Vespucci’nin adını verdiği bu yurtta kadim topluluklar, muhteşem bir vahşetin içinde yüzyıllar süren bir düzenin temsilcileriydiler. Oluk oluk akıtılan kanların, canlı canlı kurban edilen insanların yeni soğumuş bedenlerinden söküp alınan kalplerin ana yurdunda yaşamaktaydılar. Bu vahşi düzen, çok daha vahşi bir şekilde Cortez’in namlusunun ucunda yitip giderken, bambaşka düzenin temeline harç oluyor, medeniyet sütunlarına karışıyor ve yeniden yükseliyordu. 1773’te Boston Limanı’na dökülen çaylar, bu çılgınlığın tasavvuruydu kuşkusuz. Güneş Batmayan İmparatorluk, bu söz konusu coğrafyada hiç de tanıdık olmayan bir bitki üstünden vergi kurnazlığı yapmak uğruna tüm kudretini teslim ediyordu. Hindistan’dan getirilen tonlarca çayı zorla satıp, üstüne bir de ötv ve kdv gibi vergileri bindirmek de az çılgınca değildi tabii. Bu insanlar çay içmek istemiyordu. Bu insanlar viski içmek istiyor, çikolata yiyor, mısır kemiriyor, pamuk giyiyordu. Çayın burada işi neydi? İngiltere bu dayatmayla ne yapmak, nereye varmak istemekteydi?

Dedik ya coğrafya karışık. Aztekler denen bir ruh hastası topluluk, yeni doğan çocuklarının frontal loblarına iki baş parmağını bastırarak, canlı canlı  öldürüp kalp yiyip gül gibi geçinip gitmekteydiler. Cortez “benim adım bomba soyadım ölüm” diyerek top, tüfek, at, kılıç elinde ne varsa bu insanların üstüne boşalttığında olan yine kendi hâlinde yaşayan, gariban kızılderililere oluyordu. Kızılderililer Azteklerle alakası olmayan kendi hâllerinde ilkelce yaşayan insanlardı. Bu insanlar orkide, kenevir, tütün ne varsa; yaprağını tohumunu tüttürüyor ondan sonra ağaçla konuşuyor, suyla konuşuyordu. Ünlü şef Kızılkayalar bu duruma şöyle açıklık getiriyordu; “Adam görmüyor ki kardeşim kimle konuştuğunu”. Ondan sonra Kızılderililer kötü oluyordu. E tabi vahşet coğrafyaya işlemişti bir kere. Onlar da kendilerine düşenden nasibini aldıktan sonra, bu yeni devletin yeni beyaz vatandaşları kendilerine sardılar. 

Amerikan İç Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu gibi tımarla geçinen ama ondan farklı olarak kölelerin üzerine basarak yükselmiş çok zengin güney ülkeleri ile sürekli borçlanan ama borçla da olsa dişlileri döndüren sanayi ve teknoloji sahibi tekinsiz kuzey ülkeleri arasında gerçekleşmişti. Tarih, bilindiği üzere deney ve gözlemden yoksun olduğundan “Bilim midir? Yoksa değil midir?” diye tartışılagelmiştir. Fakat Amerikan İç Savaşı, tarih içinde gizlenmiş topyekûn bir deney ve gözlemdir aslında. Bu savaş tarımla geçinen toplumların, modern sanayinin karşısında duramayacağını ispat etmiştir. Kuzey savaşa handikapla başlamış bile olsa, güneyi yenmiş ve yeni dünya düzenini 21.yy’a kadar taşımayı başarmıştır. Amerika! Vahşi güzellerin, vahşi hayvanları ehlileştiren maço erkeklerle birlikte olduğu; sert içki içip, vahşi batıda yaşayan toplumun üstünde, vahşi kapitalizmin hüküm sürdüğü okyanus diyarı!

Tarihinde vahşet bulunan bu çok uluslu devlet, pek çok eksikle anlattığım bu unsurların hepsini içinde barındıran bir heterotopya. Halbuki bir ütopya bulma umuduyla dürbünde beliren kara parçası… Avrupalılarca ilk keşfi, vahşi Vikinglerin vahşi delikanlısı Kızıl Erikçe yapılmış olan… 

Heterotopya Olarak ABD

Foucault heterotopyayı tanımlarken, önce ütopyayı betimler. Zira mekânsal olarak önce ütopyalar vardır. Ütopyalar fiilen var olmayan, hiçbir sabitliği bulunmayan, zahiri mekânlardır. Toplumun gerçek mekânıyla zıt bir ilişki içerisindedir. Mükemmel topluluğun yuvasıdır. Anti toplumsal mekândır. Ne yazık gerçek dışıdır. Bunun yanında, kültür ve toplulukların yaşayıp kök saldığı birtakım mekânlar vardır. Bunlar gerçek ve fiili mekânlardır. Devlet organları tarafından bizzat toplumun kurumsallaşmasında rol oynayan ve karşı mevkii diye tabir edebileceğimiz kısmen gerçekleşmiş ütopik mekânlar da bulunur. Bu mekânlar fiili olarak bir yere yerleştirilebilse de, ütopik karakterlerinden ötürü diğer mekânlardan ayrılırlar. Foucault bu mekânları, yansıttıkları ve sözünü ettikleri tüm mevkiilerden kesinlikle farklı olduklarından, ütopyalara karşıt olarak heterotopya diye adlandırır. Kavramının daha da anlaşılabilir olması için ayna örneğini verir. Foucault’ya göre ütopyalarla kesinlikle başka olan bu mevkiler yani hetorotopyalar arasında kuşkusuz bir tür karma, ortak bir deneyim vardır. Bu aynadır. Ayna, sonuçta bir ütopyadır; çünkü yeri olmayan yerdir. Aynada kendimizi olmadığımız yerde görürüz, yüzeyin ardından sanal olarak açılan gerçek dışı bir mekânda görürüz. Olmadığımız bir yerde olmuş olarak beliririz.

ABD de, içinde barındırdığı pek çok farklı kültürün, başkalaşmış mekânlarında topyekûn var olan bir coğrafya. İçinde bulunan her şeyin abartı olduğu, üstünde yaşayan ve doğal hayata mensup olan varlıkların bile daha vahşi olduğu, pornografik bir mekân. İçinde bulunan kaynaşık pek çok kültür ve ırkın oluşturduğu ve asla homojen olmayan bir toplum içinde var oluyor. ABD pek çok açından ütopiktir de. Bir rüyadır evvela, ideal devlettir. Bu sebeple Foucault’nun betimlediği heterotopya tanımına uymaya oldukça elverişlidir.

Bir Oyun Mekânı Olarak ABD

ABD, dünyaya pazarladığı oyun endüstrisiyle de heterotopik toplumu siber uzayda var eder. Memduh Can Tanyeli’nin aktardığı üzere; Oyun mekânı, oyun oynama eylemini imkanlı kılan, işlevlendirilmiş sanal mekândır. Wark’a göre, oyun mekânları öncelikli olarak heterotopyalardır. (Wark, 2007) Heterotopyalar, yani “diğer mekân”lar, içlerinde anklav olarak yer ettikleri toplumsallığın kurallarından ve kabullerinden farklı kurallar ve kabullerle işleyen bağımsız oluşumlardır (Tanyeli:51). Tam bu noktada anklavın tanımını yapmak gerekir. Anklav kısaca, bir devletin toprakları ile çevrelenmiş başka bir devlete ait toprak parçasıdır. Coğrafi olarak kendini çevreleyene ait olan anklavlar, subuti olarak mensup olduğu devlet üstünden var olur. Wark, video oyunlarında geçen siber uzaysal mekânları tanımlamak için de bu tarifi kullanır. Burada bahsini ettiğimiz heterotopya ise sinemasal mekândan ibaret. İşsizliğin ve suç oranlarının %1’lere indiği ütopik Amerikan rüyasının yaşandığı sinemasal mekânda, 365 günde 1 gün oyun oynanmasına izin veriliyor. Yine bir parlementer sistem içinde, Amerikan kültürünün yaşandığı fakat konfederasyonun yani Güney ülkelerinin kültürünün biraz daha baskın olduğu fakat bunu Kuzey’in yani Yankee’lerin icat ettiği demoktratik parlementer sistemle gerçek kıldığı bir heterotopik oyun mekânı aynı zamanda. Bu oyun mekânı, Grand Theft Auto oyun serisinde olduğu gibi, araba çalmak da dahil, her türlü yağmayı yapabildiğimiz, hedonist tavırla cinayet işleyebileceğimiz, bir bakıma Aztekler gibi, arınmak için türlü vahşetleri kılıfına uydurabileceğimiz bir günün yaşandığı zaman aralığını da ifade ediyor. Bakunin, komünal düzenin mutlak anarşiden ve kaostan sonra ortaya çıkabileceğini söyler. Yani Thomas More’un Ütopya’sı ya da Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’i bu dünyada gerçek kılınmak isteniyorsa şayet, önce anarşi baş göstermeli sonra da düzen yerini kaosa bırakmalıdır. Ancak bu şekilde ilerleme kaydedilir ve muasır medeniyet seviyesine ulaşılabilir. Bu da “Arınma Gecesi” serisinin ana fikrini oluşturuyor. 

Arınma Gecesi: İdeal Toplum Düzeni

Arınma Gecesi serisinin sunduğu ideal toplum düzeni, yukarıda bahsettiğim bilgiler ışığında, pek çok ahlaki değerin bir gecelik esnetilmesiyle ortaya çıkıyor. Her ne kadar adı gibi seyirciyi arındırmak ve kirli hazlarını perde üzerinde bırakması için fırsat sunsa da, bu fikrin bir “idea” olarak sanat yapıtı içinde sunulması bile tahayyülü kuvvetlendiriyor, ütopik olanı heterotopyaya daha da yakınlaştırıyor. Arınma Gecesi hem ideolojik hem de içinde barındırdığı karnavalesk ögeler bakımından pek çok film okumasına oldukça elverişli. Memduh Can Tanyeli’nin tezinden ve Salt Galata’da icra ettiği video art sergisinden ilhamla ortaya attığım bu okuma ise Arınma Gecesi’nin yalnızca sinemasal mekânlarda ya da siber uzayda hapsolup izleyiciye katarsis yaşatmaktan ibaret olamayacağını ortaya koyuyor. Zira Amerika, coğrafyası ve tarihiyle kendi “Arınma”sını çeşitli zaman periyotlarında kanlı canlı yaşamış bir örnek. O yüzden sevgili okuyucular “Güvende Kalın”. Güvende kalmaya çalışırken de şunu aklınızdan çıkarmayın; kurban mutlak olarak en güçsüz olandan, alt sınıftan seçiliyor. 

Kaynakça

Focault, Michel , Özne ve İktidar

Cutler, Robert, M. Bakunin Kitabı

Tanyeli, Memduh Can, Agonografi: Video Oyunları ve Mimarlık

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi