Genellikle televizyon filmleri ve dizilerde imzasını gördüğümüz Pierre Koralnik’in yönetmen koltuğunda oturduğu Anna, Fransız televizyonlarında gerçekleştirilen ilk renkli yayınla adını bağdaştıran bir film; zira renkli yayın dönemi Fransa sınırlarında Anna ile başlıyor. Bu bilgiyi aklımızın bir köşesinde tutarak filmi izlediğimizde açılışından kapanışına filmin renk kullanımına bir hayli dikkat edildiğini ve kostümlerinin izleyiciye renkli seyir deneyimini daha etkin bir biçimde yaşatmak adına özenle seçildiğini söyleyebiliriz. İlk renkli yayından beklenecek şekilde canlı ve hatta sürreal bir açılış yapan film, aynı zamanda renklerin içinde bir çatışma ortamı yaratarak bu çatışmayı silah sesleriyle de farklı bir boyuta ve sorgulama alanına taşıyor. 1967 yapımı filme bugün yeniden baktığımızda açılış sekansında bugünlerde Fransa’da meydana gelen direnişle bağlantı kurmak ve filmi bunun üzerinden yeniden okumak da mümkün.

Serge Gainsbourg ve Jean-Loup Dabadie’nin senaryosunu yazdığı filmde Serge Gainsbourg aynı zamanda bir yan rolle de karşımıza çıkar. İsmini de muhtemelen Serge Gainsbourg’dan alan ve Gainsbourg’un bir tür alter egosu olarak da düşünebileceğimiz karaktere hayat veren isim ise Jean-Claude Brialy’dir. Anna Karina’nın güzelliğinin filmin her köşesine sirayet ettiği anlatıda müziğin eşlik ettiği duygular her ne kadar bilindik olsa da kurulan dünyanın sürreal ve yanı sıra postmodern oluşu filmin ezbere bildiğimiz kırılma noktalarından ayrı bir keyif almamıza sebep oluyor.

Anna: Güneşin Altında Var Olmak

Film, hayatın tekdüzeliğinden bir şekilde bunalmış olan genç bir kadının colorist olarak çalıştığı şirkette patronuna aşık olmasıyla birlikte gelişen olayları konu alıyor. Ancak bu aşk esasında karşılıklı olsa da ikili bunun farkına uzunca bir süre varamıyor hatta bu bu fark ediş yine tek taraflı olarak kalıyor ve herhangi bir sonuca bağlanması engelleniyor. Serge de çektiği bir fotoğrafta denk geldiği Anna’nın güzelliğine vuruluyor; fotoğrafı çoğaltarak ve birçok yere haber salarak neredeyse o günlerin gündemi hâline gelen bir arayışın içine giriyor. Fotoğraf ile yaşanan bir aşk mevzu bahis olduğunda elbette akıllara Sevmek Zamanı’nın gelmemesi mümkün değil ancak Anna da fotoğrafı sevme hâli, bir suretten aslına ulaşma arzusunu beraberinde getiriyor.

Gece gündüz Anna’nın fotoğrafıyla hayatını geçiren Serge’in gözünün önündeki Anna’yı görmemesi ve Anna’nın dışarıdaki hâlinden daha farklı görünecek şekilde kalın çerçeveli bir gözlük takıp saçlarını toplaması elbette anlatının klişe yönlerini gözler önüne seriyor ancak tüm bunların yanında filmde kurgulanan evrenin postmodern bir yapısının olduğunu belirtmek gerek. Filmin lineer zaman akışının kırıldığı yerlerin yanı sıra özellikle Serge’in teyzelerinin adeta başka bir evrende yaşadığını söyleyebiliriz. Fütüristik bir vurgunun olduğu bu farklı evren kurulumu yer yer ana karakterlerimizin de içinde bulunduğu alanlara dönüşebiliyor. Astronot kıyafetleri içinde bir Anna Karina’yı görmek mümkünken Jean-Claude Brialy’i kovboy kostümüyle izleyebilmek de filmin yarattığı deneyimin içinde ayrı bir mizah barındırıyor. Özgürlükle ve devrim hareketiyle özdeşleşen yıl olan 1968’den bir yıl önce çekilen Anna’da da bu özgür havayı ve neşeyi solumak mümkün. Ancak filmin açılış sekansında renkli bir cümbüşe dönüşen koreografinin yer yer şiddet içerikli seslerle altının çizildiğini atlamamak gerek. Bir nevi devrimin çiçeklerle gelmediği çıkarımını da yapabileceğimiz açılış sahnesinin yüksekliği, filmin tamamına sirayet etmese de filmin müzikal yapısı; mutluluğu, aşkı, hayal kırıklığını ve üzüntüyü Serge Gainsbourg imzalı müzikleriyle üst boyutlara taşıyor.

Oldukça güzel bir suretinin yansıdığı fotoğrafın “aksine” kemikli gözlükleri ve toplu saçlarıyla bir tür “Ugly Betty” imajı çizen karakter, genellikle evde ya da kendi başına kaldığı alanlarda gözlükleriyle arasına mesafe koyup saçlarını salıyor ve şarkılarını mırıldanıyor. Ancak anlatının klişe olay örgüsünün sonuca bağlandığı anda Serge, aradığı kadının o olduğunu fark etse de Anna, arzuladığı “güneşin altında ve özgür olma” hâline çıktığı tren yolculuğuyla kavuşuyor. Geride ise belki de hayatı boyunca çözemeyeceği bir kalp kırıklığı bırakıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi