Kariyerine televizyon dizileri ve kısa filmlerle başlayan YouTube yıldızı Joe Penna'nın ilk uzun metrajlı çalışması Arctic, bir kaza sonucu düştüğü Kuzey Kutbunda mahsur kalan ve kurtarılmayı bekleyen bir adamın coğrafi şartlarla mücadelesini konu ediniyor. Olayların geçtiği bölgenin fiziksel şartlarını lehine kullanmayı başaran yönetmen Penna, aynı başarıyı hikâye anlatıcılığı noktasında gösteremeyince Arctic ortalama seviyede bir filme dönüşüyor. Artic neredeyse diyalogsuz ve sadece iki oyuncunun yer aldığı bir film. Mads Mikkelsen'in zorlu bir fiziksel performansın altından başarıyla kalkarak canlandırdığı Overgård isimli karakterle ilgili öğrenebildiklerimiz oldukça kısıtlı. Bir uçağın -muhtemelen- pilotuyken, kullandığı uçak düşmüş ama Overgård bir şekilde hayatta kalmış. Arctic, tam da bu noktada açılıyor ve ana karakteri kutbun soğuğu ve fiziksel şartlarıyla zorlu bir mücadele hâlinde buluyoruz. Üzerinden geçen uçakların görebilmesi için karların üzerine büyük harflerle "S.O.S." yazan, içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla zaman algısını yitirmemek adına sürekli saatini kuran biri olduğunu yavaş yavaş öğreniyoruz Overgård'ın. Bir süre sonra üzerinde uçan ve bir anda ortaya çıkan kurtulma ümidiyle heyecanlandıran helikopterin de düşmesiyle, Arctic'in anlatısındaki en büyük kırılma gerçekleşiyor. Bu helikopterin mürettebatından bir kadın, yararlı olarak kurtuluyorum bu kazadan. Artık Overgård'ın bekleyişi ve hayatta kalma mücadelesi iki kişilik bir hâl alıyor. Arctic: İnsan Doğaya Karşı Yönetmen Penna'nın acelesi olmayan, hikâyesini yavaş yavaş oluşturan üslubuyla olayların geçtiği coğrafi bölge arasındaki uyum film boyunca göze çarpıyor. Karakterin günlük rutinlerine tekrar tekrar şahit olurken, zaman seyirci için de yavaş akmaya başlıyor. Bu noktada geniş planlarla uçsuz bucaksız bir biçimde perdeye yansıyan karla kaplı düzlükler ve tepeler, sonsuz bir açıklık hissi yaratıyor. Overgård, bu açık alanlarda yürüyüp kendince daha elverişli olduğunu düşündüğü bir konuma ulaşmaya çalıştıkça, bu açıklık ters yönde işlemeye başlıyor. Bembeyaz yolların sonu gelmedikçe, sonsuzluk hissi baskın olmaya başlıyor ve neredeyse klostrofobik bir etki yaratmaya başlıyor. Bu tersine durum, filmin iki karakteri mağara ya da benzeri bir yere sığındıklarında daha belirginleşiyor. Dışarının sonu gelmeyen açıklığının, beyazlığının aksine, bu dar ve karanlık mağaralar huzurlu bir atmosfer hissiyatı yaratıyor bir yerden sonra. Bu noktada yönetmen Penna'nın karakterinin içinde bulunduğu psikolojik durumu seyirciye hissettirmek noktasında iyi bir iş çıkardığını pekâlâ söyleyebiliriz. Lakin, Overgård'ın yürüyüşleri uzadıkça Artic'in kurduğu atmosfer de filmi bir yere kadar taşıyabiliyor. Zira bir iki cümleyle özetlenebilecek konusu dışında Penna'nın seyirciye söyleyeceği bir sözü olmadığı belirginleşmeye başlıyor film devam ettikçe. Yönetmen vermek istediği insan - doğa mücadelesi hissini verebiliyor ama buradan nasıl bir söylem üreteceğine dair fikri yok gibi görünüyor. Tabii ki her film, doğrudan bir fikir ya da söylem üretmek zorunda değil; onun yerine sadece belirli bir duruma ya da sürece odaklanmayı seçebilir. Ama yönetmen Penna, odaklandığı duruma dair de Arctic'in anlatısını zenginleştirecek eklemeler yapmıyor. Bu da filmin bir noktadan sonra fazlasıyla monotonlaşmasına ve ardından oldu bittiye getirilmiş bir finalle tatminsizlik yaratan bir biçimde nihayete ermesine sebep oluyor. Arctic'in en büyük kozu başroldeki ve filmi kelimenin tam anlamıyla sırtında taşıyan Mads Mikkelsen. Yaklaşık yüz dakika boyunca filmin neredeyse her sahnesinde görünen oyuncu, zorlu fiziksel koşulların karakter üzerinde yarattığı fiziksel ve psikolojik etkiyi yansıtma konusunda son derece başarılı bir performans ortaya koyuyor. Filmin İzlanda'da gerçekleştirilen çekimlerinin büyük kısmında dublör kullanmamış olmasını da düşünürsek, kariyerinin zirve günlerini yaşayan yıldız…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Arctic, coğrafi koşulları lehine kullanmayı başaran, iyi çekilmiş, teknik anlamda iyi kurgulanmış bir film. Lakin aynısını filmin senaryosu için söylemek mümkün değil.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
55

Kariyerine televizyon dizileri ve kısa filmlerle başlayan YouTube yıldızı Joe Penna’nın ilk uzun metrajlı çalışması Arctic, bir kaza sonucu düştüğü Kuzey Kutbunda mahsur kalan ve kurtarılmayı bekleyen bir adamın coğrafi şartlarla mücadelesini konu ediniyor. Olayların geçtiği bölgenin fiziksel şartlarını lehine kullanmayı başaran yönetmen Penna, aynı başarıyı hikâye anlatıcılığı noktasında gösteremeyince Arctic ortalama seviyede bir filme dönüşüyor.

Artic neredeyse diyalogsuz ve sadece iki oyuncunun yer aldığı bir film. Mads Mikkelsen’in zorlu bir fiziksel performansın altından başarıyla kalkarak canlandırdığı Overgård isimli karakterle ilgili öğrenebildiklerimiz oldukça kısıtlı. Bir uçağın -muhtemelen- pilotuyken, kullandığı uçak düşmüş ama Overgård bir şekilde hayatta kalmış. Arctic, tam da bu noktada açılıyor ve ana karakteri kutbun soğuğu ve fiziksel şartlarıyla zorlu bir mücadele hâlinde buluyoruz. Üzerinden geçen uçakların görebilmesi için karların üzerine büyük harflerle “S.O.S.” yazan, içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla zaman algısını yitirmemek adına sürekli saatini kuran biri olduğunu yavaş yavaş öğreniyoruz Overgård’ın. Bir süre sonra üzerinde uçan ve bir anda ortaya çıkan kurtulma ümidiyle heyecanlandıran helikopterin de düşmesiyle, Arctic’in anlatısındaki en büyük kırılma gerçekleşiyor. Bu helikopterin mürettebatından bir kadın, yararlı olarak kurtuluyorum bu kazadan. Artık Overgård’ın bekleyişi ve hayatta kalma mücadelesi iki kişilik bir hâl alıyor.

Arctic: İnsan Doğaya Karşı

Yönetmen Penna’nın acelesi olmayan, hikâyesini yavaş yavaş oluşturan üslubuyla olayların geçtiği coğrafi bölge arasındaki uyum film boyunca göze çarpıyor. Karakterin günlük rutinlerine tekrar tekrar şahit olurken, zaman seyirci için de yavaş akmaya başlıyor. Bu noktada geniş planlarla uçsuz bucaksız bir biçimde perdeye yansıyan karla kaplı düzlükler ve tepeler, sonsuz bir açıklık hissi yaratıyor. Overgård, bu açık alanlarda yürüyüp kendince daha elverişli olduğunu düşündüğü bir konuma ulaşmaya çalıştıkça, bu açıklık ters yönde işlemeye başlıyor. Bembeyaz yolların sonu gelmedikçe, sonsuzluk hissi baskın olmaya başlıyor ve neredeyse klostrofobik bir etki yaratmaya başlıyor. Bu tersine durum, filmin iki karakteri mağara ya da benzeri bir yere sığındıklarında daha belirginleşiyor. Dışarının sonu gelmeyen açıklığının, beyazlığının aksine, bu dar ve karanlık mağaralar huzurlu bir atmosfer hissiyatı yaratıyor bir yerden sonra. Bu noktada yönetmen Penna’nın karakterinin içinde bulunduğu psikolojik durumu seyirciye hissettirmek noktasında iyi bir iş çıkardığını pekâlâ söyleyebiliriz. Lakin, Overgård’ın yürüyüşleri uzadıkça Artic’in kurduğu atmosfer de filmi bir yere kadar taşıyabiliyor. Zira bir iki cümleyle özetlenebilecek konusu dışında Penna’nın seyirciye söyleyeceği bir sözü olmadığı belirginleşmeye başlıyor film devam ettikçe. Yönetmen vermek istediği insan – doğa mücadelesi hissini verebiliyor ama buradan nasıl bir söylem üreteceğine dair fikri yok gibi görünüyor. Tabii ki her film, doğrudan bir fikir ya da söylem üretmek zorunda değil; onun yerine sadece belirli bir duruma ya da sürece odaklanmayı seçebilir. Ama yönetmen Penna, odaklandığı duruma dair de Arctic’in anlatısını zenginleştirecek eklemeler yapmıyor. Bu da filmin bir noktadan sonra fazlasıyla monotonlaşmasına ve ardından oldu bittiye getirilmiş bir finalle tatminsizlik yaratan bir biçimde nihayete ermesine sebep oluyor.

Arctic’in en büyük kozu başroldeki ve filmi kelimenin tam anlamıyla sırtında taşıyan Mads Mikkelsen. Yaklaşık yüz dakika boyunca filmin neredeyse her sahnesinde görünen oyuncu, zorlu fiziksel koşulların karakter üzerinde yarattığı fiziksel ve psikolojik etkiyi yansıtma konusunda son derece başarılı bir performans ortaya koyuyor. Filmin İzlanda’da gerçekleştirilen çekimlerinin büyük kısmında dublör kullanmamış olmasını da düşünürsek, kariyerinin zirve günlerini yaşayan yıldız bir oyuncunun böyle bir rolde yer alması bile başlı başına takdire şayan bir durum.

Arctic, coğrafi koşulları lehine kullanmayı başaran, iyi çekilmiş, teknik anlamda iyi kurgulanmış bir film. Lakin aynısını filmin senaryosu için söylemek mümkün değil. Mevcut hâliyle seyircinin takip motivasyonunu bir yere kadar tetikleyebilen Arctic’in son tahlilde içerdiği güzel doğa görüntüleri ve Mads Mikkelsen’in performansıyla hatırlarda kalacak bir ilk film olduğunu söyleyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi