Mu Tunç’un ilk uzun metrajlı filmi Arada, adına münhasır bir şekilde arada kalmış kuşağımızı mercek altına aldığı için önem arz eden bir yapım. Öyle ki 80’lerden sonra, 2000’lerden önce bir zaman aralığını kendine dert ediniyor. Dünyada olduğu kadar bizde de 90’lar kendine has ve oldukça güçlü belirtileri olan bir zaman aralığını betimlese de, ülkenin o dönem yaşadığı siyasi ve ekonomik buhran, 80’ler rüyasının tam anlamıyla çöküşünü sübuti olarak hissetmemize neden olmuştur. Bu dönemde futbol ön plana çıkmış, post-modern hareketin halk nezdinde desteği önlenmiş, popüler müzik ilk kez bu denli dominant bir hale bürünerek sorgulayan ergen prototipinden olabildiğince uzaklaşılması sağlanmıştır. Yine bu dönemde değinilmesi gereken en önemli konu da kuşak çatışmasıdır. Alfa kuşağının bilgeliğini miras alan iyi eğitimli X kuşağı, tüm kibriyle üzerimize konuşlanmış ve hala da üstesinden gelemediğimiz Babyboomers jenerasyonuna grunge ile tepkisini koymuştur. Grunge’ın önlenemez çıkışı, punk kültürünün yeniden canlanmasına da vesile olmuştur. Arada: İzleyiciyle İletişime Geçen Nostaljik Bir Deneyim İşte Mu Tunç da, bu devamlı özlem duyduğumuz “yahu ne güzeldi o günler” dediğimiz çocukluk yıllarımızı tutmuş, bu günün derdi olan “bu ülkeden çekip gitmek” sloganıyla yeniden ele almış. Çünkü X kuşağının 90’larda içine düştüğü derdin, bu günlerde bizim yaşadığımız dert ile tıpatıp aynı olduğu gerçeğini birilerinin anlatması gerekiyordu. X kuşağının içinde bulunduğu buhrana verdiği cevap, tıpkı 60’lardaki gibi müzikle oluşturuldu. Bugün hala o kuşağa mensup insanları dinliyor, eskimeyen şarkılarına eşlik ediyoruz. Mu Tunç işte bu güzelliği almış ve bizlere getirebilmiş. Rengiyle, mekanıyla, söylemiyle bunu yerine koyabilmiş. Filmin kurgusu bile anlatıyı tamamıyla dönemin kliplerine dönüştürmüş. Ozan ve Lara’nın yolculuğu, kapalı mekanlarda yaşadıkları deneyimler, o mekanlarda bulunan insanlar, başından sonuna kadar 90’ları inşa ediyor. Genel olarak anlatılarda, kahraman arketipi zaten hali hazırda inşa edilmiş bir mekân içinde yolculuk eder. Fakat Arada filmi bu yapıyı kırıyor ve Ozan-Lara üzerinden mekân oluşturma yoluna gidiyor. Çünkü, zaten büyük setlerin olduğu, tüm sokakların yeşil bir perdeyle örtüldüğü bir sinema geleneğimiz ve imkânımız olmadığından bu seçenek kaçınılmaz oluyor. İşte burada yönetmen ön plana çıkıyor ve anlatıyı çok da güzel kotarıyor. Böylelikle Ozan ve Lara’nın yolculuğu kronotopların eksiksiz işlendiği bir yol filmine dönüşüyor. Filmde ışık ve renk kullanımının başarısı da göze çarpmakta. 90’ların gençlik ruhunu yansıtmak için çok isabetli bir renk paleti kullanılmış. Filmle ilgili içime sinmeyen şey ise çözüm bölümünün yani 3. perdenin kapanış şekli. Şahsen daha farklı olabilirdi diye düşünüyorum. Çünkü anlatının içeriği belgesel nitelikler de barındırabilirdi. O denli sağlam bir kurulumu var aslında. Darbe karşıtı söylem 28 Şubat üzerinden birkaç vtr ile desteklenebilirdi. Çok da fazla detay vermeden, Ozan ve Lara’nın arada kalmışlığının öyle ya da böyle, 90’ların popüler sloganıyla birleşerek noktalandığını görüyoruz. Anlatının bizi aldığı ve bıraktığı nokta aynı olsa da, değişen bir şeylerin olması ve karakter gelişimi oldukça tatmin edici. Arada filmi, iki kuşağın zihninde bulunan iç çatışmaların birbirinden farklı olmadığını etkili bir biçimde göstermekte. Gençliğin oryantal bakış açısını da güzel bir dille eleştirmekte, öze dokunarak onu yüceltmekte. İzleyiciyle iletişime geçip onu nostaljik bir deneyime davet etmekte. Umarım bizim kuşağımız da X kuşağı gibi bir yol bulup düştüğü bu durumdan kurtulabilir.

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Mu Tunç’un ilk uzun metrajlı filmi Arada, adına münhasır bir şekilde arada kalmış kuşağımızı mercek altına aldığı için önem arz eden bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 3.51 ( 5 votes)
60

Mu Tunç’un ilk uzun metrajlı filmi Arada, adına münhasır bir şekilde arada kalmış kuşağımızı mercek altına aldığı için önem arz eden bir yapım. Öyle ki 80’lerden sonra, 2000’lerden önce bir zaman aralığını kendine dert ediniyor. Dünyada olduğu kadar bizde de 90’lar kendine has ve oldukça güçlü belirtileri olan bir zaman aralığını betimlese de, ülkenin o dönem yaşadığı siyasi ve ekonomik buhran, 80’ler rüyasının tam anlamıyla çöküşünü sübuti olarak hissetmemize neden olmuştur. Bu dönemde futbol ön plana çıkmış, post-modern hareketin halk nezdinde desteği önlenmiş, popüler müzik ilk kez bu denli dominant bir hale bürünerek sorgulayan ergen prototipinden olabildiğince uzaklaşılması sağlanmıştır. Yine bu dönemde değinilmesi gereken en önemli konu da kuşak çatışmasıdır. Alfa kuşağının bilgeliğini miras alan iyi eğitimli X kuşağı, tüm kibriyle üzerimize konuşlanmış ve hala da üstesinden gelemediğimiz Babyboomers jenerasyonuna grunge ile tepkisini koymuştur. Grunge’ın önlenemez çıkışı, punk kültürünün yeniden canlanmasına da vesile olmuştur.

Arada: İzleyiciyle İletişime Geçen Nostaljik Bir Deneyim

İşte Mu Tunç da, bu devamlı özlem duyduğumuz “yahu ne güzeldi o günler” dediğimiz çocukluk yıllarımızı tutmuş, bu günün derdi olan “bu ülkeden çekip gitmek” sloganıyla yeniden ele almış. Çünkü X kuşağının 90’larda içine düştüğü derdin, bu günlerde bizim yaşadığımız dert ile tıpatıp aynı olduğu gerçeğini birilerinin anlatması gerekiyordu. X kuşağının içinde bulunduğu buhrana verdiği cevap, tıpkı 60’lardaki gibi müzikle oluşturuldu. Bugün hala o kuşağa mensup insanları dinliyor, eskimeyen şarkılarına eşlik ediyoruz. Mu Tunç işte bu güzelliği almış ve bizlere getirebilmiş. Rengiyle, mekanıyla, söylemiyle bunu yerine koyabilmiş. Filmin kurgusu bile anlatıyı tamamıyla dönemin kliplerine dönüştürmüş.

Ozan ve Lara’nın yolculuğu, kapalı mekanlarda yaşadıkları deneyimler, o mekanlarda bulunan insanlar, başından sonuna kadar 90’ları inşa ediyor. Genel olarak anlatılarda, kahraman arketipi zaten hali hazırda inşa edilmiş bir mekân içinde yolculuk eder. Fakat Arada filmi bu yapıyı kırıyor ve Ozan-Lara üzerinden mekân oluşturma yoluna gidiyor. Çünkü, zaten büyük setlerin olduğu, tüm sokakların yeşil bir perdeyle örtüldüğü bir sinema geleneğimiz ve imkânımız olmadığından bu seçenek kaçınılmaz oluyor. İşte burada yönetmen ön plana çıkıyor ve anlatıyı çok da güzel kotarıyor. Böylelikle Ozan ve Lara’nın yolculuğu kronotopların eksiksiz işlendiği bir yol filmine dönüşüyor.

Filmde ışık ve renk kullanımının başarısı da göze çarpmakta. 90’ların gençlik ruhunu yansıtmak için çok isabetli bir renk paleti kullanılmış. Filmle ilgili içime sinmeyen şey ise çözüm bölümünün yani 3. perdenin kapanış şekli. Şahsen daha farklı olabilirdi diye düşünüyorum. Çünkü anlatının içeriği belgesel nitelikler de barındırabilirdi. O denli sağlam bir kurulumu var aslında. Darbe karşıtı söylem 28 Şubat üzerinden birkaç vtr ile desteklenebilirdi. Çok da fazla detay vermeden, Ozan ve Lara’nın arada kalmışlığının öyle ya da böyle, 90’ların popüler sloganıyla birleşerek noktalandığını görüyoruz. Anlatının bizi aldığı ve bıraktığı nokta aynı olsa da, değişen bir şeylerin olması ve karakter gelişimi oldukça tatmin edici.

Arada filmi, iki kuşağın zihninde bulunan iç çatışmaların birbirinden farklı olmadığını etkili bir biçimde göstermekte. Gençliğin oryantal bakış açısını da güzel bir dille eleştirmekte, öze dokunarak onu yüceltmekte. İzleyiciyle iletişime geçip onu nostaljik bir deneyime davet etmekte. Umarım bizim kuşağımız da X kuşağı gibi bir yol bulup düştüğü bu durumdan kurtulabilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi