Advertisement

Orijinali eylül 1985 nisan 1987 yılları arasında NBC kanalında yayınlanan, Steven Spielberg’ün bugün de olduğu gibi yapımcılığını üstlendiği her daim bir doz doğa üstü içeren dramatik antolojik bir dizi Amazing Stories yani İnanılmaz Hikâyeler. Bugünlerde yeniden sürümü  Apple TV+’da yayın hayatına başlayan dizinin şimdilik iki bölümü yayınlanmış durumda.

80’lerde doğmuş olanlarımız mahallelerindeki videocudan kiralayıp, VHS ya da Betamax kasetlerden üçer bölüm üçer bölüm izlediklerini hatırlayacaklardır bu diziyi. Amazing Stories demişken geçtiğimiz yıl yeniden doğan bir başka dizi olan Alacakaranlık Kuşağı’nı da anmamak olmaz. Yine birbirinden bağımsız ve bir doz sihir içeren hikayelerin anlatıldığı bu iki dizi arasındaki en büyük fark ise bölüm finallerinde çıkarabileceğimiz dersler. Spielberg çok daha duygusal bir taraftan yaklaşır ve şefkatli davranırken öznelerine, Jordan Peele’in sunumuyla izlediğimiz Alacakaranlık Kuşağı’nda verilen dersler daha sert, daha yetişkin, yapım kalitesi ise kesinlikle daha yüksek. Ama şu anki konumuz bu değil elbette…

80’lerdeki orijinalinde Harvey Keitel’dan, Kevin Costner’a pek çok ünlü ismi ağırlayan dizinin 2020 yılı versiyonunda Labirent serisinden Dylan O’Brien, en son The Haunting of Hill House ve You’nun ikinci sezonunda izlediğimiz Victoria Pedretti, American Honey’den Sacha Lane ve Lost’tan beri pek kayda değer projede yer almamış Josh ‘Sawyer’ Holloway gibi isimler boy göstermekte. Üçüncü bölümünde geçtiğimiz ekim ayında hayatını kaybetmeden önceki son oyunculuk deneyimlerinden biriyle izleyeceğimiz Robert Forster’ın olduğunu da hatırlatalım.

Dizinin jeneriği aslını andıran şekilde yapılmış, izlerken insan, “Acaba orijinalini mi kullandılar” diye bile düşünüyor, fakat fırsat bu fırsat deyip eskilerden birkaç bölüm izlemek durumun böyle olmadığının kanıtı. Eskiler demişken de 80’ler estetiğini hatırlamak, nostalji yapmak isteyenlere onları da önerebiliriz. İki sezonluk yayın hayatında beş Emmy ödülü kazanan dizinin ödül ve adaylıkları çoğunlukla teknik kategorilerde de olsa John Lithgow The Doll bölümündeki performansıyla En İyi Konuk Oyuncu dalında heykeli kucaklamış 1986 yılında.

Amazing Stories 1. Sezon İlk İki Bölüm İncelemesi

İlk bölüm çok tanıdık bir zamanda yolculuk hikayesini işliyor, serinin de tek zamanda yolculuk hikayesinin bu olacağını belirtmiş yapımcılar orijinal yapımda sık sık karşılaşılan bir durum olmasından dolayı. The Cellar isimli bu bölümde ailesinin maddi olarak düştüğü darboğaz  sebebiyle zengin bir dulla evlendirilen genç kız Evelyn Porter (Victoria Pedretti) ve ağabeyiyle beraber tamiratını yaptıkları bir evin bodrum katında fırtına sırasında basınç düşmesi sonucu kendini bir anda aynı evin 1919 yılı versiyonunda bulan Sam Taylor’ın (Dylan O’Brien) tanışmalarına ve aşklarını hızla zamanlar arası bir boyuta taşımalarını izliyoruz. Bölüm Sam’in başına gelenleri anlamaya çalışıp çarçabuk öğrenmesinin ardından bulunduğu kasabanın 100 yıl önceki halinde kısa bir gezinti sonrası eve geri dönüp bir anda ailenin mini dramasının içinde kendine bir yer bulmasıyla ilerliyor. Öyle ki, Evelyn’in annesi (en son Shameless’ta izlediğimiz Sacha Alexander) Sam’in oğlunun tıp fakültesinden arkadaşı olduğuna hemen ikna oluyor ve kızının akşamki nişan partisine davet ediveriyor. Sam’in bir anda ortaya çıkışının hiçbir kasabalıyı meraklandırmayışı, nişan partisinin sonrasında kendilerini o küçücük kasabadaki bir Speakeasy’de bulmaları da cabası. Toplam 98 kişinin filan yaşadığı bir yerde bir Speakeasy olmasını sorgulamazsanız tabii en başta… Evelyn’in o döneme ait olmayan ışığı ve yeteneği ikiliyi bir anda günümüze birlikte seyahat edebilecekleri fırtınayı beklerken bulmalarına yol açıyor. Diyalogları ve hikayesi alelacele yazılmış gibi duran, sanki başka bir film ya da dizinin setinin üzerine, “Burada hazırı varmış,” diyerek kurulmuş gibi duran prodüksiyonuyla zayıf, yalnızca, “Acaba becerebilecekler mi?” merakını dindirmek amaçlı izlerken buluyor izleyici kendini dizinin ilk bölümünü.

İkinci bölümdeyse hikâye Oakland’da geçiyor ve Tuka ve Sterling isimli, sporcu iki yakın arkadaşı odak noktasına alıyor. Yoksul bir mahallede büyüyen ve hayatta başarılı olmakta tek şanslarının üniversite bursu olduğunu daha önce izlediğimiz Amerikan filmleri sayesinde tahmin edebildiğimiz bu neşeli iki aradaşın hikayesi korkunç bir trajedi sonrası yarım kalıyor. Daha ilk anlardan içinize yerleşen, “Of, birazdan çok kötü bir şey olacak,” hissi dizinin 10. dakikası itibariyle yerini, “Ben demiştim zaten,”e bırakıyor ve kızlardan daha hızlı ve öfkeli olan Tuka aramızdan ayrılıyor, fakat tam olarak değil. Hikayenin inanılmazlığı da burada kendini göstermeye başlıyor zaten. Dünyadaki işlerinin yarım kalmış olduğunu anladığımız Tuka bir türlü huzurla diğer tarafa göçemiyor, önce kendine çarpıp kaçan arabayı bulması için en yakın arkadaşına-“Yoksa arkadaşlıktan fazlası mı var?” mesajı verilerek LGBTQ+ topluluğuna da selam çakılıyor arada- yol gösteriyor. Ardından da arkadaşının yeniden pistlere dönmesi ve antrenmanlarını yapması için motivasyon çalışmalarına başlıyor. Tabii bunları yapabilmesi için boyutlar arası mesafeyi aşıp ona sesini duyurması gerekiyor ve birkaç denemenin ardından bunu da başarıyor Tuka ve ardından olaylar gelişiyor… Aslında çok da gelişemiyor, daha çok kendi etrafında bir tur atıyor diyelim…

İlk sezonu toplam beş bölümden oluşan Amazing Stories her hafta Cuma günleri yayınlanıyor. Başı ve sonu belli, fazla kafa yormadan izlenebilen dizileri severlere, ya da zaman zaman böyle şeyler izlemeye ihtiyaç duyabilecek herkese önerimiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information