KevO1kVeHGc


The Discarded Image adlı YouTube kanalında yayınlanan video, Wes Anderson’ın çekim tekniklerinin animasyon filmlerinin ardından nasıl bir değişim gösterdiğini gözler önüne seriyor. 

Yükselen Ay Krallığı – Moonrise Kingdom, Büyük Budapeşte Oteli – The Grand Budapest Hotel ve Tenenbaum Ailesi – The Royal Tenenbaums adlı filmlere imza atan, kendine özgü tarzıyla adından sıkça söz ettiren yönetmen Wes Anderson’un tarzının yönetmenin animasyon filmlerinden sonra nasıl değiştiğini inceleyen video, karakterler, çekimler ve bunların hikâye üzerindeki etkilerinden bahsediyor.

Animasyon Sonrası Wes Anderson Sineması

Anderson’un Bottle Rocket ve Rushmore gibi erken dönem filmlerinde sıkça kullandığı steadicam ve el kamerası sayesinde ulaştığı duyguyu vurgulama başarısı, Fantastic Mr. Fox ile başlayan, Isle of Dogs ile devam eden animasyon film denemelerinde yerini daha sabit duran, belirli bir eksende ilerleyen kamera hareketlerine bırakıyor. Daha önceleri karakterlerin hareketlerine ve duygularına ağırlık veren -Bottle Rocket’daki soygun sahneleri, Rushmore’daki kavgalar ve The Royal Tenenbaums’da Eli’nin kaza sahnesi- sahneler yerine daha sabit ilerleyen ve aksiyonu tek bir çerçeve içerisine sığdıran anlatım stratejilerini tercih etmeye başlayan Anderson, kariyerinde karakterleri manipüle etmede kendinden daha emin olduğu bir döneme girmiş oluyor. Nitekim çizgi karakterleri kontrol etmek kanlı canlı insanları kontrol etmekten daha kolay bir iştir. The Grand Budapest Hotel’de yahut Moonrise Kingdom’da kullanılan hareketli kamera kullanımı, karakterleri takip eden hatta konuşmaları için onlara dönüp, onları bekleyen kamera, artık düz bir çizgide hareket etmekte, seyirciye bir çerçeve vermekte ve bütün kargaşayı o çerçevenin içinde tutmaktadır.

Moonrise Kingdom’da kullandığı üç aşamalı çekim tekniği kendisini Isle of Dogs filminde de sıkça gösterir. Sahnenin hem ön kısmında, hem orta kısmında hem de arka kısmında bazen birbirine bağımlı bazen bağımsız hikâyeler akmaktayken kamera sabit konumda, aksiyon ise olabildiğince yoğundur. Bu da Anderson’un alametifarikalarından biri hâline gelmiş olan bütün ana karakterleri tek bir sahnede toplamada önemli bir tekniktir.

Animasyon filmleri ve özellikle de Fantastic Mr. Fox sayesinde Anderson, senaryo üzerinde düzenli duran fakat çekimde kaotik bir hâl alan sahneleri daha anlaşılır bir hâle getirmenin, hem arka planda hem ön planda akan hikâyeyi daha net bir şekilde tasvir etmenin yollarını buldu. Böylelikle bir nevi kendi tarzını basmakalıp teknikleri ortadan kaldırarak yeniden oluşturdu, bir yandan da seyircinin kafasında kolaylıkla planlanabilecek bir bütün olarak birbirini takip edecek sahneler yarattı.

Bugüne kadarki filmleriyle kendi tarzını oluşturmuş Anderson’un, II. Dünya Savaşı’nı konu alan The French Dispatch adlı  filminde yeni anlatım teknikleri deneyip denemeyeceği ve nasıl bir işe imza atacağıysa ayrı bir merak konusu.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi