Little Accidents filmiyle tanıdığımız Sara Colangelo bu kez kendisine Sundance Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandıran Anaokulu Öğretmeni’yle karşımıza çıkıyor. Film, 40’lı yaşlarda bir anaokulu öğretmeninin sanatsal anlamda kendisini istediği seviyede ifade edemediği hayatında düştüğü bunalımlı evreyi, beş buçuk yaşındaki bir çocuğun yeteneğine tutunarak atlatma çabasını ahlaki dengeleri sınayarak anlatıyor. Colangelo, Nadav Lapid (Policeman)’in 2014 yılında aynı isimli filmiyle sunduğu hikâyeyi bir kez daha yorumluyor. Lisa Spinelli (Maggie Gyllenhaal), bir anaokulu öğretmeni. Michael Chernus (Easy)’un canlandırdığı eşiyle seyrinde giden evliliği ve iki çocuğuyla (Daisy Tahan, Sam Jules) sıradan bir hayata sahip. Staten Island’da herhangi bir ilginç yanı olmayan hayatını yaşayan Lisa için değişim, akşamları gitmeye başladığı, Gael García Bernal (Coco, Mozart in the Jungle)’ın öğretmenliğindeki şiir dersleri ile başlıyor. Bu derslerde kendisini başlarda aktif olarak ifade edemeyen Lisa’nın ismini sınıfa duyuran olay ise, beş buçuk yaşındaki ilham perisi Jimmy Roy (Parker Sevak) ile tanışması oluyor. Ancak Lisa’nın bu ilham perisine karşı tutumu günden güne şekil değiştirerek tehlikeli bir hâl alıyor. Sara Colangelo, Anaokulu Öğretmeni ile yeteneğe karşı duyulan saygı ve koruma ihtiyacı hissi ile suistimal etme ve yeteneği sömürme duygularının aralarındaki alanda geziniyor. Anaokulu Öğretmeni: Takdir Etmek mi, Takıntı Hâline Getirmek mi? Şiir derslerinin dördüncü haftası, Lisa’nın yazdıkları çok fazla ilgi toplamıyor. Diğer yandan bu dersler, Lisa’nın popüler kültür içinde kendilerini kaybettiklerini düşündüğü çocuklarına ve yaşadığı bunalımların fark edilmediği monoton evliliğine verdiği tek mola. 40’lı yaşlarında yetişkin bir anaokulu öğretmeninin yardımına ise, beş buçuk yaşındaki Jimmy’nin doğal yeteneği koşuyor. Her anlamda tuhaf olmaya yatkın bu kombinasyon, Lisa’nın Jimmy’nin şiirini katıldığı derste okuması ve topladığı ilgiyle başlıyor. Hiçbir şeyden habersiz Jimmy, bazen anaokulu öğretmeni tarafından uyku saatinde uyandırılıp kenara çekiliyor, bazen de çikolata ile kandırılıyor. Ancak amaç her zaman aynı, her hafta verilen konseptler üzerinden Jimmy’e şiirler yazdırabilmek. Film, genel anlamda Lisa üzerinde yoğunlaşıyor. Maggie Gyllenhaal’ın başarılı performansıyla üstesinden geldiği Lisa karakteri, öylece akıp giden hayatı arasında sanatsal yönünü zamanla yitirdiği ve yeteneklerini kaybettiği düşüncesiyle boğuşuyor. Filmin merkezine oturttuğu bu bunalım, film boyunca, mavi ve yeşil gibi yoğun renk tercihleri, yakın planların hakimiyeti ile yaratılan klostrofobik atmosfer ve müzik tercihleri ile sürekli olarak destekleniyor. Kendi çocuklarının popüler kültür etrafında kurdukları kendi dünyalarından Jimmy’e, eşi ile yaşadığı monotonluktan şiir dersi öğretmenine kaçan Lisa ise, tek ve istikrarlı bir renge sahip olmak yerine, daima karmaşık bir karakter olarak işleniyor. Öğrencilerine karşı tutumunu izlediğimizde, derslerinden önce gösterdiği özene şahit olduğumuzda Lisa’nın iyi bir öğretmen olduğunu görebiliyoruz. Ancak hikâyenin devamında kendisini kaybettiği noktalar bizleri, karakterin iyilik ve kötülük hâlleri arasındaki konumunu sorgulamaya itiyor. Zaten filmin Lisa ve Jimmy arasındaki değişken ilişki haricinde başka çok önem verdiği bir yan hikâyesi yok. Dolayısıyla aklından ne geçirdiğini tam olarak kestiremediğimiz Maggie Gyllenhaal’a çok büyük ve önemli bir pay düşüyor. Lisa ve Jimmy arasındaki ilişki, film için oldukça büyük bir önem taşıyor. Çünkü hikâye Lisa’nın bakış açısından anlatılıyor olsa da, olaylar kamera önündeki ilk tecrübesiyle Parker Sevak’ın canlandırdığı, bütün sempatimizi kazanan Jimmy’nin başına geliyor. Jimmy’nin doğal bir yeteneği var ve Lisa hariç neredeyse kimse bunun farkında değil. Gece kulübü işletmecisi babası (Ajay Naidu) yoğunluktan bu yeteneği fark edemiyor,…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Anaokulu Öğretmeni, 40’lı yaşlarda bir anaokulu öğretmeninin sanatsal anlamda kendisini istediği seviyede ifade edemediği hayatında geldiği bunalımlı evreyi beş buçuk yaşındaki bir çocuğun yeteneğine tutunarak atlatma çabasını ahlaki dengeleri sınayarak anlatıyor.

Kullanıcı Puanları: 4 ( 5 votes)
85

Little Accidents filmiyle tanıdığımız Sara Colangelo bu kez kendisine Sundance Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandıran Anaokulu Öğretmeni’yle karşımıza çıkıyor. Film, 40’lı yaşlarda bir anaokulu öğretmeninin sanatsal anlamda kendisini istediği seviyede ifade edemediği hayatında düştüğü bunalımlı evreyi, beş buçuk yaşındaki bir çocuğun yeteneğine tutunarak atlatma çabasını ahlaki dengeleri sınayarak anlatıyor. Colangelo, Nadav Lapid (Policeman)’in 2014 yılında aynı isimli filmiyle sunduğu hikâyeyi bir kez daha yorumluyor.

Lisa Spinelli (Maggie Gyllenhaal), bir anaokulu öğretmeni. Michael Chernus (Easy)’un canlandırdığı eşiyle seyrinde giden evliliği ve iki çocuğuyla (Daisy Tahan, Sam Jules) sıradan bir hayata sahip. Staten Island’da herhangi bir ilginç yanı olmayan hayatını yaşayan Lisa için değişim, akşamları gitmeye başladığı, Gael García Bernal (Coco, Mozart in the Jungle)’ın öğretmenliğindeki şiir dersleri ile başlıyor. Bu derslerde kendisini başlarda aktif olarak ifade edemeyen Lisa’nın ismini sınıfa duyuran olay ise, beş buçuk yaşındaki ilham perisi Jimmy Roy (Parker Sevak) ile tanışması oluyor. Ancak Lisa’nın bu ilham perisine karşı tutumu günden güne şekil değiştirerek tehlikeli bir hâl alıyor. Sara Colangelo, Anaokulu Öğretmeni ile yeteneğe karşı duyulan saygı ve koruma ihtiyacı hissi ile suistimal etme ve yeteneği sömürme duygularının aralarındaki alanda geziniyor.

Anaokulu Öğretmeni: Takdir Etmek mi, Takıntı Hâline Getirmek mi?

Şiir derslerinin dördüncü haftası, Lisa’nın yazdıkları çok fazla ilgi toplamıyor. Diğer yandan bu dersler, Lisa’nın popüler kültür içinde kendilerini kaybettiklerini düşündüğü çocuklarına ve yaşadığı bunalımların fark edilmediği monoton evliliğine verdiği tek mola. 40’lı yaşlarında yetişkin bir anaokulu öğretmeninin yardımına ise, beş buçuk yaşındaki Jimmy’nin doğal yeteneği koşuyor. Her anlamda tuhaf olmaya yatkın bu kombinasyon, Lisa’nın Jimmy’nin şiirini katıldığı derste okuması ve topladığı ilgiyle başlıyor. Hiçbir şeyden habersiz Jimmy, bazen anaokulu öğretmeni tarafından uyku saatinde uyandırılıp kenara çekiliyor, bazen de çikolata ile kandırılıyor. Ancak amaç her zaman aynı, her hafta verilen konseptler üzerinden Jimmy’e şiirler yazdırabilmek. Film, genel anlamda Lisa üzerinde yoğunlaşıyor. Maggie Gyllenhaal’ın başarılı performansıyla üstesinden geldiği Lisa karakteri, öylece akıp giden hayatı arasında sanatsal yönünü zamanla yitirdiği ve yeteneklerini kaybettiği düşüncesiyle boğuşuyor. Filmin merkezine oturttuğu bu bunalım, film boyunca, mavi ve yeşil gibi yoğun renk tercihleri, yakın planların hakimiyeti ile yaratılan klostrofobik atmosfer ve müzik tercihleri ile sürekli olarak destekleniyor. Kendi çocuklarının popüler kültür etrafında kurdukları kendi dünyalarından Jimmy’e, eşi ile yaşadığı monotonluktan şiir dersi öğretmenine kaçan Lisa ise, tek ve istikrarlı bir renge sahip olmak yerine, daima karmaşık bir karakter olarak işleniyor. Öğrencilerine karşı tutumunu izlediğimizde, derslerinden önce gösterdiği özene şahit olduğumuzda Lisa’nın iyi bir öğretmen olduğunu görebiliyoruz. Ancak hikâyenin devamında kendisini kaybettiği noktalar bizleri, karakterin iyilik ve kötülük hâlleri arasındaki konumunu sorgulamaya itiyor. Zaten filmin Lisa ve Jimmy arasındaki değişken ilişki haricinde başka çok önem verdiği bir yan hikâyesi yok. Dolayısıyla aklından ne geçirdiğini tam olarak kestiremediğimiz Maggie Gyllenhaal’a çok büyük ve önemli bir pay düşüyor.

Lisa ve Jimmy arasındaki ilişki, film için oldukça büyük bir önem taşıyor. Çünkü hikâye Lisa’nın bakış açısından anlatılıyor olsa da, olaylar kamera önündeki ilk tecrübesiyle Parker Sevak’ın canlandırdığı, bütün sempatimizi kazanan Jimmy’nin başına geliyor. Jimmy’nin doğal bir yeteneği var ve Lisa hariç neredeyse kimse bunun farkında değil. Gece kulübü işletmecisi babası (Ajay Naidu) yoğunluktan bu yeteneği fark edemiyor, oyuncu olma hayali kuran bakıcısı (Rosa Salazar) ise onun tuhaf olduğunu düşünüyor. Yeteneğini tam anlamıyla fark eden tek kişi olan Lisa’nın Jimmy hakkındaki niyetinin doğruluğu veya yanlışlığı tartışmaya açık bırakılırken, Jimmy’i hayallerindeki noktaya taşıma macerasında seçtiği yollar gittikçe daha yanlış, daha tehlikeli bir hâl alıyor. Ve sonunda anlatı, bir dramadan çok, zararsız biteceğini bildiğimiz bir gerilim filmi olma sınırına geliyor. Lisa, Jimmy’e başlarda hayran kalıyor, daha sonra benimsiyor, zaman zaman sömürüyor, başkaları tarafından da takdir edilsin istiyor. Ancak olayların sonunda verdiği kararlar öyle bir hâl alıyor ki, sahiplenmek ve korumak istemek takıntıya dönüşüyor. Bütün bunları yaparken sakinliğini koruyup yaptıklarını normalleştirmeye çalışan Lisa, en kalın ve son çizgisini geçtiğinde ise gidişatını tahmin edebildiğimiz ağır denebilecek bir ivmede ilerleyen olay akışı arasında bu kadının kişisel sınırlarla ilgili yıktığı kuralların sadece bu olmadığını fark ediyoruz. Ancak, en son noktada bile Jimmy, polise şikayet ettiği Lisa’ya güvenmeye devam ediyor ve şikayet için açtığı telefonda, o ne derse onu söylüyor. Film, bu anıyla sahnenin heyecanını dengeleyip bizlere bir gerilim filmi olmadığını hatırlatarak yine kendi kurduğu dengelerle oynuyor. Her ne kadar Lisa karakterinin bulanıklığı karaktere derinlik katıyor olsa da, çoğunlukla bütünlük algısını yıkan yakın planlarına hapsettiği klostrofobik yapısı ve kurduğu dengelerle oynama alışkanlığına ek olarak, izleyicisine güven bağıyla tutunacak bir karakter sunmayarak sürekli diken üzerinde tutuyor ve neye inanacağını bilemez hâle getiriyor.

Yeteneğin parlaklığı karşısında gözleri kamaşan ve sınırlarını kaybedip seçimlerindeki sağduyusunu yitiren bir anaokulu öğretmeninin hikâyesini anlatan film, izleyicisine günlük hayatta sanatın ve sanatçının sahip olduğu değeri sorgulatıyor. Maggie Gyllenhaal’un başarılı performansıyla kıvamında tuttuğu, hem bağ kurabildiğimiz hem de nefret edebildiğimiz bulanık kişiliğini koruyan başkarakteriyle Anaokulu Öğretmeni, ilginç anlatısını Jimmy’nin değer görmeyen “Bir şiirim var” sözleriyle noktalayarak izleyicisine bir kez daha Lisa’nın haklı olup olmadığını düşündürüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi