2016’nın en beğenilen ve tartışılan filmlerinden biri olan Arrival’ın senaryosunun ve kurgusunun temelini bir hipotez oluşturuyor: Sapir-Whorf Hipotezi.

Incendies, Enemy, Sicario gibi filmlerinde ortaya koyduğu auteur kimliğiyle bizleri kendine hayran bırakan ve son filmi Blade Runner 2049 ile rüşdünü ispatlayan Denis Villeneuve’ün belki de şimdiye kadar en beğenilen ve aynı zaman da en çok tartışılan filmi Arrival’dı. Ted Chiang’ın “Story of Your Life” kitabından, Eric Heisserer tarafından senaryolaştırılan filmin tartışılma sebepleri ise zaman algısı üzerinden ortaya çıkan paradokslar ve sonundaki kadercilik algısıydı. Ben bu tartışmada zaman algısı üzerindeki paradoks tartışmalarına katılmasam da filmin sonunda Amy Adams’ın canlandırdığı Lousie karakterine kadercilik algısının dayatılmış olmasını tartışmaya değer buluyorum. Bana göre film daha pragmatik bir sonla bitmeliydi, ama Heisserer  ve Villeneuve, filmi daha şiirsel ve kaderci bir finalle bitirmeyi tercih ediyorlar. Bu konuyla ilgili olarak ilk taslaklarda filmin sonunun daha pragmatik bir bitişe sahip olduğu ancak senarist Heisserer’in Christopher Nolan’ın Interstellar’ını izledikten sonra finali değiştirdiği söyleniyor. Interstellar’ın da sonundaki kaderci anlayışı ve bu anlayıştan rahatsız olan büyük kitleyi düşünürsek Heisserer ve Villeneuve oldukça ilginç bir karar aldıkları ortada.

Arrival bilimkurgu temellerinin yanı sıra dilbilim, iletişim ve kader üzerine düşünmemize sebep olan felsefi bir film. Üstelik bu konuları çok dramatik ögelerle ve muhteşem bir görsellikle tartışmaya açmış bir yapım. Dünyamıza gelen Hektapodlar’la iletişimsizliğimiz ve bu canlıların nereden, ne amaçla geldikleri gibi belirsizlikler üzerinden başlayan film, Lousie’nin Hektapodlar’ın dilini öğrenip o dilde düşünmeye başlamasından sonra zaman ötesi bir görüye ve düşünce yapısına sahip olmasıyla izleyici de lineer zaman algısını kırmayı başararak filmden muazzam bir keyif almaya başlıyor. Tam bu noktada Villeneuve’ün Lousie’nin olaylara hakim olmasını sağlayan anlatısıyla, izleyicinin filmi izlerken yaşadığı algı örtüşüyor. Özetle, Louise filmde olayları ve zaman algısını çözmeye başladığı andan itibaren biz de filmi çözmeye başlıyoruz. İşte bu anlatının temelini bir hipotez oluşturuyor: Sapir-Whorf Hipotezi.

1950’lerde başta dilbilim dünyasına adını duyuran Sapir-Whorf Hipotezi, insan düşüncesinin yerel dillerden etkilendiğini savunmuştur. Düşünce ve davranışların dile bağlı olduğu söyleyen hipotez, kendi dilimiz ya da kendi sözcüklerimiz kadar dünyayı anlayabildiğimizi savunmaktadır. Dilbilimci olan Edward Sapir ve Benjamin Lee Whorf”tan adını alan hipoteze göre insan kendi dilinden başka hiçbir dili tam olarak anlayamaz.

Bu hipotez üç farklı aşamada sunulmuştur;
1- Dil düşünceyi kesin olarak belirler.
2- Dilin yaptığı keskin biçimde düşünceyi belirlemekten çok, algıları etkilemesidir.
3- Dilin ancak dil kodlu işlerde belirleyici olduğudur (Bu oldukça tartışmalıdır çünkü dilin yeniden tanımlanması gereğini ortaya koyar).

Dilsel izafiyet (göreceli) kuramı olan Sapir-Whorf Hipotezi kaba tabirle “bildiğimiz/algıladığımız kadarız, kelimelerimiz kadar özgürüz” gibi tanımlanabilir. İki dilbilimci bu hipotezi Hint ve Eskimo görgül bilgileriyle –yalnızca deney ve gözlemle elde edilen bilgi– de belgelemişlerdir. Mesela eskimo dilinde deve veya benzeri bir sözcük yokken, kar sözcüğünü karşılayan birçok sözcük vardır. Örneğin; Aborjinlerin dilinde sağ, sol, ön, arka gibi yön kavramları yok. Kuzey, Güney, Doğu, Batı diye yönler var.  Bu durumda Aborjinler’in daimi olarak hangi yönün neresi olduğunu bilmesi gerekiyor. Yapılan çalışmalarla bireylerin bir süre sonra içsel pusula geliştirdiklerini fark ediyorlar. Aslında dilin düşünceyi belirlemesi bağlamında öne sürülen ilk kanıtlar antropolojik kanıtlardır. Whorf, Amerikan yerli dillerini incelediğinde bu dillerin bazılarında zamanı belirten bir kelime ya da bir gramatik yapının mevcut olmadığını fark eder. Whorf, bundan destek alarak bu dilleri konuşan bir insanın zaman algısının, zamanı gramatik yapıda ifade eden bir dili konuşan insanın zamanı algısından farklı olduğunu düşünür. Özetlersek; Sapir-Whorf Hipotezi’ne göre insanların ve hatta belirli bir kültürün davranışlarını ve düşünce sistemlerini belirleyen yegane unsur dildir. Bu durum enstrümanın yapılan müziği ya da kalem türünün el yazısının tarzını belirlemesi gibi mantıklarla benzerlik gösterir.

Arrival, Sapir-Whorf Hipotezi ve Dairesel Zaman Algısı Üzerine

A giant alien spaceship that has landed in Montana in Arrival, Denis Villeneuve’s film adaptation of a story by Ted Chiang

Aslında bu fikir bize yabancı bir fikir değil. George Orwell’ın, 1984’ünde konu edilen ülke olan Oceania’nın resmi ideolojisi Ingsoc’un (Yeni İngiliz Sosyalizmi) temelinde, dilin, eleştirel düşünceyi imkansız kılacak bir şekilde yeniden tasarlanması yatıyordu.

Bu konu özelinde bir isimden daha bahsetmemiz gerekiyor;  Ayn Rand. Kendisi, Batı hayranlığı içinde göç ettiği Amerika’nın zenginliğinin getirdiği lüks hayat sonucu kapitalizmin ve bireyselciliğin yılmaz savunucusu olmuş, fakirleri, güçsüzleri ve onlara yardımcı olmak isteyenleri “atık” ve “parazit” olarak tanımlayan, ‘’objektivizm’’ adını verdiği felsefesi sayesinde ‘’Sağın Yeni Marx’ı’’ tanımını almıştır. Ayn Rand da yaşadığı hayata ve düşünce yapısına uygun olarak, Komünizmi ve Kollektivizmi eleştirmek için “ben” kelimesinin olmadığı bir dil hayal etmişti.

Sapir-Whorf Hipotezi’ni geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan büyük yazar Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler eserinde de görebiliriz. Odocular’ın konuştuğu yapma bir dil olan Pravca’da Odocular’ın ütopik anarşisinin felsefesi ve hayatı algılayışının dile yansıması sebebiyle iyelik ekleri dilde bulunmamaktadır. Mülkiyeti ifade eden bu ekler, mülkiyetsiz bir toplumda olamazlar.

Son olarak bu tezle ilgili güncel bir örnek de belirtmek istiyorum. Game of Thrones dizisinin başlarında Khaalesi, kendisine düğün hediyesi olarak bir kısrak hediye eden Khal Drogo’ya ‘’Teşekkür Etmek’’ ister fakat Sir Jorah Mormont’tan Dothraki dilinde bu kavrama tekabül eden bir kelime olmadığını öğrenir. Sapir-Whorf Hipotezi’ni ve Doothraklar’ın yaşayışlarını göz önüne alırsak oldukça anlaşılabilir bir durum.

İşte tüm bu örneklerden yola çıkarak Arrival filmini izlerken Sapir-Whorf Hipotezi’nin doğruluğunu kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü film dairesel zaman anlayışına sahip bir senaryoyu içeriyor. İsmail Erk Deliormanlı bu konuya oldukça güzel bir noktadan yaklaşıyor:

”Biz lineer zamanı algılayabildiğimiz için dairesel zaman bize anlaşılmaz, paradoksal gelir. Örneğin, bir torun, anne ve anneanne düşünelim. Torun zamanda yolculuk yapıp anne doğmadan önceki bir zamana gidiyor ve anneannesini öldürüyor. Bu durumda lineer zaman akışına göre düşünürsek anneanne öldüğü için annenin ve dolayısıyla torunun da doğmaması gerekirdi. Bu nedenle de zamanda yolculuk yapıp anneannesini öldüren dolayısıyla annesinin doğumunu engelleyen torunun yok olması gerekirdi. Ama torun zamanda yolculuk yapıp anneannesini öldürdüğünde ne annesi ne de kendisi doğmamış (yok) olurlar. Bunun nedeni lineer zaman akışının neden-sonuç ilişkisine bağımlıyken dairesel zamanın neden-sonuç ilişkisinden bağımsız olmasıdır. Lineer zaman akışında hiçbir an hiçbir andan bağımsız değildir. Biri diğerinin neden ve sonucudur. Ama dairesel zaman akışında her an kendi başına ayakta durur. Bu yüzden anneannesini öldüren torun yok olmaz. Bunun yerine yeni bir paralel evren yaratır. Yeni oluşan evrende anneanne öldüğü için anne ve torun da meydana gelmez.”

Arrival, aslında fazlasıyla aşina olduğumuz hikayesini daha farklı olarak; zaman ve dil kavramlarını bir araya getirerek, bunu da oldukça etkileyici bir hipoteze dayandırarak anlatıyor. Altında yatan tüm bu muazzam felsefeyi etkileyici bir sinema dili ve yönetmenlikle anlattığında ortaya koyması Arrival’ın başarısındaki en büyük etken. Tabii ki Arrival tartışılabilir bir film ama tartışılması gereken nokta zaman algısı yüzünden ortaya çıkan paradokslar değil, filmin kadercilik ve klasik Amerika güzellemesi anlayışı üzerinden olmalıdır.

Kaynaklar

fularsizentellik

birgunbiryerde

enotes

sinematopya

monbiot

arkitera

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi