Politik mizah alanında çalışan Majken Jul Sørensen, “Politik mizahın gelişmesi için bazı tutarsızlıklara ve saçmalıklara ihtiyaç vardır. Eğer politikacıların dedikleri gibi şeyler varsa, o zaman satir, parodi ve ironiyi inşa edecek neredeyse hiçbir şey yoktur.” ifadesine yer verir bir araştırmasında. Bu ifadeyi, Türkiye'deki konjonktüre göre ele aldığımızda ise ortaya -bu ülkedeki çoğu konuda olduğu gibi- ciddi bir çelişki ortaya çıkıyor. Ülkeyi yöneten kişilerin, kendi içlerinde bile çelişkiye düştüğü, yakın tarihimizin belki de en önemli seçimini kıraathane açma vaadiyle kazandığı bir ortamda, politik mizahın neredeyse yok olması tabii ki şaşırtıcı. Ama bu türden mizahın sesinin nasıl kısıldığı da birçoğumuzun malumu; bizzat ülkenin yöneticisi konumunda olan kişinin mizah dergilerine, kendi karikatürlerini çizdikleri için dava açtığını biliyoruz. Bu durumun sinemaya yansıması da çok farklı olmuyor elbet. Bugün komedi filmi olarak seyircilere sunulan filmlerde güncele, ülkede olan biten şeylere dair üretilen söz yok denecek kadar az. Etliye sütlüye karışmayan, suya sabuna dokunmayan; seyirciyi 120 dakika boyunca, türlü seksist küfürler ve kabalık olarak niteleyebileceğimiz eylemlerle eğleyen filmlerin dışında, tür olarak komedi diyebileceğimiz ve genel itibarıyla bir sözü olan yapımlarla karşılaşmak çok sık başımıza gelen bir durum değil. Hâl böyleyken Kürt sinemacı Ali Kemal Çınar'ın filmleri imdadımıza yetişiyor adeta. 2013 yapımı, Antalya'da yarışan Kısa Film - Kurte Film ile adını duyurmaya başlayan, iki yıl sonra Saklı - Veşartî ile !f Keş!f Ödülü'nü kazanan Çınar asıl çıkışını, Ankara Film Festivali'nde en iyi film seçildikten sonra vizyona da giren, ilk Kürt süper kahraman filmi Gênco aracılığıyla yapmıştı. Filmlerinin tamamında Kürt coğrafyasında yaşamanın, ana dilini konuşamamanın etkilerini görebildiğimiz yönetmen Di Navberê De ile politik söylemi en yoğun olan filmine imza atıyor diyebiliriz. Lakin filmin gücü de zayıflıkları da kökenini bu noktadan alıyor. Di Navberê De: Zeki, Kıymetli Ama Fazlaca Didaktik Ali Kemal Çınar'ın neredeyse imzası hâline gelen, görüntü yönetiminden oyunculuklara filmin her ögesine sinen amatör ruh Di Navberê De'de kendini gösteriyor. Yine yönetmenin anlatılarının genellikle fantastik durumlar üzerinden şekillenmesi bu filmde de karşımıza çıkıyor. Diyarbakır'da geçen filmin ana karakteri Osman, Kürtçe anlayan ama konuşamayan, Kürtçe sorulara Türkçe karşılık veren bir adam. Bu durum elbette onun sosyal hayatına ve duygusal ilişkilerine de etki ediyor. Evlenmek isteyen ama bu sorunu sebebiyle, kadınlarla diyalog kurmakta zorlanan bir yapıya sahip olan adam aynı anda iki farklı şeyi yapamıyor. Yani buradan da çıkarabileceğimiz üzere Di Navberê De; Kürtlerin, ülkenin "resmi" dili Türkçe'nin dayatılması karşısında yaşadığı durumu hicveden bir filmken, merkezindeki karakterin aynı anda iki farklı işi yapamıyor oluşu üzerinden de Kürtlerin, ne kendileri olmalarına ne de diğerleri gibi olmalarına izin veren resmi ideolojiyi tiye alıyor. Kürtlerin terörist olarak yaftalandığı, ama diğer yandan da politik bir bilince sahip olmasalar dahi toplum dışına itildikleri bu yapı, Osman'ı tek bir şey yapmaya -ya da tek yönlü bir insan olmaya- itiyor. Ülkedeki ana dilde eğitim sorununu başarıyla yansıtan Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan imzalı İki Dil Bir Davul'da gördüğümüz üzere bu sıkıntıların temeli daha çocukluk yıllarında, okul sıralarında atılıyor. Ali Kemal Çınar da bu duruma atıf yapar şekilde filminin çocuk kitaplarının isimlerini andıracak başlıklarla üç bölüme ayırıyor: Osman Evlenmek İstiyor, Osman Dil Öğrenmek İstiyor ve Son Söz. Filmde olay örgüsü hakkında da fikir veren bu bölüm isimleriyle çevrelenen filmin komedi…

Yazar Puanı

Puan

Filmlerinin tamamında Kürt coğrafyasında yaşamanın, ana dilini konuşamamanın etkilerini görebildiğimiz yönetmen Çınar, Di Navberê De ile politik söylemi en yoğun olan filmine imza atıyor diyebiliriz. Lakin filmin gücü de zayıflıkları da kökenini bu noktadan alıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.31 ( 4 votes)
65

Politik mizah alanında çalışan Majken Jul Sørensen, “Politik mizahın gelişmesi için bazı tutarsızlıklara ve saçmalıklara ihtiyaç vardır. Eğer politikacıların dedikleri gibi şeyler varsa, o zaman satir, parodi ve ironiyi inşa edecek neredeyse hiçbir şey yoktur.” ifadesine yer verir bir araştırmasında. Bu ifadeyi, Türkiye’deki konjonktüre göre ele aldığımızda ise ortaya -bu ülkedeki çoğu konuda olduğu gibi- ciddi bir çelişki ortaya çıkıyor. Ülkeyi yöneten kişilerin, kendi içlerinde bile çelişkiye düştüğü, yakın tarihimizin belki de en önemli seçimini kıraathane açma vaadiyle kazandığı bir ortamda, politik mizahın neredeyse yok olması tabii ki şaşırtıcı. Ama bu türden mizahın sesinin nasıl kısıldığı da birçoğumuzun malumu; bizzat ülkenin yöneticisi konumunda olan kişinin mizah dergilerine, kendi karikatürlerini çizdikleri için dava açtığını biliyoruz. Bu durumun sinemaya yansıması da çok farklı olmuyor elbet. Bugün komedi filmi olarak seyircilere sunulan filmlerde güncele, ülkede olan biten şeylere dair üretilen söz yok denecek kadar az. Etliye sütlüye karışmayan, suya sabuna dokunmayan; seyirciyi 120 dakika boyunca, türlü seksist küfürler ve kabalık olarak niteleyebileceğimiz eylemlerle eğleyen filmlerin dışında, tür olarak komedi diyebileceğimiz ve genel itibarıyla bir sözü olan yapımlarla karşılaşmak çok sık başımıza gelen bir durum değil. Hâl böyleyken Kürt sinemacı Ali Kemal Çınar’ın filmleri imdadımıza yetişiyor adeta. 2013 yapımı, Antalya’da yarışan Kısa Film – Kurte Film ile adını duyurmaya başlayan, iki yıl sonra Saklı – Veşartî ile !f Keş!f Ödülü’nü kazanan Çınar asıl çıkışını, Ankara Film Festivali’nde en iyi film seçildikten sonra vizyona da giren, ilk Kürt süper kahraman filmi Gênco aracılığıyla yapmıştı. Filmlerinin tamamında Kürt coğrafyasında yaşamanın, ana dilini konuşamamanın etkilerini görebildiğimiz yönetmen Di Navberê De ile politik söylemi en yoğun olan filmine imza atıyor diyebiliriz. Lakin filmin gücü de zayıflıkları da kökenini bu noktadan alıyor.

Di Navberê De: Zeki, Kıymetli Ama Fazlaca Didaktik

Ali Kemal Çınar’ın neredeyse imzası hâline gelen, görüntü yönetiminden oyunculuklara filmin her ögesine sinen amatör ruh Di Navberê De’de kendini gösteriyor. Yine yönetmenin anlatılarının genellikle fantastik durumlar üzerinden şekillenmesi bu filmde de karşımıza çıkıyor. Diyarbakır’da geçen filmin ana karakteri Osman, Kürtçe anlayan ama konuşamayan, Kürtçe sorulara Türkçe karşılık veren bir adam. Bu durum elbette onun sosyal hayatına ve duygusal ilişkilerine de etki ediyor. Evlenmek isteyen ama bu sorunu sebebiyle, kadınlarla diyalog kurmakta zorlanan bir yapıya sahip olan adam aynı anda iki farklı şeyi yapamıyor. Yani buradan da çıkarabileceğimiz üzere Di Navberê De; Kürtlerin, ülkenin “resmi” dili Türkçe’nin dayatılması karşısında yaşadığı durumu hicveden bir filmken, merkezindeki karakterin aynı anda iki farklı işi yapamıyor oluşu üzerinden de Kürtlerin, ne kendileri olmalarına ne de diğerleri gibi olmalarına izin veren resmi ideolojiyi tiye alıyor. Kürtlerin terörist olarak yaftalandığı, ama diğer yandan da politik bir bilince sahip olmasalar dahi toplum dışına itildikleri bu yapı, Osman’ı tek bir şey yapmaya -ya da tek yönlü bir insan olmaya- itiyor.

Ülkedeki ana dilde eğitim sorununu başarıyla yansıtan Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan imzalı İki Dil Bir Davul’da gördüğümüz üzere bu sıkıntıların temeli daha çocukluk yıllarında, okul sıralarında atılıyor. Ali Kemal Çınar da bu duruma atıf yapar şekilde filminin çocuk kitaplarının isimlerini andıracak başlıklarla üç bölüme ayırıyor: Osman Evlenmek İstiyor, Osman Dil Öğrenmek İstiyor ve Son Söz. Filmde olay örgüsü hakkında da fikir veren bu bölüm isimleriyle çevrelenen filmin komedi düzeyi sürekli bir seviyede kalıyor; böylece seyircinin ilgisini sürekli dinç tutmayı başarıyor yönetmen. Böylesine önemli bir konuda, zeka ürünü esprilerle devam eden seyir deneyimi, bir yerden sonra genişleyememeye; kendini tekrar etmeye başlıyor. Evet, Di Navberê De doğrudan bu coğrafyanın en mühim konularından birine eğilen, kıymetli bir yapım; ama konunun önemine fazla takılarak anlatısının gelişmeye açık potansiyelini es geçiyor. Hele bir yerden sonra bu sorunların, sebepleri sonuçları karakterlerin ağzından açık açık ifade edilmeye başlanmasıyla bağlantılı olarak filmin dili, tüm üsluptan çok uzak bir şekilde didaktikleşiyor. Bu da çok parlak bir çıkış noktasına sahip bir yapımın potansiyelini pratiğe geçirme noktasında bir eksikliğe işaret ediyor.

Ali Kemal Çınar, günümüzde bu ülke üzerinde sinema yapan en özgün akıllardan biri şüphesiz. Kendine has dilini “güzel” görünmek derdine düşmeden yaratabileceğinin sinyallerini şu ana kadar fazlasıyla verdi. Şu ana kadar ki en politik filmi olduğunu söyleyebileceğimiz Di Navberê De, merkezine aldığı fikri önemsedikçe, oraya vurgu yapmaya devam ettikçe Çınar’ın kurduğu satirik yapıdan ödün vermeye başlıyor. Lakin son kertede, filmin söyleminin fazlaca açık edilmesiyle zayıfladığını kabul ederken, sinemasına amatör bir ruhla, yaratıcı fikirlerle değer katan bir yönetmenin bundan daha iyisini yapabileceği, Di Navberê De’den geriye kalan en belirgin fikir oluyor diyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi