Yukito Kishiro’nun her biri yaklaşık 220’şer sayfa tutan dokuz ciltlik çizgiromanından sinemaya uyarlandı Alita. Yazarı Kishiro’nun çizgiromana uygun gördüğü isim Gunnm’dı ve manga düsturuyla resmedilmiş, hikâyelendirilmiş bu çizgiroman karanlık, kirli, paslı gelecek tasviriyle dikkat çekiyor, 90’ların yıldız teması siberpunk’ı koyuyordu merkezine. James Cameron’ın çizgi romanı ta o günlerden bugüne dek sinemaya aktarmak istiyor olmasının ardında da Gunnm'ın bu özellikleri yatıyordu hiç şüphesiz. Zira Terminator serisinde etrafında dolandığı evrenle, Alita’nın çıkıp geldiği evren birbirine çok benziyor. Filmin hikâyesine göre “The Fall” olarak adlandırılan “büyük savaş” yaşanmış, insanlığın büyük kısmı gökyüzündeki şehirlerden, yine yeryüzünün kirli paslı şehirlere dönmüş. Savaş sonrasında insanlığın bir kısmı yekvücut olarak varlığını sürdürürken, bu evrende gelişkin sibernetik teknolojiler sayesinde büyük bir kitle de insan beyni taşıyan cyborg'lara dönüşmüş. Otoritenin neredeyse toplum tarafından sağlandığı, düşenin dostunun olmadığı bu yoksul şehrin insanlarının tek hayali günün birinde gökyüzünde kalan tek şehre, Zalem’e gidebilmek. Bunun tek bir yolu var, o da (tahmin edin, evet bildiniz) herkesi çılgına çeviren modern bir oyunu kazanmak. Dyson Ido’ysa vaktiyle herkesin gitmeye can attığı Zalem’de yaşayan ancak artık maden şehrinde cyborg'lara hizmet veren bir doktor. Doktor Ido, günün birinde Zalem’in çöpleri içinde (oraya nasıl düştüğünü hiçbir şekilde anlayamasak da) Alita’nın kalıntılarını bulur ve onu yeni bir bedene kavuşturup kızı yerine koyar. Ancak Alita bir "savaş meleği"dir ve kaderi onu yine bir savaşa sürükler. Alita: Battle Angel: Siberpunk Soslu, Milenyal Epik Alita’yı normalde ciddiye almayacağınız bir modern zaman aksiyonu, siberpunk sosuna bulanmış bir epik macera, epik olmaya çalıştığı her anında sıkıcılaşan bir milenyal hezeyanı olarak görmek mümkün. Lakin James Cameron’un varlığı filmin her dakikasında kafa karıştırıyor. Tıpkı Alita’nın fiziksel özelliklerinin, Doktor Dyson’ın aklını karıştırması gibi. Alita’yı savunmasız, masumane bir genç kız olarak çöplükten alan ve ona kendi kızı için biçtiği vücudu monte eden doktor, içinden bir savaşçı çıkmasını bir süre kabullenemiyor filmde. Aynı duygu bizde de mevcut. Filmin, bir James Cameron filmi mi, yoksa bir Robert Rodriguez zırvası mı (iyi anlamda) olduğuna dair devcileyin bir kafa karışıklığıyla salonu terk etmeniz olası. Birisi diğerinden daha az değerli olduğundan değil, bu değeri biçene göre değişecektir zira, lakin böyle durumlarda bazen iki değer birleşince daha değerli bir şey ortaya çıkmayabiliyor. Alita’da zaman zaman olan da bu. James Cameron’un 90’larda yazdığı ve muhtemeldir ki Terminatör serisiyle duygudaş bir kıvamda seyreden senaryosunu Robert Rodriguez değiştirmiş, kısaltmış ve zamaneye göre güncellemiş. Bunun bir sebebi de Cameron’un Alita’nın asla çekilemeyeceğine olan inancıymış. Malum, Cameron artık ölene dek sadece Avatar çekeceğini açıkladı ne yazıktır ki… Bu bilgi ışığında bakınca Alita’yı anlamak daha kolaylaşıyor. Alita da filmde gördüğümüz cyborg'lar gibi. Yaşamak için her türlü uzvu metal konstrüksiyonlarla değiştirilmiş, bazısı ucube gibi görünen cyborg'lardan bahsediyoruz. Alita da bir film olarak bu cyborg'lar gibi amorf bir görüntüye sahip ne yazık ki. Bazı anlarında Cameron’ın yarattığı derinlik ve karanlığın pırıltısına rastlar gibi oluyor, koltukta şöyle bir dikleniyorsunuz, yahut Rodriguez’in dinamizmine kapılıp gidiyorsunuz, bazı anlarındaysa bu formül katiyen işlemiyor. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki film, Cameron’un dünyasına çok daha yakınken, bu filmden bir milenyum kahramanı, modern bir eğlencelik çıkarma çabası totalde boşa çıkıyor. Film ne zaman Cameron’un dünyasına yakınlaşsa, o zaman seyir zevki…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Bu ikonik anlar filmde basit diyaloglarla geçiştiriliyor. Zihnin yaşamına bir bedende tamamlayıp bir başka bedende devam etmesi, yahut genel anlamda siberuzayda hep varolmayı sürdürmesi gibi kavramlar abur cubur gibi tüketiliyor Alita’da.

Kullanıcı Puanları: 4.45 ( 6 votes)
55

Yukito Kishiro’nun her biri yaklaşık 220’şer sayfa tutan dokuz ciltlik çizgiromanından sinemaya uyarlandı Alita. Yazarı Kishiro’nun çizgiromana uygun gördüğü isim Gunnm’dı ve manga düsturuyla resmedilmiş, hikâyelendirilmiş bu çizgiroman karanlık, kirli, paslı gelecek tasviriyle dikkat çekiyor, 90’ların yıldız teması siberpunk’ı koyuyordu merkezine. James Cameron’ın çizgi romanı ta o günlerden bugüne dek sinemaya aktarmak istiyor olmasının ardında da Gunnm’ın bu özellikleri yatıyordu hiç şüphesiz. Zira Terminator serisinde etrafında dolandığı evrenle, Alita’nın çıkıp geldiği evren birbirine çok benziyor.

Filmin hikâyesine göre “The Fall” olarak adlandırılan “büyük savaş” yaşanmış, insanlığın büyük kısmı gökyüzündeki şehirlerden, yine yeryüzünün kirli paslı şehirlere dönmüş. Savaş sonrasında insanlığın bir kısmı yekvücut olarak varlığını sürdürürken, bu evrende gelişkin sibernetik teknolojiler sayesinde büyük bir kitle de insan beyni taşıyan cyborg’lara dönüşmüş. Otoritenin neredeyse toplum tarafından sağlandığı, düşenin dostunun olmadığı bu yoksul şehrin insanlarının tek hayali günün birinde gökyüzünde kalan tek şehre, Zalem’e gidebilmek. Bunun tek bir yolu var, o da (tahmin edin, evet bildiniz) herkesi çılgına çeviren modern bir oyunu kazanmak. Dyson Ido’ysa vaktiyle herkesin gitmeye can attığı Zalem’de yaşayan ancak artık maden şehrinde cyborg’lara hizmet veren bir doktor. Doktor Ido, günün birinde Zalem’in çöpleri içinde (oraya nasıl düştüğünü hiçbir şekilde anlayamasak da) Alita’nın kalıntılarını bulur ve onu yeni bir bedene kavuşturup kızı yerine koyar. Ancak Alita bir “savaş meleği”dir ve kaderi onu yine bir savaşa sürükler.

Alita: Battle Angel: Siberpunk Soslu, Milenyal Epik

Alita’yı normalde ciddiye almayacağınız bir modern zaman aksiyonu, siberpunk sosuna bulanmış bir epik macera, epik olmaya çalıştığı her anında sıkıcılaşan bir milenyal hezeyanı olarak görmek mümkün. Lakin James Cameron’un varlığı filmin her dakikasında kafa karıştırıyor. Tıpkı Alita’nın fiziksel özelliklerinin, Doktor Dyson’ın aklını karıştırması gibi. Alita’yı savunmasız, masumane bir genç kız olarak çöplükten alan ve ona kendi kızı için biçtiği vücudu monte eden doktor, içinden bir savaşçı çıkmasını bir süre kabullenemiyor filmde. Aynı duygu bizde de mevcut. Filmin, bir James Cameron filmi mi, yoksa bir Robert Rodriguez zırvası mı (iyi anlamda) olduğuna dair devcileyin bir kafa karışıklığıyla salonu terk etmeniz olası. Birisi diğerinden daha az değerli olduğundan değil, bu değeri biçene göre değişecektir zira, lakin böyle durumlarda bazen iki değer birleşince daha değerli bir şey ortaya çıkmayabiliyor. Alita’da zaman zaman olan da bu.

James Cameron’un 90’larda yazdığı ve muhtemeldir ki Terminatör serisiyle duygudaş bir kıvamda seyreden senaryosunu Robert Rodriguez değiştirmiş, kısaltmış ve zamaneye göre güncellemiş. Bunun bir sebebi de Cameron’un Alita’nın asla çekilemeyeceğine olan inancıymış. Malum, Cameron artık ölene dek sadece Avatar çekeceğini açıkladı ne yazıktır ki… Bu bilgi ışığında bakınca Alita’yı anlamak daha kolaylaşıyor.

Alita da filmde gördüğümüz cyborg’lar gibi. Yaşamak için her türlü uzvu metal konstrüksiyonlarla değiştirilmiş, bazısı ucube gibi görünen cyborg’lardan bahsediyoruz. Alita da bir film olarak bu cyborg’lar gibi amorf bir görüntüye sahip ne yazık ki. Bazı anlarında Cameron’ın yarattığı derinlik ve karanlığın pırıltısına rastlar gibi oluyor, koltukta şöyle bir dikleniyorsunuz, yahut Rodriguez’in dinamizmine kapılıp gidiyorsunuz, bazı anlarındaysa bu formül katiyen işlemiyor. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki film, Cameron’un dünyasına çok daha yakınken, bu filmden bir milenyum kahramanı, modern bir eğlencelik çıkarma çabası totalde boşa çıkıyor. Film ne zaman Cameron’un dünyasına yakınlaşsa, o zaman seyir zevki artıyor.

Alita’yı, bir karakter olarak var eden özellikleri filmde görece düzeyde iyi işleniyor. Aşık olduğu Hugo’ya karşı zaafı, kimi zaman istemeden başına iş açabilen kibri, baş kaldıran bir karaktere sahip olması onu ete kemiğe bürüyor. Bunda şüphesiz, hâlâ aklımızın tam olarak almadığı performans yakalama teknolojisinin ve Rosa Salazar’ın performansının etkisi büyük. Lakin aynı şeyi filmdeki diğer karakterler için söyleyebilmek olanaksız. Bilhassa Dyson Ido’nun bir karakter olarak izleyiciye anlatılabildiği şüpheli, Christopher Waltz’un “eh işte” performansı da hiç yardımcı olmuyor bu konuda. Hikâyede Dyson’ın aksı nereden gelip nereye gidiyor, Alita’yı çöpten bulup yeniden inşa etmesi dışında ne işleve sahip anlamıyorsunuz. Aynı şey Jennifer Connelly’nin canlandırdığı Chiren ve Mahershala Ali’nin canlandırdığı Vector için de geçerli. Perdede aldıkları sürede pek bir şey ifade edemeden film nihayete eriyor. Vector, kartondan bir kötü olarak sunulduğu için bunu umursamak da, Chiren nasıl olduğunu anlayamadığımız bir “değişim dönüşüm” de geçiriyor filmin süresi boyunca ki akıl almaz… Karakterlerin olur olmaz yerlerde birbirine “denk geldiği”, birinin bir diğerini bulmasının tek bir kesme kadar sürdüğü final bloğundaki korkunç matematiği de senaryonun gediklerine eklemek mümkün. Zannımca filmin en affedilmez kusuru, filmde epeyce bir ağırlığı olan, “zihnin beden değiştirmesi” mefhumuna dair zerre kafa yorulmamış olması. Alita’nın benliği iki kez, esas oğlanımız diyebileceğimiz Hugo da bir kez beden değiştiriyor. Ancak bu ikonik anlar filmde basit diyaloglarla geçiştiriliyor. Zihnin bir bedende tamamladığı yaşamına bir başka bedende devam etmesi, yahut genel anlamda siberuzayda hep varolmayı sürdürmesi gibi kavramlar abur cubur gibi tüketiliyor Alita’da.

Her ne olursa olsun Alita siberpunk sevenlere ve bilim kurgu macera meftunlarına yer yer iyi zaman geçirmeyi vaat ediyor. Zira film, birçok çarpışmayı ve şiddet sahnesini kansız geçiştirmeyi başarsa da temelde o kadar da sterilize bir film değil. Kana revana girmese de, yağa benzine, mavi mavi akan metal sıvılarına bulanıyor perde yer yer. Ayrıca başarılı cyborg tasarımlarının, performans yakalama teknolojisinin de hakkını veren bir büyük perde filmi olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar yeterliyse, sizin için salona girmekte bir beis yok demektir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi