João Dumans ve Affonso Uchoa’nın birlikte yazıp yönettiği, ilk gösterimini Rotterdam Film Festivali’nde yapan Arap, filmin ana karakteri olan ya da olacağını düşündüğümüz Andre’nin bir folk şarkısı eşliğinde bisikletiyle yaptığı yolculukla açılıyor. Devamında yönetmenler izleyiciyi, Andre’nin bir alüminyum fabrikasının kirlettiği, gürültülü ama dingin Güney Brezilya kentindeki gündelik hayatına konuk ediyorlar. Filmin temel anlatısını oluşturacakmış gibi görünen Andre’nin hikâyesi, gencin yakınlarında yaşadığı bu alüminyum fabrikasında çalışan bir işçi olan Cristiano’nun günlüğüne denk gelmesiyle, geri dönmemek üzere filmden çıkıyor. Andre, bu günlüğü okumaya başlayıp hakkında çok fazla fikri olmadığı bir dünyaya adım atarken Arábia kelimesi ekranda beliriyor ve film bir bakıma tekrar başlıyor. Kalkıştığı küçük bir soygun sonrası düştüğü hapisten çıkmasıyla başlayan yeni hayatı boyunca birçok iş değiştiriyor, sayısız insanla tanışıyor Cristiano. Çalışıp hayatta kalabilmek adına Brezilya’nın bir kentinden diğerine yapılan yolculuklar hem doğrudan kelime anlamıyla hem de Cristiano’nun yaşadığı kişisel dönüşüm noktasında Arap’ı bir yol filmine dönüştürüyor. Hapishaneden yeni çıktığında çalışmaya başladığı mandalina tarlasında emek sömürüsüyle karşılaştığında, tüm yolculuğu boyunca etkisi artarak devam edecek olan politik uyanışının da temeli atılıyor. Öncesinde sokaklarda aylaklık ederek geçirdiği günlerin yerini, hayatının geri kalanını bir beden işçisi olarak geçirmek zorunda olacağı gerçeği alıyor. Arap: İs, Pas, Kir ve İşçi Sınıfı Cristiano, emekçi olmanın, ekmeğini döktüğü terle kazanmanın türlü hâllerini tecrübe ederken yönetmenlerin detaylara gösterdiği özenle bu kişisel yolculuk, işçi sınıfının da güçlü bir panoramasına dönüşüyor. Sınıfın bu son derece gerçekçi ve etkili temsiline rağmen Arap’ın sırtını sadece politik bir söyleme dayayan bir film olduğunu söylemek de haksızlık olur. Çünkü bu yolculuk boyunca emekçi olmanın ne olduğunu fark edişinin yanında Cristiano sayısız insanlık hâliyle, sayısız duyguyla tanışıyor. Suç, dostluk, ölüm, aşk... Hepsi Cristiano üzerinde farklı tesirler bırakan bu duygular, filmin işçi sınıfına göbeğinden bağlı politik anlatısına insani bir derinlik katıyor. Cristiano’nun yolcuğuna eşlik eden dış sesi, izlediğinin aslında Andre’nin okumakta olduğu günlükteki cümlelerin perdeye yansıyan hâli olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor seyirciye. Aslında, film boyunca izleyicinin karşısına çıkan tüm imaj ve sesler, yazılmış bir metinden hareketle Andre’nin zihninde oluşanlardan ibaret. Cristiano’nun tecrübe ettiklerinin etkisiyle yaşadığı ve günlüğüne yazdıklarıyla ifade ettiği dönüşüm süreci, Andre’nin de aşina olmadığı türden hayatlara dair farkındalığın fitilini ateşliyor. Günlükle karşılaşmadan önce, sadece çevreyi kirleten, pencerelerin çerçevelerini kaplayan tozdan ibaret olan alüminyum fabrikası, içinde yaşanılan tüm zorluklarla, hayat mücadelesiyle, belki de sınıf bilinciyle yeniden inşa oluyor Andre’nin zihninde. Cristiano günlüğün sonlarında Andre’nin de yaşadığı kente geldiğinde, filmin zengin anlamsal düzlemlerini teşkil eden iki karakterin arasındaki mesafe azalıp sıfıra yaklaşıyor. Sinema perdesine yansıyan bu buruk temas, iki karakterin yaşadığı dönüşümü izleyiciye de geçirip çemberi kapatıyor. Yönetmenler Dumans ve Uchoa’nın; izleyici, Andre ve Cristiano üzerinden oluşturdukları bu üç katmanlı zengin anlatı, çizdiği hem sahici hem de insani işçi sınıfı portresi ve sade ama şık görselliğiyle birlikte Arap’ı festivalde bulunduğu bölüme yakışır biçimde, heyecan verici bir keşfe dönüştürüyor.

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Yönetmenler Dumans ve Uchoa’nın; izleyici, Andre ve Cristiano üzerinden oluşturdukları bu üç katmanlı zengin anlatı, çizdiği hem sahici hem de insani işçi sınıfı portresi ve sade ama şık görselliğiyle birlikte Arap’ı festivalde bulunduğu bölüme yakışır biçimde, heyecan verici bir keşfe dönüştürüyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
80

João Dumans ve Affonso Uchoa’nın birlikte yazıp yönettiği, ilk gösterimini Rotterdam Film Festivali’nde yapan Arap, filmin ana karakteri olan ya da olacağını düşündüğümüz Andre’nin bir folk şarkısı eşliğinde bisikletiyle yaptığı yolculukla açılıyor. Devamında yönetmenler izleyiciyi, Andre’nin bir alüminyum fabrikasının kirlettiği, gürültülü ama dingin Güney Brezilya kentindeki gündelik hayatına konuk ediyorlar. Filmin temel anlatısını oluşturacakmış gibi görünen Andre’nin hikâyesi, gencin yakınlarında yaşadığı bu alüminyum fabrikasında çalışan bir işçi olan Cristiano’nun günlüğüne denk gelmesiyle, geri dönmemek üzere filmden çıkıyor. Andre, bu günlüğü okumaya başlayıp hakkında çok fazla fikri olmadığı bir dünyaya adım atarken Arábia kelimesi ekranda beliriyor ve film bir bakıma tekrar başlıyor.

Kalkıştığı küçük bir soygun sonrası düştüğü hapisten çıkmasıyla başlayan yeni hayatı boyunca birçok iş değiştiriyor, sayısız insanla tanışıyor Cristiano. Çalışıp hayatta kalabilmek adına Brezilya’nın bir kentinden diğerine yapılan yolculuklar hem doğrudan kelime anlamıyla hem de Cristiano’nun yaşadığı kişisel dönüşüm noktasında Arapı bir yol filmine dönüştürüyor. Hapishaneden yeni çıktığında çalışmaya başladığı mandalina tarlasında emek sömürüsüyle karşılaştığında, tüm yolculuğu boyunca etkisi artarak devam edecek olan politik uyanışının da temeli atılıyor. Öncesinde sokaklarda aylaklık ederek geçirdiği günlerin yerini, hayatının geri kalanını bir beden işçisi olarak geçirmek zorunda olacağı gerçeği alıyor.

Arap: İs, Pas, Kir ve İşçi Sınıfı

Cristiano, emekçi olmanın, ekmeğini döktüğü terle kazanmanın türlü hâllerini tecrübe ederken yönetmenlerin detaylara gösterdiği özenle bu kişisel yolculuk, işçi sınıfının da güçlü bir panoramasına dönüşüyor. Sınıfın bu son derece gerçekçi ve etkili temsiline rağmen Arap’ın sırtını sadece politik bir söyleme dayayan bir film olduğunu söylemek de haksızlık olur. Çünkü bu yolculuk boyunca emekçi olmanın ne olduğunu fark edişinin yanında Cristiano sayısız insanlık hâliyle, sayısız duyguyla tanışıyor. Suç, dostluk, ölüm, aşk… Hepsi Cristiano üzerinde farklı tesirler bırakan bu duygular, filmin işçi sınıfına göbeğinden bağlı politik anlatısına insani bir derinlik katıyor.

Cristiano’nun yolcuğuna eşlik eden dış sesi, izlediğinin aslında Andre’nin okumakta olduğu günlükteki cümlelerin perdeye yansıyan hâli olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor seyirciye. Aslında, film boyunca izleyicinin karşısına çıkan tüm imaj ve sesler, yazılmış bir metinden hareketle Andre’nin zihninde oluşanlardan ibaret. Cristiano’nun tecrübe ettiklerinin etkisiyle yaşadığı ve günlüğüne yazdıklarıyla ifade ettiği dönüşüm süreci, Andre’nin de aşina olmadığı türden hayatlara dair farkındalığın fitilini ateşliyor. Günlükle karşılaşmadan önce, sadece çevreyi kirleten, pencerelerin çerçevelerini kaplayan tozdan ibaret olan alüminyum fabrikası, içinde yaşanılan tüm zorluklarla, hayat mücadelesiyle, belki de sınıf bilinciyle yeniden inşa oluyor Andre’nin zihninde. Cristiano günlüğün sonlarında Andre’nin de yaşadığı kente geldiğinde, filmin zengin anlamsal düzlemlerini teşkil eden iki karakterin arasındaki mesafe azalıp sıfıra yaklaşıyor. Sinema perdesine yansıyan bu buruk temas, iki karakterin yaşadığı dönüşümü izleyiciye de geçirip çemberi kapatıyor.

Yönetmenler Dumans ve Uchoa’nın; izleyici, Andre ve Cristiano üzerinden oluşturdukları bu üç katmanlı zengin anlatı, çizdiği hem sahici hem de insani işçi sınıfı portresi ve sade ama şık görselliğiyle birlikte Arap’ı festivalde bulunduğu bölüme yakışır biçimde, heyecan verici bir keşfe dönüştürüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi