Jenna Bass’ın senaryosunu yazıp yönettiği mokümanter film Aşkın Fantezi, uzun zamandır ilk kez ilgimi bu denli toplamayı başarabilmiş, alaca bulaca bir anlatı. Ödül Avcısı Bass, telefonla çektiği bu filmiyle Güney Afrika’nın “yeni dalga” yönetmenlerinden olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Her ne kadar “auteur” yönetmenlerin her türlü profesyonellikten uzak film çekme çabaları seyirciyi bu günlerde cezbetmese de, Jenna Bass emeklemeden iz bırakarak yürümenin imkansız olduğunu bilip ona göre hareket etmekte ve pek çok film otoritesinin dikkatini çekmeyi başarmakta. Film, bir grup gencin arabayla çıktıkları kamp yolculuğunu konu ediniyor. Fakat Aşkın Fantezi’yi bir yol filmi olarak kategori altına almak uygun olmayabilir zira anlatı daha çok kamp ve kamp alanı üstünden icra edilmek üzere yapılandırılmış. Araba ve yol unsurları ise karakterler hakkında ufak tefek fikir sahibi olmamız için izleyiciye fırsat tanımakta. Xoli, Thami, Lexi ve Tatiana’dan oluşan kamp arkadaşları, ilahi bir mokümanter ekip tarafından bu kampa deney amaçlı yollanmış gibidirler. Kamp alanına gidilen yolculuk esnasında, karakterler üzerinden Güney Afrika’daki politik sıkıntılardan haberdar olabiliyoruz. Siyahi karakter olan Xoli ve Thami’nin, coğrafya içinde yaşanılan acılar üstünden sahip oldukları bilinç, onların savunma mekanizması olarak birtakım ön yargılar oluşturmalarını sağlamış. Özellikle kadın karakter Xoli’nin nefrete varan duyguları anlatı içine yerleştirilmiş. Thami nispeten daha eğlenceli bir karakter fakat erkek olduğu için ilk etapta biraz gruptan dışlanıyor. Melez Tatiana ise ekibin en munis karakteri olarak göze çarparken, ekibin beyaz üyesi Lexi, anlatıyı doruk noktasına götürecek kilit bir role bürünüyor. Yine de filmin sahip olduğu politik tutum, Lexi’nin ön plana geçmiş olması durumunu sorgulamamızı engelliyor. Aşkın Fantezi: Sinema Dünyasının İlk Mokümantarist Karnavalesk Anlatısı Anlatı çatısının kurulduğu kamp, bu dört karakteri ve izleyiciyi enteresan bir deneyimin içine sokması açısından önem arz etmekte. Mekânın her türlü yerleşim biriminden uzak olması, mekândan yabancılaşan karakterleri bilinmeyen bir gezegende tuhaf bir keşfe çıkmalarını anımsatmakta. Filmin kancası da bu sayede izleyiciye takılıyor. Karakterler ertesi sabaha birbirlerinin bedenlerine geçmiş bir biçimde uyanıyorlar. Önceki gün dile gelen her türlü ön yargı, tüm fiziksel ve ruhsal özellikler birbirine geçerek kaos oluşturmakta. Bu andan itibaren Güney Afrika’nın sahibi olduğu o mozaiklikten kendimizi yadsıyarak, anlatının özünde yatan gerçek ve kendine has karnavalesk tutumu gözlemleme şansı yakalıyoruz. İşte film de tam bu noktada büyük bir heyecan uyandırıyor. İç içe geçmiş cinsiyetler, elbiseler, karakterler zaten anlatının başından beri var olan kültür mozaiğini alelade belirgin hale getirmiş. Bunu politik bir düzleme oturttuğu için de iyiden iyiye karnavaleske dönüşmüş. Bunun yanında, bedenleri yer değiştiren karakterler Lacan’ın birincil sahnesinden yani ayna evresinden yoksun çocuk tanımına uygun bir biçimde kendilik problemi yaşamakta. Bu sayede Gestalt psikolojisinin de devreye girdiği bütüncül bir tutum, bir yakınsama hali göze çarpıyor. Filmde en çok beğendiğim nokta bu yakınsamanın Stacey adındaki bir başkasının, söz konusu karnavalesk yapının belirdiği mekâna dahil olmasıyla yıkılıyor oluşu. Böylece söz gelimi gerçekleştiğini var saydığımız psikolojik dinamikler esaslı bir dayanağa sahip oluyor. Uzun lafın kısası, Jenna Bass hem Güney Afrika’nın hem de topyekûn sinema dünyasının ilk mokümantarist karnavalesk anlatısını hayatımıza dahil ediyor, bizleri çok acayip ve biraz da tuhaf ama asla yabancı hissetmediğimiz bir deliliğin ortasına bırakıyor.

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Jenna Bass hem Güney Afrika’nın hem de topyekûn sinema dünyasının ilk mokümantarist karnavalesk anlatısını hayatımıza dahil ediyor, bizleri çok acayip ve biraz da tuhaf ama asla yabancı hissetmediğimiz bir deliliğin ortasına bırakıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
80

Jenna Bass’ın senaryosunu yazıp yönettiği mokümanter film Aşkın Fantezi, uzun zamandır ilk kez ilgimi bu denli toplamayı başarabilmiş, alaca bulaca bir anlatı. Ödül Avcısı Bass, telefonla çektiği bu filmiyle Güney Afrika’nın “yeni dalga” yönetmenlerinden olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Her ne kadar “auteur” yönetmenlerin her türlü profesyonellikten uzak film çekme çabaları seyirciyi bu günlerde cezbetmese de, Jenna Bass emeklemeden iz bırakarak yürümenin imkansız olduğunu bilip ona göre hareket etmekte ve pek çok film otoritesinin dikkatini çekmeyi başarmakta.

Film, bir grup gencin arabayla çıktıkları kamp yolculuğunu konu ediniyor. Fakat Aşkın Fantezi’yi bir yol filmi olarak kategori altına almak uygun olmayabilir zira anlatı daha çok kamp ve kamp alanı üstünden icra edilmek üzere yapılandırılmış. Araba ve yol unsurları ise karakterler hakkında ufak tefek fikir sahibi olmamız için izleyiciye fırsat tanımakta. Xoli, Thami, Lexi ve Tatiana’dan oluşan kamp arkadaşları, ilahi bir mokümanter ekip tarafından bu kampa deney amaçlı yollanmış gibidirler. Kamp alanına gidilen yolculuk esnasında, karakterler üzerinden Güney Afrika’daki politik sıkıntılardan haberdar olabiliyoruz.

Siyahi karakter olan Xoli ve Thami’nin, coğrafya içinde yaşanılan acılar üstünden sahip oldukları bilinç, onların savunma mekanizması olarak birtakım ön yargılar oluşturmalarını sağlamış. Özellikle kadın karakter Xoli’nin nefrete varan duyguları anlatı içine yerleştirilmiş. Thami nispeten daha eğlenceli bir karakter fakat erkek olduğu için ilk etapta biraz gruptan dışlanıyor. Melez Tatiana ise ekibin en munis karakteri olarak göze çarparken, ekibin beyaz üyesi Lexi, anlatıyı doruk noktasına götürecek kilit bir role bürünüyor. Yine de filmin sahip olduğu politik tutum, Lexi’nin ön plana geçmiş olması durumunu sorgulamamızı engelliyor.

Aşkın Fantezi: Sinema Dünyasının İlk Mokümantarist Karnavalesk Anlatısı

Anlatı çatısının kurulduğu kamp, bu dört karakteri ve izleyiciyi enteresan bir deneyimin içine sokması açısından önem arz etmekte. Mekânın her türlü yerleşim biriminden uzak olması, mekândan yabancılaşan karakterleri bilinmeyen bir gezegende tuhaf bir keşfe çıkmalarını anımsatmakta. Filmin kancası da bu sayede izleyiciye takılıyor. Karakterler ertesi sabaha birbirlerinin bedenlerine geçmiş bir biçimde uyanıyorlar. Önceki gün dile gelen her türlü ön yargı, tüm fiziksel ve ruhsal özellikler birbirine geçerek kaos oluşturmakta. Bu andan itibaren Güney Afrika’nın sahibi olduğu o mozaiklikten kendimizi yadsıyarak, anlatının özünde yatan gerçek ve kendine has karnavalesk tutumu gözlemleme şansı yakalıyoruz. İşte film de tam bu noktada büyük bir heyecan uyandırıyor.

İç içe geçmiş cinsiyetler, elbiseler, karakterler zaten anlatının başından beri var olan kültür mozaiğini alelade belirgin hale getirmiş. Bunu politik bir düzleme oturttuğu için de iyiden iyiye karnavaleske dönüşmüş. Bunun yanında, bedenleri yer değiştiren karakterler Lacan’ın birincil sahnesinden yani ayna evresinden yoksun çocuk tanımına uygun bir biçimde kendilik problemi yaşamakta. Bu sayede Gestalt psikolojisinin de devreye girdiği bütüncül bir tutum, bir yakınsama hali göze çarpıyor. Filmde en çok beğendiğim nokta bu yakınsamanın Stacey adındaki bir başkasının, söz konusu karnavalesk yapının belirdiği mekâna dahil olmasıyla yıkılıyor oluşu. Böylece söz gelimi gerçekleştiğini var saydığımız psikolojik dinamikler esaslı bir dayanağa sahip oluyor.

Uzun lafın kısası, Jenna Bass hem Güney Afrika’nın hem de topyekûn sinema dünyasının ilk mokümantarist karnavalesk anlatısını hayatımıza dahil ediyor, bizleri çok acayip ve biraz da tuhaf ama asla yabancı hissetmediğimiz bir deliliğin ortasına bırakıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi