Sinema tarihininde çok önemli bir yere sahip Cahiers du Cinema dergisinin Ekim 1969 tarihli sayısında yer alan yazılarında Jean-Louis Comolli ve Jean Narboni, her filmin politik olduğunu öne sürerler. Gerçekliği yeniden yaratma üzerine kurulur bir sanat dalı olan sinema, bu özelliği sebebiyle kendi içinde iletişim hâlinde olan bir dile sahiptir. Dolayısıyla bir sinema filminde kurulan dünya, yaratıcılarının ideoloji süzgecinden geçerek kendi ideolojisini oluşturur. Bir film yapılmaya karar verildiğinde politik bir karar da verilmiş olur; ilk çekim anından itibaren dünyayı sadece olduğu gibi değil, ideolojiler çerçevesinden bakıldığında nasıl göründüğünü yeniden üretmekle ilgili bir sorun ortaya çıkar. Bu da konulardan anlatım biçimlerine kadar film yapımının her aşamasını etkiler. Dolayısıyla darbe girişimi ile ilgili bir film yapmaya karar vermişken, bu kararın ideolojik sonuçlarından sıyrılmak adına, Anons'un yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun'un filmin Venedik Film Festivali'ndeki gösterimi sonrasında genç sinemacıların güncel politik duruma değinmemeye dair eğilimiyle ilgili sorulara "Sadece bir film yapmak istedim." gibi bir cevap vermesi tatmin edici olmaktan son derece uzak görünüyor. Zira Anons, kökenini 21 Mayıs 1963'te gerçekleşmiş bir askeri darbe girişimi gibi politikaya, ideolojiye doğrudan bağlantılı gerçek bir olaydan alıyor. Türkiye gibi tarihi, utanç verici şekilde darbe girişimleriyle dolu bir ülkede, gerçek bir darbe girişimiyle ilgili bir film yaptıktan sonra bunu "sadece bir film" olarak tanımlamak, Anons'un hem sinema eseri olarak içini boşaltıyor hem de filmin ilk anından itibaren durduğu politik anlamda sorunlu noktayı açık ediyor. Anons: Apolitik Bir Darbe Güldürüsü Mahmut Fazıl Coşkun'un kendine has bir sinema dili oluşturmak adına önemli adımlar attığı ilk iki filmi Uzak İhtimal ve Yozgat Blues'un ardından çektiği Anons, 1963'teki darbe girişimi esnasında gerekli bildirinin radyodan okunmasıyla görevli bir grup askeri tek gece boyunca takip ederek, söz konusu eylemi hayata geçirmek için uğraşırlarken başlarına gelen talihsiz ve gülünç olayları anlatıyor. Bu gecede yaşanan olayların absürtlüğü üzerinden bir komedi damarı yakalamaya gayret eden yönetmen Coşkun ve ortak senarist Ercan Kesal'ın kendilerine seçtikleri yolun etliyle sütlüye karışmayan bir çizgide ilerlediğini söyleyebiliriz. Yer yer gerçekten komik olmayı ve güldürmeyi başarıyor olsa da tüm bu talihsiz olaylar silsilesinin Türkiye'nin o dönemki ya da darbelerle dolu tarihindeki herhangi bir zamandaki politik durumuna değinmemek konusundaki gösterdikleri gayret Anons'u herhangi bir komedi filmine çeviriyor. Bireylerin iş bilmezliklerinden ileri gelen ya da çeşitli kelime şakalarıyla yükseltilmek istenen komedi hissi, hiçbir zaman hiciv alanına girmiyor. Coşkun ve Kesal, filmin süresi boyunca kendi sahalarından top çeviriyorlar adeta. Darbe gibi yıkıcılığı her ideolojik kesim tarafından kabul gören bir eylemle ilgili bir film yaparken gösterilen bu özen, Anons'un seyircide anlık şakalarda gülmek dışında herhangi bir dönüştürücü etki yaratabilme potansiyelinin önünü tamamen tıkıyor. Küçük başarısızlık anlarından doğan espri anlayışı, ideolojik olarak ileri bir adım atmamasının ötesinde de sadece tek bir doğrusal çizgi üzerinde ilerliyor; peş peşe ekrana gelen talihsizlik anların ardından Anons, hem duygusal hem de tematik anlamda başladığı noktaya dönerek ideolojik risk almama tutumunun yanına dönüştürücü olmayan bir komedi anlatısı ekliyor. Seyircinin, filmin yaratıcıları tarafından herhangi bir dönemdeki politik duruma dair bir sorgulamaya davet edilmiyor oluşu, Anons'un ideolojik anlamdaki en büyük sorunu. Öyle ki bir yerden sonra karakterin askeri üniformalar giyiyor oluşu, film boyunca gördüğümüz silahlar ya da askeri teçhizat bile…

Yazar Puanı

Puan - 40%

40%

Türkiye'de, gerçek olaylardan esinlenerek çekilmiş bir darbe filminin ideolojik tutumdan bu denli uzak oluşu neredeyse hayret verici.

Kullanıcı Puanları: 3.57 ( 5 votes)
40

Sinema tarihininde çok önemli bir yere sahip Cahiers du Cinema dergisinin Ekim 1969 tarihli sayısında yer alan yazılarında Jean-Louis Comolli ve Jean Narboni, her filmin politik olduğunu öne sürerler. Gerçekliği yeniden yaratma üzerine kurulur bir sanat dalı olan sinema, bu özelliği sebebiyle kendi içinde iletişim hâlinde olan bir dile sahiptir. Dolayısıyla bir sinema filminde kurulan dünya, yaratıcılarının ideoloji süzgecinden geçerek kendi ideolojisini oluşturur. Bir film yapılmaya karar verildiğinde politik bir karar da verilmiş olur; ilk çekim anından itibaren dünyayı sadece olduğu gibi değil, ideolojiler çerçevesinden bakıldığında nasıl göründüğünü yeniden üretmekle ilgili bir sorun ortaya çıkar. Bu da konulardan anlatım biçimlerine kadar film yapımının her aşamasını etkiler. Dolayısıyla darbe girişimi ile ilgili bir film yapmaya karar vermişken, bu kararın ideolojik sonuçlarından sıyrılmak adına, Anons’un yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun’un filmin Venedik Film Festivali’ndeki gösterimi sonrasında genç sinemacıların güncel politik duruma değinmemeye dair eğilimiyle ilgili sorulara “Sadece bir film yapmak istedim.” gibi bir cevap vermesi tatmin edici olmaktan son derece uzak görünüyor. Zira Anons, kökenini 21 Mayıs 1963’te gerçekleşmiş bir askeri darbe girişimi gibi politikaya, ideolojiye doğrudan bağlantılı gerçek bir olaydan alıyor. Türkiye gibi tarihi, utanç verici şekilde darbe girişimleriyle dolu bir ülkede, gerçek bir darbe girişimiyle ilgili bir film yaptıktan sonra bunu “sadece bir film” olarak tanımlamak, Anons’un hem sinema eseri olarak içini boşaltıyor hem de filmin ilk anından itibaren durduğu politik anlamda sorunlu noktayı açık ediyor.

Anons: Apolitik Bir Darbe Güldürüsü

Mahmut Fazıl Coşkun’un kendine has bir sinema dili oluşturmak adına önemli adımlar attığı ilk iki filmi Uzak İhtimal ve Yozgat Blues’un ardından çektiği Anons, 1963’teki darbe girişimi esnasında gerekli bildirinin radyodan okunmasıyla görevli bir grup askeri tek gece boyunca takip ederek, söz konusu eylemi hayata geçirmek için uğraşırlarken başlarına gelen talihsiz ve gülünç olayları anlatıyor. Bu gecede yaşanan olayların absürtlüğü üzerinden bir komedi damarı yakalamaya gayret eden yönetmen Coşkun ve ortak senarist Ercan Kesal’ın kendilerine seçtikleri yolun etliyle sütlüye karışmayan bir çizgide ilerlediğini söyleyebiliriz. Yer yer gerçekten komik olmayı ve güldürmeyi başarıyor olsa da tüm bu talihsiz olaylar silsilesinin Türkiye’nin o dönemki ya da darbelerle dolu tarihindeki herhangi bir zamandaki politik durumuna değinmemek konusundaki gösterdikleri gayret Anons’u herhangi bir komedi filmine çeviriyor. Bireylerin iş bilmezliklerinden ileri gelen ya da çeşitli kelime şakalarıyla yükseltilmek istenen komedi hissi, hiçbir zaman hiciv alanına girmiyor. Coşkun ve Kesal, filmin süresi boyunca kendi sahalarından top çeviriyorlar adeta. Darbe gibi yıkıcılığı her ideolojik kesim tarafından kabul gören bir eylemle ilgili bir film yaparken gösterilen bu özen, Anons’un seyircide anlık şakalarda gülmek dışında herhangi bir dönüştürücü etki yaratabilme potansiyelinin önünü tamamen tıkıyor. Küçük başarısızlık anlarından doğan espri anlayışı, ideolojik olarak ileri bir adım atmamasının ötesinde de sadece tek bir doğrusal çizgi üzerinde ilerliyor; peş peşe ekrana gelen talihsizlik anların ardından Anons, hem duygusal hem de tematik anlamda başladığı noktaya dönerek ideolojik risk almama tutumunun yanına dönüştürücü olmayan bir komedi anlatısı ekliyor. Seyircinin, filmin yaratıcıları tarafından herhangi bir dönemdeki politik duruma dair bir sorgulamaya davet edilmiyor oluşu, Anons’un ideolojik anlamdaki en büyük sorunu. Öyle ki bir yerden sonra karakterin askeri üniformalar giyiyor oluşu, film boyunca gördüğümüz silahlar ya da askeri teçhizat bile anlamını yitiriyor. Dolayısıyla istediklerini yapmak adına yola çıkan bir grup insanın, bu süreçte yaşadıklarını anlatan herhangi bir filmden farkı kalmıyor Anons’un. Bunun sebebi olarak sürekli aynı çizgide seyreden, elini taşın altına sokmaktan özellikle imtina adan espri anlayışını gösterebiliriz.

Teknik anlamda ise tercih ettiği deadpan komedi anlayışının gerekliliklerini yerine getiriyor Anons. Sabit kamerayla çekilmiş uzun planlara, stilize kadrajlara, renk paletine ve görsel detaylara verdiği önemle (her ne kadar politik atmosferiyle ilgilenmiyor gözükse de) anlattığı dönemin ruhunu yansıtmayı başarıyor. Ama bu başarı yine filmin ideolojik tercihleri sebebiyle büyük ölçüde yüzeysel kalıyor. Anons’u iyi çalışılmış, özenle hazırlanılmış ama içi temasının hakkını verecek kadar dolu olmayan ya da darbeyi küçük bir hikâye üzerinden anlatırken içi tamamen boşalan bir filme dönüştürüyor.

Sinemanın doğası gereği her film politiktir. Bu önermeden yola çıkarak düşünüldüğünde Türkiye’de, gerçek olaylardan esinlenerek çekilmiş bir darbe filminin ideolojik tutumdan bu denli uzak oluşu neredeyse hayret verici görünüyor. Coşkun ve Kesal, bu konuda öylesine bir yaklaşım sergiliyorlar ki; Anons, askeri darbeyle ilgili bir filmin böylesine apolitik kalması konusunda akademik tartışmaları hak ediyor. Belki bu tartışmalar, Anons’un sıradan bir komedi filminden farkının ne olduğunu ya da yönetmenin bu temadaki bu hâliyle çekmesi konusundaki motivasyonlarını açıklayabilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi