısını söylemek mümkün değil. Frank Oz’un yönettiği, başrolünde Nicole Kidman’ın yer aldığı bu film, anlatıya katılan komedi unsurları sonucunda, orijinalinin etkisini kaybeden, parlak herhangi bir fikir bulundurmayan vasat altı bir komedi bilimkurgu kırması.

The Wicker Man (2006)

Bir ada köyüne kayıp bir kızı aramak üzere giden polis memurunun hikâyesini anlatan,  1973 tarihli The Wicker Man, sonuna kadar hak ettiği kült mertebesine çoktan erişmiş, korku sinemasının en özgün örneklerinden biridir. Garip ayinlerin düzenlendiği ada halkı tarafından, hiç var olmadığı söylenen genç kızın peşindeki polis memurunun rahatsız edici hikâyesi 2006’da Neil Labute tarafından yeniden uyarlandı. Başrolünde Nicholas Cage’in yer aldığı bu yeniden çevrimin, orijinal filmin en büyük alameti farikası olan, seyirciyi içine çekme gücünün yakınından bile geçemediğini söyleyebiliriz. 2006 tarihli The Wicker Man’in (Lanetli Ada) insanlığa en büyük faydasının, sosyal medyaya bol miktarda Nicholas Cage ‘caps’i hediye etmesi olabilir.

Straw Dogs (2011)

Sam Peckinpah’ın yönetmenlik açısından tam bir gövde gösterisi sunan 1971 tarihli orijinal Straw Dogs’unun (Köpekler) yeniden çevrimi, kelimenin tam anlamıyla ehlileşmiş bir film. 2011 tarihli ve aynı isimli yeniden çevrimde, orijinal filmdeki art-house sinema ile grindhouse suları arasında gidip gelen muazzam dengenin yerinde yeller esiyor desek abartmış olmayız. Üst sınıfa mensup bir çiftin, İngiliz kırsalına gelerek yerel halkın vahşi tavrından nasibini almasıyla tetiklenen şiddet yüklü bir hikâye anlatan orijinal Straw Dogs’un başardığı onlarca şeyi yapamayan, en net ifadeyle olmamış bir yeniden çevrim karşımızdaki.

Carrie (2013)

1976’da Brian De Palma tarafından çekilen korku klasiği Carrie (Günah Tohumu), sinema tarihinin ilk Stephen King uyarlaması olarak da dikkat çeken bir yapım. Filmin King uyarlamaları konusunda çıta bir hayli yukarı koyduğunu söyleyebiliriz. Kazandığı gişe başarısının yanında, iki Oscar adaylığı da bulunan Carrie’nin sinema tarihine akıllardan çıkmayacak ürperticilikte sahneler armağan ettiğini de ekleyelim. Filmin başrollerinde  Chloë Grace Moretz ve Julianne Moore’un yer aldığı yeniden çevrimi, fena olmayan oyunculuk performansları sunmasa da orijinal versiyonun sunduğu seyir keyfinin çok çok uzağındaydı.

Ben-Hur (2016)

William Wyler’ın 11 Oscarlı dev epik filmi Ben-Hur, adını sinema tarihine altın harflerle yazdırmış etkileyici bir yapım olarak öne çıkar. Başrolünde dönemin önemli oyuncularından Charles Heston’ın yer aldığı bu filmin, aynı zamanda klasik Hollywood döneminin de en görkemli yapımlarından biri olduğunu, neredeyse o zaman diliminin simge filmlerinden biri olarak hatırlandığını söyleyebiliriz. Bu filmin 2016 yapımı yeniden çevirimi ise, Hollywood’un bugün içine düştüğü yaratıcılık krizinin vücut bulmuş bir hâli gibi adeta. Ülkesinde çektiği filmlerle dikkat çekerek Hollywood’a transfer olan Kazak asıllı Rus yönetmen Timur Bekmambetov’un çektiği Ben-Hur, sinemanın büyüsünden nasibini alamamış, son teknoloji ürünü görsel efektleriyle köpürtülmüş bir yapımdan fazlası değil. Bu hâliyle yetersiz içeriğine rağmen, renkli ambalajıyla dikkat çekmeye çalışan bir tüketim ürünü olarak da görebiliriz 2016 yapımı Ben-Hur’u.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi