Advertisement

Ari Aster, 5 favori korku filmini paylaştı. Hereditary ve Midsommar ile iki muhteşem korku filmine imza atan Aster’ın listesinde Carrie ve The Night of the Hunter gibi filmler yer aldı.

Korku türündeki ilk uzun metraj filmi Hereditary ile büyük ses getiren, bu filmden sonra hem atmosfer hem de senaryo anlamında en az Hereditary kadar ilgi çekici bir hikâye yapısına sahip olan Midsommar filmiyle adını geniş kitlelere duyuran Ari Aster, kısa bir süre önce Akademi üyesi oldu.

Akademi bünyesine katılan yeni isimler arasında yer alan yönetmen, Akademi üyelerinin kendi filmleriyle ilgili önemli detayları sinemaseverlerle paylaştığı Aframe isimli internet sitesi için ilgi çekici bir liste hazırladı.

Ari Aster, hazırladığı bu listede özellikle kendini etkileyen ve filmlerine ilham kaynağı olan beş korku filmini izleyicinin beğenisine sundu. Rosemary’s Baby, Alien, Psycho, The Shining, The Innocents, Last Year at Marienbad filmleriyle beraber David Lynch ve David Cronenberg’in neredeyse bütün filmlerini listeye eklemek istediğini söyleyen Aster, kendisinden beş filmlik bir liste istendiğini, bu yüzden de bugünkü ruh hâlini yansıtan beş korku filmini listeye koyduğunu dile getirdi.

Korku sinemasından unutulmaz beş filmin yer aldığı bu listeye ve Ari Aster’ın bu filmlerle ilgili düşüncelerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ari Aster’ın 5 Favori Korku Filmi

1. Kwaidan – Masaki Kobayashi (1964)

“Onibaba’dan Ugetsu’ya, The Face of Another’dan Cure’a kadar, listeye almak zorunda hissettiğim o kadar çok Japon korku filmi var ki, ama Kobayashi’nin büyük antolojisi, bugüne kadarki en nefes kesici biçimde güzel korku filmi olabilir. Lafcadio Hearn’in olağanüstü dört hayalet hikâyesinden uyarlandı, Kwaidan semavi, rahatsız edici ve tamamıyla yiyip bitiren kararlılıktaki beceriye sahip bir film.”

2. Possession – Andrzej Zulawski (1981)

“Boşanma ve romantik ayrılığın şiddetli ıstırabı hakkında yapılmış en iyi filmlerden biri. Kendini tutma, kurnazlık ve ‘mantık’ konusunda heyecan verici bir şekilde ders veriyor. İşte neredeyse her şey pahasına radikal olarak duygusal ve inatçı bir şekilde sezgisel hikâye anlatımı.”

3. The Night of the Hunter – Charles Laughton (1955)

“Charles Laughton başka ne yapabilirdi? Michael Powell’ın Peeping Tom‘unda olduğu gibi, kültürün muhafızları bunu pornografik olarak değerlendirdi ve Laughton’un başka bir film çekmesini engelledi, ama onun mirası eşsiz. Lynch’in işlerinden Coen’lere, Kubrick’ten Greenaway’e kadar çok sayıda kişiye önceden fikir veriyor. Laughton’ın dışavurumcu başyapıtı o kadar harika ki aklımı kaçıracak gibi oluyorum.”

4. Don’t Look Now – Nicolas Roeg (1973)

“Belki de Nicolas Roeg’in en iyi filmi (en iyi filminin Walkabout olduğu da savunulabilir), bu film kederle çok ciddi bir hesaplaşma, zaman ve hafıza üzerine bir meditasyon (ya da kehanet üzerine?) ve sıcak, esrarengiz bir kıyamet kucaklaması. Kurgulama ipuçlarını Resnais’ten alıp Venedik’le o kadar çok şey yapıyor ki, bunun üstüne koymak boşuna bir çaba olur, bu her yeni izlemede yeni şeyler sunan- ve her defasında sizi derinden etkileyen bir film.”

5. Carrie – Brian De Palma (1976)

“Çocukken bana en büyük travmayı yaşatan filmdi. Geri dönüp izlemem on beş yıl sürdü ve sonunda cesaretimi topladığım zaman, nasıl abartılı olduğunu fark ettiğimde şok oldum. (De Palma hakkında bildiğim/sevdiğim şeyleri göz önüne alınca bu çok da şaşırtıcı olmamalıydı). Her iyi korku filminde olduğu gibi, zulmü akıl almaz hissettiriyor ve görüntüler sizi potansiyel olarak hayattan soğutuyor (bıçakla gezen Piper Laurie ???), aynı zamanda çok derin empati ve hüzün duygusu ile de ayırt ediliyor. Zavallı Carrie.”

Kaynak: Aframe Oscars

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information