Altyazı Dergisi’nin sinemanın ifade gücünü desteklemek, sansür uygulamaları ve sektördeki hak ihlalleri gibi konuların kaydını tutmak amacıyla ortaya çıkan yeni projesi Altyazı Fasikül: Özgür Sinema’ya dair sorularımızı Fırat Yücel, Senem Aytaç ve Abbas Bozkurt yanıtladı.

Türkiye’de uzunca bir süredir insanlar hakları ve özgürlükler konusunda yaşanan sıkıntılar zaten hemen herkesin malumu. Böylesi bir ortamda sinemanın da bu ortamı yaratan baskıcı politikalardan nasibini aldığını biliyoruz. Belgeseller, LGBTİ+ temalı film gösterimleri türlü bahanelerle engelleniyor, sinemacılar yargılanıyor ya da devlet kurumlarınca desteklenmemek üzere kara listeye alınabiliyor. Geçtiğimiz aylarda basılı yayın hayatına geri dönen Altyazı Dergisi, bu konuda yaşananları kayıt altına alacak ve sinemacıların sesini duyurmak, sorunları konuşmak üzere yeni bir proje başlattı; Altyazı Fasikül: Özgür Sinema. Altyazı’nın her yeni sayısıyla birlikte yayınlacak Fasikül’ün içeriklerine kendi internet sitesinden de ulaşmak mümkün. Biz de ciddi bir eksikliği kapatacağını düşündüğümüz projeye dair merak ettiklerimizi Altyazı ekibinden Fırat Yücel, Senem Aytaç ve Abbas Bozkurt’a sorduk.

Güvenç Atsüren: Altyazı Fasikül, ilk sayısı itibarıyla Türkiye’deki birçok boşluğu dolduracak gibi görünüyor. Böyle bir yayın fikri nasıl ortaya çıktı? Uzun süredir tasarlıyor muydunuz, son dönemde yaşananlar böyle bir yayın fikrini tetikledi mi?

Fırat Yücel: Aslında Altyazı her zaman sansür uygulamalarının kaydını tutma, bu konuda söz üretme konusunda çaba gösterdi. Film dağıtımındaki tekelleşmeye, film yapımı ve gösterimlerine yönelik engellemelere de vurgu yapmaya da çalıştık. Ancak son yıllarda yaşananlar bunun yeterli olmadığını, bu konuda daha odaklı davranmamız gerektiğini gösterdi bize. 2015 sonrası süreçte sansür ve engellemelerin şiddeti ve sıklığı ciddi biçimde arttı. Öyle ki, sinema salonları, kültür merkezleri, festivaller ve üniversiteler belli filmleri, bakanlıktan, emniyetten ya da yerel otoritelerden bir engelleme dahi olmaksızın kendi tasarruflarıyla göstermemeye başladılar, risk almama adına, önlem adına. Sadece bugün ciddi biçimde kriminalize edilen Kürt belgeselleri ya da LGBTİ+ temalı filmlerden bahsetmiyorum; örneğin Emek Sineması ile ilgili bir belgeseli Beyoğlu’nda gösterecek bir salon dahi bulunamaması ya da Güneşe Yolculuk gibi ülkede yüzlerce kez gösterilmiş, sinema tarihinde yer etmiş bir filmin bir üniversite yönetimi tarafından yasaklanabilmesi kadar vahim bir durumdan bahsediyorum. Bunlar gibi, özellikle de belgeselcilerin yaşadığı sayısız olay var. Bağımsız sinemacılar bu konuda seslerini duyuramadılar. Bazıları da, kendini ve başkalarını koruma refleksiyle bu vakaları kamuoyuyla paylaşmamayı, hatta filmini yurtiçinde hiç göstermemeyi tercih etti. Film göstermenin ağır ceza mahkemelerinde suç kabul edilebildiği bir ortamda koruma refleksleri ehemmiyet kazanıyor doğal olarak. Nihayetinde bu durum sadece gösterim alanlarını sınırlamadı, haber alma özgürlüğüne de ciddi zarar verdi; sadece sinemaseverlerin değil, sinemacıların dahi birbirinden haberdar olmadığı, kimin başına neyin geldiğini bilmediği bir kültürel iletişimsizlik ortam oluştu. Başta dediğim gibi Altyazı film analizine yoğunlaşan bir dergi olsa da üretim, dağıtım, gösterim alanlarındaki özgürleşme olanaklarıyla da her zaman ilgilendi. Artık buna daha fazla odaklanmamız gerektiğini düşündüğümüz için Altyazı Fasikül: Özgür Sinema’ya başladık. Çünkü insanların özgürce filmlerini gösteremediği ve birbirinden haberdar olmadığı bir ortamda film analizi de gücünü ve değerini yitirir.

Güvenç Atsüren: Basın üzerindeki baskının bu kadar yoğun olduğu bir ortamda “Özgür Sinema” başlığı altında yayınlanan bir ek çıkarmanın üzerinize bir sorumluluk yüklediğini düşünüyor musunuz?

Fırat Yücel: Sinemacılara ve sinemaseverlere karşı bir sorumluluk yüklüyor, bizi daha çok ilgilendiren işin o tarafı. Yapamadığımız şeyler tabii ki olacak ama Fasikül’ü tek başına davranan bir yapı olarak düşünmüyoruz. Risklerin azaltılmasının da ancak farklı sinema oluşumlarıyla kurulacak birlikteliklerle mümkün olacağı kanaatindeyiz. Korkuyu doğuran, baskı kadar, belki ondan daha fazla yalnızlaşma. Bağımsız Sinema değil de Özgür Sinema ifadesini tercih etmemizin bir nedeni de bu belki. “Bağımsız”lık, kendi başına bir duruşu imliyor ve kimin ne kadar bağımsız olduğu her zaman haklı olarak sorgulanan bir şey. Özgür Sinema ise herkes tarafından az ya da çok paylaşılabilecek daha genel bir amacı, hedefi imliyor ve özgürleşme sürecinin gerekliliğine işaret ediyor.

Güvenç Atsüren: Künyede gördüğümüz üzere Altyazı Fasikül: Özgür Sinema European Endowment for Democracy tarafından destekleniyor. Bu kurumun yapısından, bu yayın için öneminden ve bu iş birliğinin nasıl gerçekleştiğinden bahsedebilir misiniz?

Senem Aytaç: Altyazı Sinema Dergisi olarak 18 yıllık yayın hayatımıza devam etmek için Mart 2019’da Altyazı Sinema Derneği’ni kurduk. Derneği kurmaktaki amaçlarımızdan biri de, yayıncılık alanında faaliyet vermenin ötesine geçmek ve sinema alanındaki ifade özgürlüğü sorunlarına, hak ihlallerine, sansür, cinsiyet eşitsizliği gibi meselelere eğilebilmekti. Demokrasi ve ifade özgürlüğü alanlarında çalışan kişi ve kurumlara destek veren Brüksel merkezli European Endowment for Democracy, bu doğrultuda yaptığımız başvuruyu değerlendirdi ve derneğin kuruluşu ve faaliyetlerini sürdürebilmesi için destek olmayı kabul etti. Altyazı Fasikül: Özgür Sinema ekinin basılabilmesi ve dağıtılabilmesini, kendine özel bir web sitesinin olmasını ve gerçekleştireceğimiz etkinlikleri bu desteğe borçluyuz.

Güvenç Atsüren: Altyazı Fasikül’ün faaliyetlerinin sadece yayın alanıyla sınırlı kalmayacağını biliyoruz. Bu başlık altından nasıl faaliyetler ve etkinlikler düzenlemeyi düşünüyorsunuz? Yayıncılığın dışında da etkinlikler yapma fikrinin altında yatan sebepler nelerdir?

Senem Aytaç: Beyoğlu’nda bir yerimiz olması fikrinin arkasında sinemacıların özgürce buluşabilecekleri müşterek bir mekân sağlama arzusu da vardı. Bu doğrultuda bağımsız mekân ihtiyacına elimizden geldiğince karşılık vermeyi arzu ediyoruz. Aynı zamanda özellikle gösterim olanağı bulamayan belgesellere bir gösterim program ile yer vermek planladığımız etkinlikler arasında. Belki bir sinema salonu konforu sağlayamayacağız ama ilgilisinin gelip başka yerlerde izleyemeyeceği filmleri izleyebildiği, film sohbetlerine, tartışmalarına katıldığı bir mekân da kurmak amacımız. Diğer yandan ortaklıklara da açığız; başka kurumlarla düzenlenecek ortak gösterimler, festivallerle işbirlikleri, seminer programları da dernek olarak gerçekleştirmek istediğimiz faaliyetler arasında.

“Bir konuyla ilgili belgesellerin dolaşımı engelleniyorsa bilin ki o konunun öznesi olan kitlelerin ifade-eylem özgürlüğü ve siyasi hakları da sınırlanıyor, engelleniyor demektir.”

Güvenç Atsüren: Altyazı Fasikül, sadece basılı bir yayın değil; dijital ayağı da olan bir proje. Gündemle, sosyal ve politik gelişmelerle doğrudan bağlantılı yayın yapan böyle bir mecra için dijital yayının önemi nedir?

Abbas Bozkurt: Yıllarca aylık dergi temposunda karşılaştığımız gerilimlerden biri, dergi çıkarmanın tabiatında olan “bir adım geri çekilip meseleyi özümsedikten sonra fikirleri yazıya dökme” alışkanlığımız ile, dijital çağın hızlı reaksiyon verme gereksinimi arasında konumlanabilmekti. Artık iki aylık periyotta yayımlanan bir dergi olarak, dijitalin gerektirdiği hıza daha çok ayak uydurmak, yeni refleksler geliştirmek durumundayız. Görüşümüzü hızla, sade bir şekilde, ama yine birden çok editoryal süreçten geçirerek iletmeye çalışıyoruz. Tabii mesele sadece hızla söz üretmek değil, Altyazı Fasikül’de, matbuda alan açamadığımız uzun söyleşi ve yazılarla birlikte, eleştirel sinema pratiklerine, sansür ve hak ihlallerine dair videolar da paylaşmak istiyoruz. Video konusuna özel bir önem veriyoruz ve bu alanda kendimizi geliştirme arzusundayız.

Güvenç Atsüren: Altyazı Fasikül dâhilinde daha çok belgesel sinema ve sinemacıların yoğunlukta olduğunu görüyoruz. Bu kastî bir tercih mi, yoksa belgesel sinemanın dili, içeriği ve yapım süreci nedeniyle Fasikül’ün içeriğine daha yakın bir sinema yapısı olmasından söz edebilir miyiz?

Fırat Yücel: Bir örnekle açıklayayım… Bugün belediye değişimiyle birlikte Altın Portakal’ın özdeşleştiği ulusal yarışmanın Antalya Film Festivali’ne geri döneceğinden bahsediliyor. Belgesel ve kısa film yarışmaları atlanıyor. Oysa tüm bu süreci başlatan, Gezi Direnişi üzerine bir belgeselin, Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek…’in sansürlenmesiydi ve ardından festivalden ilk çıkartılan bölüm de belgesel yarışması oldu. Belgesel sinema daha az kişi tarafından izlendiği için sanki etki alanı da kısıtlıymış gibi görülüyor, oysa toplumsal süreçlerde kurmacadan daha etkili olduğu bile söylenebilir. Bir konuyla ilgili belgesellerin dolaşımı engelleniyorsa bilin ki o konunun öznesi olan kitlelerin ifade-eylem özgürlüğü ve siyasi hakları da sınırlanıyor, engelleniyor demektir. Antalya’da yaşananlar ve İstanbul Film Festivali’ndeki Bakur gösterimine yönelik bakanlık-emniyet sansürünün çözüm sürecinin bitişini önceden bildirmesi, bunun en açık tarihsel örnekleri.

Türkiye’de, destekler kesilmiş olmasına ve her türlü baskıya rağmen, halen yakın tarihte yaşananların kaydını tutan belgeselciler var. Bu çok değerli ve hayati bir şey. Kurmaca alanında ürün verenler, özellikle de büyük üreticiler, ulaştıkları seyirci sayısını ve hasılatı her şeyin üstünde tutarak bu değeri göremiyor, bununla ilgilenmiyor, otoritelerle yaptıkları toplantılarda dahi bundan bahsetmiyor olabilirler. Ama tarihsel bakış açısından, hatta belki şimdiyi şekillendirme açısından da belgesellerin toplumsal önem ve etkisi daha bile büyük, çünkü kurmaca kadar büyük bir maliyeti yok belgeselin. Eline kamera alan, hatta cep telefonuyla bir hak ihlalini kaydeden, yurttaş gazeteciliği yapan herkesin çektiği görüntüyü belgesel alanında değerlendirebiliriz. Buluntu görüntü ile, kurmaca parçalar ile yapılan kolajlar da belgeselin alanındadır, video-eylemcilerin görüntü ve arşivleri de. Adına illa belgesel demek zorunda da değiliz, daha genel anlamda görüntü emeği de denilebilir. Toplumsal süreçlerle bağı ve seyirciyi aktifleştirme potansiyeli bu kadar kuvvetli olduğu için belgesel sinemaya ağırlık vereceğiz, sadece daha fazla baskılandığı için değil. Gösterimlerimiz, etkinliklerimiz ve bunlarla ilintili söyleşilerimiz, bu sözünü ettiğim geniş anlamıyla belgesel sinema üzerine olacak, ama Fasikül’de kurmaca sinemacıların üretim, dağıtım ve gösterim alanlarında yaşadıkları da konu edilecek; örneğin setlerdeki toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, dağıtımdaki tekelleşme, yapım destekleri, yeni sinema yasasının uygulanma biçimleri, dijital platformlar… Fasikül’deki içerik şiarımız şöyle dile getirilebilir belki: Belgesele alan yaratmak, kurmacanın alanını tartışmak.

Altyazı Fasikül’ün hazırladığı, sene başından beri yaşananları mercek altına alan Özgür Sinema Gündemi / Ocak – Temmuz 2019 başlıklı videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi