10 yılda 18 uzun metrajlı filmle inşa edilen devasa bir anlatının Avengers: Infinity War’la nihayete ermesinin ardından Marvel, kurduğu bu evrendeki en küçük kahramana Ant-Man ve Wasp’la geri dönüyor. 2015’teki solo filminin ardından Captain America: Civil War’da arz-ı endam eden Ant-Man, bu yeni filmde, ana karakter pozisyonunu Marvel Sinematik Evreni’nin çiçeği burnunda mensubu Wasp’la paylaşıyor. Karşı karşıya olduğumuz bu yeni Marvel filmi, mevzu bahis evrenin artık iyiden iyiye belirli bir formül üzerinden üretilen ve gittikçe tipikleşen süper kahraman filmlerinden kimi noktalarda ayrışıyor ki; Ant-Man ve Wasp’ı cazip bir seyirlik hâline getiren özellikleri de bu farklılıklarından ileri geliyor. Kahramanlık motivasyonları noktasından baktığımızda, Ant-Man'in Marvel’ın solo film yapmayı layık gördüğü en iddiasız karakter olduğu söylenebilir. Ne Kaptan Amerika ya da Iron Man gibi dünyayı daha iyi bir yer yapmak gibi ulvi bir amacı var Ant-Man’in, ne de Black Panther'da gördüğümüz gibi topraklarını savunmak minvalinde çok kapsamlı sorumlulukları. Eşinden ayrılmış, kızına iyi bir baba olmak dışında herhangi bir hayat motivasyonu olmayan sıradan bir adam olan Scott Lang’in süper kahramana dönüşüm sürecinin de bu sıradanlığa uygun bir şekilde gerçekleştiğini 2015 yapımı ilk filmde izlemiştik. Ant-Man ve Wasp’ta, büyük ölçüde Scott Lang’in kişisel özelliklerinden ileri gelen bu kendini ciddiye almama tutumunun devam ettiğini görebiliyoruz. Fakat yeni filmi görece olarak özgün kılan şey, kendini ciddiye almama hâlinin tüm anlatıya özenle yayılmış olması. Kıtadan kıtaya, hatta gezegenden gezegene atlayan hikâye akışlarıyla, tüm evrenin hakimiyetini ele geçirmek isteyen kötü karakterleriyle akıllarda kalan son Marvel filmlerine kıyasla Ant-Man ve Wasp’ta anlatının temelinde yatan her şey küçük, iddiasız ve insani.  Ant-Man ve Wasp: Gerçekleşmeyen Potansiyel Captain America: Civil War’da yaptıklarından sonra iki yıl boyunca ev hapsine mahkûm edilen Scott Lang’in kapısı, ona giyen kişiyi Ant-Man’e dönüştüren kostümü veren bilim insanı Hank Pym ve kızı Hope Van Dyne tarafından çalınıyor. Bu ziyaretin sebebi ise ilk filmin sonunda, daha önce kimsenin başaramadığını başararak kuantum alemine gidip dönen Lang’den, o alemde kaybolduklarını varsaydıkları Van Dyne’ın annesini getirmesi konusunda yardım istemeleri. Yani bakıldığı zaman, Ant-Man ve Wasp’ta izlediğimiz tüm maceranın bağlandığı yer, aile kurumu olarak çiziliyor. Bu maceraya bir noktasında eklemlenen kötü karakter de benzer sorunlardan muzdarip. Marvel Sinematik Evreni’ne bu filmle katılan Ghost da küçük bir kızken ailesini kaybetmiş ve onu “kötü” olmaya iten motivasyonunun hemen hemen hepsini bu kayıp üzerinden şekillendiren bir karakter olarak maceraya ekleniyor. Yani Ant-Man ve Wasp’ta anlatının üzerine kurulduğu üç temel parçanın da eylemlerine yön veren en önemli unsur aile olarak gösteriliyor. Buna bağlı olarak filmde, Marvel filmlerinde görmeye alışık olduğumuz türden, büyük bir kötü karakter ve dünyayı - ya da en azından gezegenin bir kısmını - bu kötünün oluşturduğu tehditten korumaya çalışan kahramanlar yok. Bu özelliğiyle Ant-Man ve Wasp’ın Marvel filmleri arasında kendine, 2015 yapımı Ant-Man gibi, ayrıksı bir yer edineceğini söyleyebiliriz. Hatta bu filmde, tüm izleyicilere ekranda olan bitenle empati kurma imkânı sunan, karakterlere insani motivasyonlar atfetme durumunun tüm anlatının iskeletini oluşturup “sıradanlık” hissinin daha hâkim kılınmaya çalışıldığı da görülüyor. Buradan hareketle Ant-Man ve Wasp’ın tipik süper kahraman filmlerinden biri olmayı reddetmesiyle oldukça cesur bir hamle olduğu da iddia edilebilirdi ama ne yazık ki bu noktada Marvel,…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Ant-Man ve Wasp, hemen hemen her Marvel filminin sunduğu düzeyde bir seyir keyfi vaadinin altından kalkmayı ve kalburüstü bir aksiyon-komedi filmi olmayı başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.93 ( 5 votes)
55

10 yılda 18 uzun metrajlı filmle inşa edilen devasa bir anlatının Avengers: Infinity War’la nihayete ermesinin ardından Marvel, kurduğu bu evrendeki en küçük kahramana Ant-Man ve Wasp’la geri dönüyor. 2015’teki solo filminin ardından Captain America: Civil War’da arz-ı endam eden Ant-Man, bu yeni filmde, ana karakter pozisyonunu Marvel Sinematik Evreni’nin çiçeği burnunda mensubu Wasp’la paylaşıyor. Karşı karşıya olduğumuz bu yeni Marvel filmi, mevzu bahis evrenin artık iyiden iyiye belirli bir formül üzerinden üretilen ve gittikçe tipikleşen süper kahraman filmlerinden kimi noktalarda ayrışıyor ki; Ant-Man ve Wasp’ı cazip bir seyirlik hâline getiren özellikleri de bu farklılıklarından ileri geliyor.

Kahramanlık motivasyonları noktasından baktığımızda, Ant-Man’in Marvel’ın solo film yapmayı layık gördüğü en iddiasız karakter olduğu söylenebilir. Ne Kaptan Amerika ya da Iron Man gibi dünyayı daha iyi bir yer yapmak gibi ulvi bir amacı var Ant-Man’in, ne de Black Panther’da gördüğümüz gibi topraklarını savunmak minvalinde çok kapsamlı sorumlulukları. Eşinden ayrılmış, kızına iyi bir baba olmak dışında herhangi bir hayat motivasyonu olmayan sıradan bir adam olan Scott Lang’in süper kahramana dönüşüm sürecinin de bu sıradanlığa uygun bir şekilde gerçekleştiğini 2015 yapımı ilk filmde izlemiştik. Ant-Man ve Wasp’ta, büyük ölçüde Scott Lang’in kişisel özelliklerinden ileri gelen bu kendini ciddiye almama tutumunun devam ettiğini görebiliyoruz. Fakat yeni filmi görece olarak özgün kılan şey, kendini ciddiye almama hâlinin tüm anlatıya özenle yayılmış olması. Kıtadan kıtaya, hatta gezegenden gezegene atlayan hikâye akışlarıyla, tüm evrenin hakimiyetini ele geçirmek isteyen kötü karakterleriyle akıllarda kalan son Marvel filmlerine kıyasla Ant-Man ve Wasp’ta anlatının temelinde yatan her şey küçük, iddiasız ve insani. 

Ant-Man ve Wasp: Gerçekleşmeyen Potansiyel

Captain America: Civil War’da yaptıklarından sonra iki yıl boyunca ev hapsine mahkûm edilen Scott Lang’in kapısı, ona giyen kişiyi Ant-Man’e dönüştüren kostümü veren bilim insanı Hank Pym ve kızı Hope Van Dyne tarafından çalınıyor. Bu ziyaretin sebebi ise ilk filmin sonunda, daha önce kimsenin başaramadığını başararak kuantum alemine gidip dönen Lang’den, o alemde kaybolduklarını varsaydıkları Van Dyne’ın annesini getirmesi konusunda yardım istemeleri. Yani bakıldığı zaman, Ant-Man ve Wasp’ta izlediğimiz tüm maceranın bağlandığı yer, aile kurumu olarak çiziliyor. Bu maceraya bir noktasında eklemlenen kötü karakter de benzer sorunlardan muzdarip. Marvel Sinematik Evreni’ne bu filmle katılan Ghost da küçük bir kızken ailesini kaybetmiş ve onu “kötü” olmaya iten motivasyonunun hemen hemen hepsini bu kayıp üzerinden şekillendiren bir karakter olarak maceraya ekleniyor. Yani Ant-Man ve Wasp’ta anlatının üzerine kurulduğu üç temel parçanın da eylemlerine yön veren en önemli unsur aile olarak gösteriliyor. Buna bağlı olarak filmde, Marvel filmlerinde görmeye alışık olduğumuz türden, büyük bir kötü karakter ve dünyayı – ya da en azından gezegenin bir kısmını – bu kötünün oluşturduğu tehditten korumaya çalışan kahramanlar yok. Bu özelliğiyle Ant-Man ve Wasp’ın Marvel filmleri arasında kendine, 2015 yapımı Ant-Man gibi, ayrıksı bir yer edineceğini söyleyebiliriz. Hatta bu filmde, tüm izleyicilere ekranda olan bitenle empati kurma imkânı sunan, karakterlere insani motivasyonlar atfetme durumunun tüm anlatının iskeletini oluşturup “sıradanlık” hissinin daha hâkim kılınmaya çalışıldığı da görülüyor. Buradan hareketle Ant-Man ve Wasp’ın tipik süper kahraman filmlerinden biri olmayı reddetmesiyle oldukça cesur bir hamle olduğu da iddia edilebilirdi ama ne yazık ki bu noktada Marvel, kendi yarattığı evrenin klişeleşmeye yüz tutan özelliklerine mahkûm oluyor.

Marvel’ın, kurduğu evrendeki tutarlılık ve devamlılık hissini yakalamak adına yönetmenlerin yaratıcı tercihlerine pek alan bırakmadığını ve bunun Edgar Wright’ın ilk Ant-Man filminin yönetmen koltuğundan kalkmasına sebep olduğu bilinen bir gerçek. Ant-Man ve Wasp da benzer bir yaratıcı müdahale eksikliğinden muzdarip. Hikâye bir süper kahraman filmi için oldukça özgün bir damardan kurulmasına rağmen, aksiyonun tavan yaptığı son bloğunda Marvel filmi kalıpları içinde sıkışıp kalıyor. Aslında bu aksiyon sekanslarının da temelinde bir farklılık yok değil. Bu sahnelerde karakterlerin birbirlerini fiziksel olarak alt etmeye çalışmalarından ziyade, Hank Pym ve Hope Van Dyne’ın (nam-ı diğer Wasp) bir bavul boyutlarına küçülebilen kuantum laboratuvarlarının elden ele dolaşmasını izliyoruz. Filmin en güçlü yönlerinden birinin güçlü mizahı olduğunu da göz önüne alarak, Ant-Man ve Wasp’ın bu sahnelerde komedi soslu bir suç-aksiyon filmi olmaya göz kırptığını da söyleyebiliriz. Lâkin aksiyonun dozu artıp işler çığrından çıkınca elimizde kalan, yaşanan tüm o hengamenin etkisiyle, yaratıcılık ve özgünlük pırıltıları taşıyan çıkış noktalarından büyük oranda uzaklaşan tipik bir Marvel aksiyonu oluyor.

Ant-Man ve Wasp, Marvel’ın Avengers: Infinity War’un ardından piyasaya sürdüğü ilk proje olarak küçük, görkemli olmaya çalışmayan ve tam da bu sebeplerden ötürü bünyesinde bir “anti süper kahraman filmi” olma noktasında özgünlük potansiyeli taşıyan bir yapım. Tek bir kahraman-kötü karakter çatışmasına yüklenmeyip anlatıdaki karakterlere, hem olay akışındaki önemlerini hem de ekran sürelerini mümkün olduğunca hakkaniyetle dağıtan, kendini ve anlatısını ciddiye almayan ve bu özellikleriyle dikkat çeken görece farklı bir Marvel filmiyle karşı karşıyayız. Ama son tahlilde yine Marvel’ın risk almaktan kaçınan, güvenli sularında buluyoruz kendimizi. Yine de Ant-Man ve Wasp hemen hemen her Marvel filminin sunduğu düzeyde bir seyir keyfi vaadinin altından kalkmayı ve kalburüstü bir aksiyon-komedi filmi olmayı başarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi