Bir müzik grubunun Türkiye’nin farklı bölgelerinde müziklerini icra etmek için çıktıkları yolculuğu konu alan Anadolu Turnesi belgeselinin ortaya çıkış sürecini, politik alt metnini ve diğer merak edilenleri filmin yönetmenleri Deniz Tortum ve Can Eskinazi, yapımcısı Aslı Erdem ve müzisyen Cem Celal Bilge ile konuştuk. Anadolu Turnesi, ekip katılımlı gösterimiyle 13 Mart’ta Başka Çarşamba kapsamında izleyiciyle buluşacak.

Alt metni, anlatısı ve biçimsel tercihleriyle Türkiye’de yerleşmiş belgesel ve belgeselcilik anlayışından uzak, özgün bir noktada duran Anadolu Turnesi, Galata’daki stüdyolarında doğaçlama müzik yapan Venus Peace Music Band’in, kurallarını ve dinamiklerini çok iyi bildiklerini yaşam alanlarından uzakta, yaptıkları müziğe hiç de aşina olmayan Anadolu kentlerine bir dizi canlı performans gerçekleştirmek için yola koyulmasını konu alıyor. Kağıt üzerinde dahi absürt görünen bu durum, grubunun turnesi devam ettikçe daha da zengin ve kafa açıcı bir noktaya ulaşıyor.

Söyleşi: Burak Ülgen, Ecem Şen

FilmLoverss: İkinizin de Anadolu Turnesi’nden önce yapısal olarak farklı çalışmalarınız bulunuyor. Siz birlikte çalışmaya nasıl karar verdiniz, hangi noktada fikir birliğine vardınız ve şehir şehir gezilecek bir projeye başlama kararı aldınız?

Deniz Tortum: Turneden önceki dönemde Cem ile beraber aynı evde yaşıyorduk. Cem’in Mert, Mustafa ve Uğur’la birlikte doğaçlama müzik yaptıkları bir grupları ve Galata’da stüdyoları vardı. Bir gün konuşurken ufak bir minibüs alıp başka şehirlere konser vermeye gitmekten laf açıldı. Bu fikri terk etmedik. Tanımadığımız yerlere gidip müziği paylaşmanın sadece müzik yapmaktan daha büyük bir eylem olduğunu biliyorduk. Bir yandan da 60’lı 70’li yıllarla ilgili bir müzik belgeseli yapma fikri vardı. Barış Manço, Erkin Koray, Selda Bağcan, Fikret Kızılok, Moğollar, Cem Karacalar’ın olduğu, günümüzden bakınca bambaşka bir gerçekliğin olduğu bu dönemle ilgili film yapmak… Ama görsel malzemenin azlığından nasıl bir şey yapılabileceğini tam hayal edemiyordum. Erkin Koray’a birkaç ay ulaşmaya çalışmıştım, ilgilenmediğini öğrenmiştim. Turneye çıkma fikriyle beraber, madem 60’lı 70’li yıllarla ilgili bir belgesel yapamıyoruz, o zaman o yılları tekrardan yaratırız düşüncesi oluştu. Hem bir turne hem de geçmişin ruhunu çağırma teşebbüsü olacaktı bu ve 2014 yazında yollardaydık. 

Can Eskinazi: Biz Deniz’le aynı okulun aynı bölümünden 4 sene arayla mezun olduk. O zamanlardan beri süren bir dostluğumuz vardı fakat hiç beraber çalışmamıştık. Filmin çekim sürecinde filme dâhil değildim ben, hatta Deniz’in Anadolu Turnesi fikrine biraz da şüpheyle yaklaşıyordum. Deniz benimle ilk, filmi kurgulamak için iletişime geçmişti ve çekimleri takip eden bir senelik sürede kendisi biraz malzemeyi kurcalamış ama içine sinen bir yol bulamamıştı. Sanırım biraz da malzemeden sıkılmıştı; en azından başı-sonu olan bir şey çıksın, proje yarım kalmasın istiyordu. Ben de o zamana kadar sadece yönetmenliğini kendi yaptığım işleri kurgulamıştım ve bir kurgucu olarak başka bir yönetmenle çalışmayı denemek istiyordum. Daha önce hiç belgesel kurgulamadığım için de, benim için iyi bir deneyim olacağını düşünüyordum. Deniz’le konuşup üç ayda eli yüzü düzgün bir şey kesip, filmi paketlemeye karar verdik. Fakat malzemeyi izledikçe projeye karşı duyduğum şüpheler hızlı bir şekilde dağıldı. Deniz’in yakalamış olduğu şeyler beni çok heyecanlandırdı. Sanırım başka bir gözün filme dâhil olması, Deniz’in de kendi malzemesine başka bir şekilde bakmasını sağladı. Görüntüleri ben çekmemiş olsam da, onlarla kendi çektiğim görüntülermişçesine kişisel bir bağ kurmaya başladım. Deniz’le olan ilişkimiz de bir kurgucu-yönetmen ilişkisinden, aynı filmi yapmak isteyen iki yönetmen ilişkisine evrildi ve iki buçuk senelik bir hayli yoğun, zor ama keyifli bir sürece girdik.

FilmLoverss: Filmin siyah-beyaz çekilmesine yönelik tercihiniz, zamanında Barış Manço, Cem Karaca gibi sanatçıların Anadolu turnelerine yakın bir nostaljik hissiyat yaratma eğilimiyle mi ortaya çıktı?

Can Eskinazi: Deniz’in başından beri filmi siyah-beyaz yapmak gibi bir sezgisi vardı. Sebeplerini o daha iyi açıklar ama bence sonunda bizim düşünmediğimiz ama geriye bakınca benim hoşuma giden başka bir etki de yarattı. Filmin siyah-beyaz olması Anadolu’da gezilen yerlerin, karşılaşılan manzaraların bir şekilde eşitlenmesini, aynılaşmasını sağladı. Anadolu Turnesi benim için biraz da kırılmış, parçalanmış bir yer ve insanları ve hayalleri hakkında olduğu için filmin siyah-beyazlığının bir nevi tutkal görevi gördüğünü, şimdiden geriye bakınca fark ediyorum.

Deniz Tortum: Nostalji hissinden ziyade sanırım şöyle bir şey… Filmin siyah-beyaz olması tarihle farklı bir ilişki kurmasını sağlıyor. Eski fotoğraflara, filmlere baktığımızda, onları “geçmiş” diye yaftalamak kolay bir şey. Geçmiş ve şimdi ayrımı kolayca oluşan bir şey. Fakat bugün elimize bir Super 8 kamera alıp İstanbul’u çeksek, bugünün de 60’lar gibi görünebildiğini, ya da ıslak plaka yöntemiyle fotoğrafımızı çektirsek, 19. yüzyıldan fırlamış gibi gözükebildiğimizi görürüz. Görsel sanatlarda geçmiş diye kodladığımız şeylerin çoğu imaj üretme teknolojileriyle alakalı. Bu filmin siyah-beyaz olmasının hem günümüzü geçmiş gibi göstererek içinde yaşadığımız zamanlara daha mesafeli, özenli ve dikkatli bakabilmemizi sağlayan hem de geçmişle günümüz arasındaki bağın düşündüğümüzden daha sıkı olduğunu hissettiren bir şey olduğunu umuyoruz. 

“Yalnız olmadığımızı hatırlayalım diye de yaptığımız bir film.”

FilmLoverss: Belgesel, Gezi sonrası kolektif ruhun tazeliğini koruduğu zamana denk geldiği için belgeselin temelleri politik bir zemine de oturuyor. Grup bugün turneye çıksa belgesel yine politik bir zemine oturur muydu? O dönemin kolektif ruhunun bugün de korunduğunu düşünüyor musunuz?

Can Eskinazi: “Gezi sonrası kolektif ruh” deyince ben “olagelmişin dışında, yeni bir birlikte yaşama şeklinin belirme ihtimali” gibi bir şey anlıyorum. Başka türlü bir bir-aradalık-deneyimi belki. Tabii ki bu, cevabı verilmemiş bir soru. Bu yeni tür bir-aradalık nasıl olmalı? Paranın geçmediği, kaynakların daha farklı bir şekilde dağıtıldığı bir düzen mi? Siyasi örgütlenmenin dikey değil de yatay olduğu bir düzen mi? Peki hayatı boyunca türkü dinlemiş birinin birdenbire sözsüz doğaçlama saykedelik rock müziğine kucak açması da bu hayale dâhil mi? Venus Music Peace Band (VMPB) sanki biraz bu son sorunun peşinden gidiyor ve o sorunun iyimserliğini, nahifliğini ve de tabii ki absürtlüğünü de üzerinde taşıyor, bu soruyu ülkemizin topraklarında canlı canlı test etme cüreti gösteriyor. Bundan dolayı VMBP’in turnesi benim için bir deney, Anadolu Turnesi filmi de bu deneyin önünü, arkasını, sorularını, sonuçlarını kaydeden bir belge. Bu sonuçları da net entelektüel argümanlar ya da kesin sosyolojik veriler olarak değil, daha muğlak duygulanımlar olarak kaydetmeye çalışan bir belge. Anadolu Turnesi’nin bir sinema filmi olması da bununla alakalı.

“Politik zemin” sorusuna gelirsek, bir süredir Türkiye’de neredeyse sokakta yürümenin bile politik bir eylem sayılabileceği bir dönemden geçiyoruz. Onun için şu anda Türkiye’de zamanın ruhuna temas etmeye ve kendine karşı olabildiğince dürüst olmaya çalışan herhangi bir eserin ya da eylemin politik olmama ihtimali olmadığını düşünüyorum.

Deniz Tortum: Kolektif ruh değişerek aramızda dolaşmaya devam ediyor. Nasıl ki 60’ların, 70’lerin kolektif ruhu Gezi’den farklıysa, günümüzün ya da geleceğin kolektif ruhu da farklı olacak. Yalnız olmadığımızı hatırlayalım diye de yaptığımız bir film. 

FilmLoverss: Bir yapımcı olarak sizin filmle kesişmeniz nasıl oldu? 

Aslı Erdem: Aslında filmle yollarımızın kesişmesi normale göre daha geç bir zamanda oldu. 2016’nın başlarında, Can’ın bir film kurgusuyla uğraştığından haberim vardı. Ondan iki yıl önce çıkılan bir turnenin filmiydi. Yaklaşık 60 saatlik çekim görüntüsünden dört saatlik bir kurgu vardı ellerinde. Ben de bunu izledikten sonra çok etkilenmiştim ve hemen ekibe katıldım. O ana kadarki yapım süreci biraz gerilla biraz imece usulü yürümüştü, ama büyük bir birliktelik duygusuyla. Benim için bu önemli bir şeydi. Kendi tarihimdeki ilk belgesel projesine de böylece dâhil olmuş oldum. 

“Film aslında ülke tarihinde çok mühim bir döneme bakış atıyor.”

FilmLoverss: Bir turneyi farklı noktalardan katmanlı hâle getirmeyi amaç edinen bir belgeselin yapım aşamasında ne gibi güzelliklerle ya da zorluklarla karşılaştınız?

Aslı Erdem: Hepimizin çok hoşuna giden ve bence biraz da bu filmin buluşu olan bu çok katmanlılık ve türlerin buluşması, hem yapım aşamasında hem de dağıtım aşamasında farklı güzellikleri ve zorlukları beraberinde getirdi diye düşünüyorum. Film aslında ülke tarihinde çok mühim bir döneme bakış atıyor ve bunu müzisyen gençlerin perspektifinden yapıyor. Fakat kendini çok fazla ciddiye almayan üstü kapalı anlatımı ve yollarda günlük hayatla müzikle iç içe ilerleyen dili sebebiyle dünyada ve Türkiye’deki kimi “belgesel” beklentilerini karşılamıyordu diye düşünüyorum. Yeni Film Fonu filmi post prodüksiyon aşamasında desteklediği için çok şanslıyız ve arkasından !f Istanbul’da gösterim şansı yakaladık. Filme özellikle gençlerin tepkileri çok olumluydu. Şimdi de seyirciyle buluşturabileceğimiz için çok mutluyuz. 

FilmLoverss: Sizin için grubunuzla böyle bir turneye çıkmak ve her anının kayıt altına alınması, en nihayetinde de bir film olarak izleyicilerle paylaşılması ne anlam ifade ediyor?

Cem Celal Bilge: Biraz garip bir duygu. Gurur da barındırıyor, utanç da. Bazen ne kadar özel anların paylaşıldığını görüp çekiniyorum. Sonuçta bir film yaptık ve dört insan adeta 7/24 kayıt altındaydık. İzleyiciler bazen çok kalabalık bazen de çok yalnız anlarımızı görüyor. Yıllar sonra izleyici gözüyle insanın kendini görmesi olayın boyutunu çok değiştiriyor. Ancak izleyici ile beraber güldüğümüzde ya da üzüldüğümüzde kendimizi iyi hissediyoruz. Görüyoruz ki yalnız değiliz.

FilmLoverss: Herhangi bir kalıba girilmeden, kimseyi de herhangi bir kalıba sokmadan, saf tutku ve hayallerle çıkılan yolda zaman geçtikçe bu tutkunun şiddeti ve gidişatı ile ilgili bugün neler söyleyebilirsiniz? 

Cem Celal Bilge: Şiddeti aynı ama şekli değişti. Her sene aynı Anadolu turnesini icra etmemiz mümkün değildi. Yine de arayışlarımıza devam ettik. Diğer müzisyenlere yardımcı olmaya çalıştık. Turne esnasında da hayal kırıklıklarım olmuştu, çok kaba bazı tepkilerden. Şaşırıyordum bazen insanların sertliklerine. Şimdi ise hayatın getirdiklerine çok daha hazırız. Yine tutkulu bir şekilde topluma katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi