Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Ara Güler’den geriye ne kaldı diye sorduğumuzda buna, büyük bir görsel hazine cevabını verebiliriz. Kendi adıma ona “geçmiş zaman fotoğrafçısı” diyebilirim. Görmediğimiz, içinde yaşamadığımız ama fotoğraflardan aşina olduğumuz geçmiş zaman fotoğraflarının çoğunda Ara Güler imzası var. Siyah&beyaz, oldukça sinematografik gözüken bir dünya bu. Onun fotoğraf sanatıyla olan ilişkisini tanımlamak istediğimizde akla ilk gelen kelime akademisyen Kamil Fırat’ın da ifade ettiği gibi şüphesiz tutku oluyor. Bu tutku olmasaydı belki biz, geçmiş zamana bu kadar aşina olmayacaktık. Bu yazıda büyük ustayı vefatından bir süre önce Binnur Karaevli-Fatih Kaymak ikilisi tarafından çekilen İstanbul’un Gözü belgeseli aracılığıyla yâd edeceğiz.

İstanbul’un Gözü, ismini Ara Güler’in lakabından alan biyografik bir belgesel. Onun fotoğraf kariyerini kendi anlatımları, fotoğrafçılar ve alanla ilgili uzman yorumları üzerinden irdeliyor. Öte yandan fotoğraflarının sergileneceği bir galeri açılışının hazırlık sürecini anlatıyor. Uzun bir yolculuk Ara’nınki. Bir asra yaklaşan, pek çok olaya tanıklık etmiş, dünyanın ve Türkiye’nin geçirmiş olduğu dönüşümleri kayıt altına almış değerli bir yolculuk. Asistanı Fatih Aslan, bir milyondan fazla negatif ve dianın bulunduğu rafları gösterirken bu arşivin bir hazine olduğunu belirtiyor. Akademisyen Mehmet Bayhan ise, çağdaş fotoğraf tarihinin Ara Güler olmaksızın yazılamayacağını ifade ediyor. Onun fotoğraflarını özel kılan ana unsurun gündelik hayatın içindeki insan olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ara Güler, bir manzara fotoğrafçısı değil, kendi deyişiyle o, “yaşayan insanların, nefes alan adamların, işçilerin adamı”. İnsanın hep fotoğrafların içinde yer aldığı bir anlayış bu. Sanat eleştirmeni Doğan Hızlan, bu duruma dikkat çekerken sınıfsal boyuta değiniyor. Ara’nın fotoğraflarındaki insan yüzlerinde “bir sınıfın öyküsünün, ezilmişliğinin, zavallılığının” okunduğunu söylüyor. Bu çıkarımı düşündüğümüzde Türkiye’de gündelik hayatın içine fotoğraf makinasını sokan öncü ismin Ara Güler olduğunu görüyoruz. Çalışan, emek sarf eden, sokaktaki işçiyi, çocuğu, sıradan insanı kendi mekânlarında bulduğumuz yer, onun fotoğrafları oluyor. İlginç bir anıyı fotoğraf sanatçısı Reza Deghati anlatıyor. Ara’nın Ankara’da bir sokaktaki çocukları çekmiş olduğu 1971 tarihli fotoğrafından oldukça etkilenerek bir anda ağlamaya başladığını söylüyor. Fotoğrafta küçük bir erkek çocuğun elinde tabanca olduğu ve bunu ağzına dayamış olduğu, hemen arkasındaki kız çocuğunun elinde ekmekler olduğu görülüyor. Fotoğraf, çok farklı çağrışımlar yapıyor ve bakanın duygularında devinimler yaratıyor.

Belgeselin bir bölümü Ara’nın da çok etkilendiği bir hikâye olan Afrodisias antik kentinin 1958 yılındaki keşfine ayrılıyor. İnşa halinde olan bir barajı fotoğraflamak için Aydın’a gittiğinde etrafı keşfederken denk geliyor tarihi siteye. Üzerine bir köy kurulmuş olan antik kentte insanlar, tarihi bin yıla uzanan bir geçmişin üzerinde yaşadıklarından pek haberdar değiller. Ara, köylülerin antik sütunlar üzerinde “pişbirik” oynamalarını, hipodromda marul yetiştirdiklerini, sütunların arasına eşeklerle çocukların geçiştiklerini tebessümle anlatıyor. Arka plandaysa fotoğrafları görüyoruz. Farklı zamansallıkların üst üste bindiği ironik bir heterotopya bu. Afrodisias’ın fısıltılarına kayıtsız kalmayan Ara, onun gün yüzüne çıkarılmasına aracılık ediyor ve bu öykünün fotoğrafları Afrodisias Çığlığı olarak kitaplaştırılıyor.

Toplumsal tarihin acı olaylarına tanıklık etmiş bir yaşam Ara’nın ki. 6-7 Eylül olaylarını fotoğraflayarak deneyimlemiş. Bu hadiseyi “hem bir dram, hem bir komedi” olarak yorumluyor. İnsanların galeyanını, yağmayı, yağmadan geriye kalanları görüyoruz fotoğraflarda. Anlattığı detaylar acı bir tebessümü çağırıyor. Bahsettiği düşen piyanonun fotoğrafını bugün görüyor olmayı çok isterdik. Üzerine fazla konuşmuyor kendisi de, ülke tarihinin karanlık bir anına dair kaçınan cevaplar veriyor. Bunun yanı sıra 1 Mayıs 1977 tarihinde yaşanan katliamın fotoğrafları insanın içini yakıyor. Savaş muhabirliği de yapan Ara Güler, savaşları “insanlığın dünyanın sonuna yaklaşması” olarak yorumlar ve bu hissiyatın korkunçluğundan bahsediyor. Fotoğrafların arasında eli silahlı çocuk askerler, yitirilen masumiyet görülüyor.

Fotoğrafa Adanmış Bir Ömür

Amerikan Life dergisinden esinle yayına başlayan Hayat mecmuası, Yeni İstanbul Gazetesi, ve Magnum fotoğrafçılığı, Ara Güler’in fotoğraf kariyerinin önemli halkaları. Bunların yanı sıra Life, Time , Stern gibi dönemin önemli dergileri için yapılan foto muhabirlikleri var. Resimli mecmuanın Türkiye’deki ilk örneği olan Hayat, onun öncülüğünde yıllar sürecek olan yayın hayatına başlıyor. Spordan, sanata, siyasete, sosyal ve kültürel hayatın farklı yönlerine değinen aktüel dergi, basın tarihimizin önemli parçalarından birini oluşturuyor. Bağımsız bir fotoğraf ajansı olarak kurulan Magnum, insan odaklı çalışmasıyla biliniyor. Bu vesileyle yolları Ara Güler’le kesişiyor, onun insan temelli fotoğrafları onların dikkatini çekiyor. Magnum’un Türkiye ayağının temsilcisi Ara Güler oluyor. Ajansın kurucuları arasında yer alan “insanların fotoğrafçısı” Henri Cartier Bresson’u “baba” olarak niteleyen usta, kendisinin de içinde bulunduğu kuşağı “ikinci nesil Magnum fotoğrafçıları” olarak niteliyor. Bugün, Magnum arşivinde 600 civarında fotoğrafı bulunuyor Ara’nın.

Ve ona lakabını veren İstanbul’a geliyoruz. Ara Güler’e ruh veren şehir şüphesiz İstanbul. Doğduğu, bütün bir hayatını geçirdiği, anılarının olduğu, tarihine tanıklık ettiği, binlerce kez fotoğrafladığı şehirden bahsediyoruz. Bu sebeple ki ona “İstanbul’un gözü” diyorlar. Bugün, 1950’li ve 60’lı yılların İstanbul’una dair gördüğümüz fotoğrafların çoğunda onun imzası var. Şehri farklı açılardan sayısız kez fotoğraflamış; insanları, sokakları, meydanları, denizi, camileri, silueti vs. İstanbul’un geçirmiş olduğu radikal kentsel dönüşümleri düşündüğümüzde neyi kaybetmiş olduğumuzu daha iyi anlıyoruz. İnsan, bu geri dönüşsüz değişime hayretle, üzülerek bakıyor. Magnum fotoğrafçısı Bruno Barbey, bu çalışmaların “ulusal hazine” olduğunu, Ara’nın bir “yaşayan efsane” olarak kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Çünkü bu fotoğraflarda geçmişin artık olmayan İstanbul’u var.

Ara’nın özel hayatına baktığımızda ikinci eşi Suna’yla yakaladığı mutluluğu ve onun kaybından sonra gelen yalnızlığı ve kederi görüyoruz. Bir çift olmanın ötesine geçen büyük bir dostluk bu. Ara, Suna hanımın kaybını hayatındaki “büyük bir kara delik” olarak görüyor. Onu çok sevdiği, büyük bir bağlılık duyduğunu anlıyoruz. Çocuksuz bir yaşam sürüyor.

Bir saatlik süresine hayli şeyi sığdırmayı başarıyor biyografik belgesel. Ara Güler’e dair bu yazının satırlarını aşan başkaca detayları öğreniyoruz. Sade bir foto muhabir değil karşımızdaki, bir yaşam filozofu, bir bellek ustası diyebiliriz onun için. Yaşamının son yıllarında birtakım politik nedenlerden ötürü toplumun bir kesimi tarafından hayli eleştirildi. Siyasal atmosferin toplumdaki gerilimi artırdığı bir dönemin garabetiydi bu durum. Vefatının ardından da devam eden bu eleştiriler, boyutunu aşıp insafsız bir saldırıya dönüştü. Ara Güler, bunları hak eden bir isim değildi. Hiçbir zaman politik biri olmamıştı, her zaman fotoğrafçı kimliğiyle bildiğimiz bir isimdi. Milyon kere deklanşöre basıp, muazzam bir arşiv bırakmıştı geride. Ona ölçüsüzce tepki gösterenlerin çoğunun onun kim olduğundan, neler yapmış olduğundan haberdar olduklarını sanmıyorum. Yaşanan bu hadise, en basit haliyle bir değer bilmezlik, saygısızlık. Ara Güler, bu ülkenin yetiştirdiği büyük bir değerdi. Yaşamı boyunca fotoğraf çekip, bu ülkeye ve dünyaya eşsiz bir görsel bellek bıraktı. Fotoğrafçılıkla ilgili biri olarak onu ilham aldığım büyük bir usta olarak kabul ediyorum.

Filmin Künyesi: 

İstanbul’un Gözü – The Eye of İstanbul
Yönetmen: Binnur Karaevli – Fatih Kaymak
Senaryo: Binnur Karaevli – Ahsen Diner
Yapımcı: Ümran Safter
Tür: Belgesel
Süre: 64 dakika
Yapım Yılı: 2015
Ülke: Türkiye
Görsel Kaynaklar: http://www.araguler.com.tr/

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi