Harika Paul Thomas Anderson'un, muhteşem Thom Yorke ile işbirliği yapıp iki tarafın da kitlelerinin çarpışarak büyük patlamaya neden olacağını düşündüğümüz Anima, 27 Haziran'da Netflix'te yayınlandı. Peki beklediğimiz patlama oldu mu? Düz duvar çekse beğenerek izleyeceğimiz iddia edilen Anderson beklentilerimizi karşıladı mı? Thom Yorke kimden dans dersleri alıyor? Film hangi şarkıları içeriyor? Kısa film ile video sanatı arasındaki ince ve derin çizgide neler yatıyor? Ve dahası bu yazıda. Önce son sorudan başlayalım. Aslında sanırım her şey Ruben Östlund'un Kare - The Square'ini gördüğümüzde oldu. Filmin orta yerinde, birden ortaya çıkan bir adam, orangutan performansı yaparak dakikalarca perdeye bakakalmamızı sağladı. Bu performansın filmin hikâyesine ne sağladığını bile düşünemedik çünkü mesele zaten hikâyeler üstü, lineer giden herhangi bir şeyden bağımsız bir performans seyri sunmaktı. Böyle bir performans kaydını ya da performansın kendisini bir sanat galerisinde ya da bir müzede izlemeye alışkındık belki ama sinema filmi olarak önümüze çıkınca, rüzgarın yönü de az da olsa değişmiş oldu. Nitekim, deneysel sinema dâhilinde belki binlercesini bulabileceğimiz video sanatı esintili kısa filmler arasına Anima da katılmış oldu. Her ne kadar popüler müzik tarihinde anlatılı, kısa film tadında video klipler olsa da, Anima bu bağlamda biraz daha video sanatı formatında seyreden, Thom Yorke'un aynı isimli albümünün genel bir halet-i ruhiyesini çıkaran bir izleme deneyimi sunuyor. Anderson ve Yorke ise Anima'yı bir one-reeler olarak görüyorlar ve filmi eski sessiz dönem filmlerinden esinlenmiş bir müzik videosu olarak tanımlıyorlar. Anima: Uyuşmuş Zamanın Peşinde Film, Romero'nun zombilerini hatırlatan, uyuşmuş hâlde metroda yolculuk yapan insanların arasında Thom Yorke ve güzide kız arkadaşı Dajana Roncione'in bir şekilde bakışlarını birbirlerinden kaçırdığı bir sahneyle açılıyor. Toplu taşımalarda uyuklayan günümüz yoğun insanının hareketlerinden esinlenilerek oluşturulmuş bir koreografiyle sahne devam ederken, o uykulu hâlin içinde barındırdığı rüyalara da giriş yapmış oluyoruz. Siyah beslenme çantasını metroda unutan kadının ardından çantayı kapıp koşan Yorke, türlü engellere takılıp kadına bir türlü ulaşamıyor. En sonunda, bir sokak mazgalının üstünde uykusundan uyanınca, Roncione'un onu hemen arkasındaki duvara yaslanmış hâlde beklediğini görüyor. Sonrasında birlikte macera dolu bir yola çıkıyorlar. Geceden sabaha kadar süren bir hikâye zamanıyla, güneşin ilk ışıkları Yorke'un suratına vururken film de bitiyor. İlk dakikalarda albümden Not the News parçası bu tuhaf evrenin zeminini oluşturuyor. Sonra da sırasıyla Traffic ve Dawn Chorus parçaları arasında şeffaf bir geçişle film 15 dakikalık bir rüya evreni sunuyor. Kendi içinde slapstick komedi unsuru da barındıran ama geniş perspektifte son derece ciddi ve soğuk bir dünya kuran filmi temelde üç ayrı şarkının üç ayrı videosu olarak da ayırmak mümkün. Son derece senkronize ilerleyen sahnelerin koreografisini Damien Jalet üstlenmiş. Ayrıca filmlerin tanımlaması zor ya da tanımlanabildiği yerde de büyüleyici güzellikte olan mekanları da Prag ve Les Baux-de-Provence'de yer alıyor. Sıkı koreografili rüya gibi bir müzik videosu son derece tatmin edici bir başlık olsa da, iki dev ismin işbirliğinden aylarca konuşabileceğimiz bir yapım beklediğimiz gerçeği de mevcut. Bu bağlamda özellikle yapımdan "kısa film" özellikli bir anlatı ya da daha yaratıcı ve geniş çaplı bir hikâye evreni bekleyen Paul Thomas Anderson sevenler, bir ölçüde hayal kırıklığına uğramış görünüyor.

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Sıkı koreografili rüya gibi bir müzik videosu son derece tatmin edici bir başlık olsa da, iki dev ismin işbirliğinden aylarca konuşabileceğimiz bir yapım beklediğimiz gerçeği de mevcut. Bu bağlamda özellikle yapımdan "kısa film" özellikli bir anlatı ya da daha yaratıcı ve geniş çaplı bir hikâye evreni bekleyen Paul Thomas Anderson sevenler, bir ölçüde hayal kırıklığına uğramış görünüyor.

Kullanıcı Puanları: 4.35 ( 5 votes)
65

Harika Paul Thomas Anderson’un, muhteşem Thom Yorke ile işbirliği yapıp iki tarafın da kitlelerinin çarpışarak büyük patlamaya neden olacağını düşündüğümüz Anima, 27 Haziran’da Netflix’te yayınlandı. Peki beklediğimiz patlama oldu mu? Düz duvar çekse beğenerek izleyeceğimiz iddia edilen Anderson beklentilerimizi karşıladı mı? Thom Yorke kimden dans dersleri alıyor? Film hangi şarkıları içeriyor? Kısa film ile video sanatı arasındaki ince ve derin çizgide neler yatıyor? Ve dahası bu yazıda.

Önce son sorudan başlayalım. Aslında sanırım her şey Ruben Östlund’un Kare – The Square’ini gördüğümüzde oldu. Filmin orta yerinde, birden ortaya çıkan bir adam, orangutan performansı yaparak dakikalarca perdeye bakakalmamızı sağladı. Bu performansın filmin hikâyesine ne sağladığını bile düşünemedik çünkü mesele zaten hikâyeler üstü, lineer giden herhangi bir şeyden bağımsız bir performans seyri sunmaktı. Böyle bir performans kaydını ya da performansın kendisini bir sanat galerisinde ya da bir müzede izlemeye alışkındık belki ama sinema filmi olarak önümüze çıkınca, rüzgarın yönü de az da olsa değişmiş oldu. Nitekim, deneysel sinema dâhilinde belki binlercesini bulabileceğimiz video sanatı esintili kısa filmler arasına Anima da katılmış oldu.

Her ne kadar popüler müzik tarihinde anlatılı, kısa film tadında video klipler olsa da, Anima bu bağlamda biraz daha video sanatı formatında seyreden, Thom Yorke’un aynı isimli albümünün genel bir halet-i ruhiyesini çıkaran bir izleme deneyimi sunuyor. Anderson ve Yorke ise Anima’yı bir one-reeler olarak görüyorlar ve filmi eski sessiz dönem filmlerinden esinlenmiş bir müzik videosu olarak tanımlıyorlar.

Anima: Uyuşmuş Zamanın Peşinde

Film, Romero’nun zombilerini hatırlatan, uyuşmuş hâlde metroda yolculuk yapan insanların arasında Thom Yorke ve güzide kız arkadaşı Dajana Roncione’in bir şekilde bakışlarını birbirlerinden kaçırdığı bir sahneyle açılıyor. Toplu taşımalarda uyuklayan günümüz yoğun insanının hareketlerinden esinlenilerek oluşturulmuş bir koreografiyle sahne devam ederken, o uykulu hâlin içinde barındırdığı rüyalara da giriş yapmış oluyoruz. Siyah beslenme çantasını metroda unutan kadının ardından çantayı kapıp koşan Yorke, türlü engellere takılıp kadına bir türlü ulaşamıyor. En sonunda, bir sokak mazgalının üstünde uykusundan uyanınca, Roncione’un onu hemen arkasındaki duvara yaslanmış hâlde beklediğini görüyor. Sonrasında birlikte macera dolu bir yola çıkıyorlar. Geceden sabaha kadar süren bir hikâye zamanıyla, güneşin ilk ışıkları Yorke’un suratına vururken film de bitiyor.

İlk dakikalarda albümden Not the News parçası bu tuhaf evrenin zeminini oluşturuyor. Sonra da sırasıyla Traffic ve Dawn Chorus parçaları arasında şeffaf bir geçişle film 15 dakikalık bir rüya evreni sunuyor. Kendi içinde slapstick komedi unsuru da barındıran ama geniş perspektifte son derece ciddi ve soğuk bir dünya kuran filmi temelde üç ayrı şarkının üç ayrı videosu olarak da ayırmak mümkün. Son derece senkronize ilerleyen sahnelerin koreografisini Damien Jalet üstlenmiş. Ayrıca filmlerin tanımlaması zor ya da tanımlanabildiği yerde de büyüleyici güzellikte olan mekanları da Prag ve Les Baux-de-Provence’de yer alıyor. Sıkı koreografili rüya gibi bir müzik videosu son derece tatmin edici bir başlık olsa da, iki dev ismin işbirliğinden aylarca konuşabileceğimiz bir yapım beklediğimiz gerçeği de mevcut. Bu bağlamda özellikle yapımdan “kısa film” özellikli bir anlatı ya da daha yaratıcı ve geniş çaplı bir hikâye evreni bekleyen Paul Thomas Anderson sevenler, bir ölçüde hayal kırıklığına uğramış görünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi