Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde gerçekleştiren Saf filminin yönetmeni Ali Vatansever ile filme dair merak edilenleri konuştuk. 

Ali Vatansever’in ikinci uzun metraj kurmacası Saf, festivalin “Discovery” bölümünde prömiyerini gerçekleştirdi. Senaryosu da yine Ali Vatansever’e ait filmde, Fikirtepe’de bir gecekonduda yaşayan genç evli bir çiftin kentsel dönüşüm söylentilerinin mahalleye düşmesiyle beraber dönüşen hayatları anlatılıyor. Başrollerini Saadet Işıl Aksoy ve Erol Afşin’in paylaştığı Saf’ta onlara Onur Buldu, Ümmü Putgül ve Kida Ramadan eşlik ediyor.

Röportaj: Ecem Şen

Deşifre: Dilek Yeğin

Fotoğraflar: Çağla Akıncı

Ecem Şen: Filme baktığımızda toplumu oluşturan bireylerin kendi içlerindeki kötülüğünden bahsettiğini görüyoruz; bu durum mu topluma yansıyor yoksa toplumun sahip olduğu dinamiğin içinde birey mi buna uyum sağlamaya çalışıyor gibi sorgulamaların yer aldığı bir anlatısı var. Bu hikâyeyi anlatma fikri nasıl ortaya çıktı?

Ali Vatansever: İlk olarak toprağa dair bir şey yapmak istiyordum. Toprak ve insan ilişkisi, doğayla insanın iletişimsizliği kafamı kurcalıyordu. Toprak çok doğurgan ama bizim toprakla ilişkimiz kısıtlayıcı, daha çok sınır çekme ve sahiplenme üzerine. Bu tezat üzerine bir şeyler yapma heyecanım vardı. Bir de şehrin dönüşümüyle alakalı bir şeyler yapmak istiyordum. Gitgide kentsel dönüşümü gündelik hayatımızda daha fazla hissediyorduk. Süreç içerisinde, kötülük ve toplum ilişkisi, toplumun bizi kötülüğe itmesinden ziyade, “Böylesine zor bir coğrafyada nasıl insan kalacağız?” gibi çok basit bir soru öne çıktı benim için. Aslında bütün dünya için karşılığı var bu sorunun: Dışarıda canavarların olduğunu düşünürken biz nasıl insan kalmayı başaracağız, insan kalmak mümkün mü? Hikâye, bu soru üstünden evrildi ve kentsel dönüşüm tartışmalarını sahada dinleyince bir noktadan sonra şunu fark ettim, aslında kentten önce insanımız dönüşüyor. Bunu fark etmemle film benim için rayına oturdu diyebilirim.

Ecem Şen: Film dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı, sonrasında Palm Springs Uluslararası Film Festivali’nde Özel Mansiyon ödülü aldınız, epey festival dolaştınız. Film yurtdışında nasıl karşılandı, ne gibi tepkiler aldı?

Ali Vatansever: Saf, spesifik bir coğrafyada düğümlenmiş kentsel dönüşüm ve mülteci sorununa değinen bir film. Kentsel dönüşüm zaten kendi içerisinde devasa bir konu. Mültecilerle ilgili bir alt-janr bile oluştu neredeyse. Konuyu istismar etmeden yapıcı bir tartışma başlatmak için hassas bir alan. Ben de tepkileri merak ediyordum açıkçası. Anladığım kadarıyla Saf’ın tüm bu sorunları çeperlere itip insanı, insanın dönüşümünü merkeze koyması, filmin sonlarına doğru Ammar’ın “Aslında hepimiz ekmeğimiz için uğraşıyoruz.” diyerek tartışmaları insani bir noktaya bağlaması izleyenlerde karşılık buldu. Gösterimler sonrası güzel tepkiler aldık. Mesela Toronto Film Festivali’ndeki bir gösterimde Hindistan’dan bir izleyici bizi kenara çekip “Bu film Hindistan’da vizyona girmeli çünkü orada aynı sorunları yaşıyoruz.” dedi. Amerika’dan bir izleyici de kent ölçeğinde dönüşüm yaşadıklarını anlattı.

Mutluluğun, üzüntünün, umudun bin bir türlü rengi var.”

Ecem Şen: Uyum-uyumsuzluk, iyilik-kötülük, siyah-beyaz gibi uzaktan bakıldığında çok keskin ayrımlara sahip gibi görünen kavramlar işleniyor filmde ama yaklaştıkça bunların ne denli iç içe ve muğlak olduğunu görüyoruz. Bu, temelini salt bir gerçeklikten almayan net yargıların önüne geçebilmek mümkün mü sizce?

Ali Vatansever: Bence, biz her şeyi bildiğimizi ve karşı tarafınsa bilmediğini ön görüyoruz. Kendi bilme hâlimizle karşı tarafın bilmeme hâli arasında siyah-beyaz bir durum var. Ama insanlara dokunduğunuz noktada, onlarla konuştuğunuzda sizin bilginizin işin sadece bir kısmı olduğunu ve karşı tarafın farklı deneyim ve çıkarımları olduğunu anlıyorsunuz. Bilmediğimizi kabul edince ortaya çıkan muğlak alan bence çok cezbedici. Bu muğlak alanda, mutluluğun, üzüntünün, umudun bin bir türlü rengi var. Bu kompleks hayatı, gri alanı, farklı renkleri, hikâyelerimizi siyah beyaza indirgemeden, basitleştirirken o tonları kaçırmadan nasıl anlatacağız? Asıl mesele ve beni de heyecanlandıran taraf bu.

Ecem Şen: Saf ne kadar toplumsalsa o kadar da bireysel bir hikâye aslında. Bir tarafta içindeki kötülüğü görmezden gelen bir karakter var, diğer tarafta da Remziye gibi kötülüğü de görüp seçim yapan bir karakter var. Bu noktada filmin umutlu bir yanının olduğunu da söyleyebiliriz. Remziye karakteri süreç içinde mi böyle şekillendi yoksa en başından beri örtük bir umudu mu temsil ediyordu?

Ali Vatansever: Filmin ilk taslağında sadece Kâmil’in hikâyesi vardı. İş kazası geçirdikten sonra dönüşüm yaşıyordu. Remziye bir yan karakterdi. Bu hikâyeyle büyüdükçe diyeyim, Kamil’in hikayeden çıkması gerektiğini kavradım. O noktadan sonra Remziye hikâyeyi devraldı. Hayatla mücadelemizde umudu nasıl ve nerede bulabiliriz diye çabalıyoruz, Remziye de bir şekilde benim için umut oldu. Kâmil’in kendi içindeki kötücüllüğü reddetmesi onu noksan yapıyor, Remziye’nin ise hem içindeki kötücül arzuların farkında olup hem de bunları kabul ederek iyi olmayı tercih etmesi benim için zor bir coğrafyada anlamlı bir umut tohumu.

Ecem Şen: Fikirleriniz değişmeden önce Remziye yan karakter olarak hâlâ güçlü bir karakter miydi?

Ali Vatansever: Aynen öyle, ilişkileri yine bu şekildeydi ve Kâmil’in dönüşümünde Remziye yine güçlü bir karakterdi; ama ana karakter değildi. Ekran zamanı Kâmil’e göre daha azdı. Şimdi eş başroller diyebiliriz.

Ecem Şen: Saf bu yıl İstanbul Film Festivali’nde hem Sinemada İnsan Hakları bölümünde hem de Ulusal Yarışma’da. Bu süreçle ilgili ne hissediyorsunuz?

Ali Vatansever: Açıkçası heyecan verici bir süreç benim için. İnsan Hakları Yarışması’nda olmak hem sürpriz oldu hem de çok sevindirdi. Mart sonunda da Londra İnsan Hakları İzleme Örgütü Film Festivali’ndeydik. İnsan hakları teması altında gösterilmek bu kadar majör sorunlarla mücadele etmeye ve bunların içinden insana dair hikâyelere konsantre olmaya çalışan bir film için, benim için çok önemli. Biz İstanbul Film Festivali’ni yıllar boyunca takip ederek sinemayı öğrendik. Ayrıca Köprüde Buluşmalar filmin uluslararası yolculuğunu başlattı, o yüzden filmin Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluştuğu yerin İstanbul Film Festivali olması da bizim için çok değerli.

Ecem Şen: Saf, bahsettiğiniz gibi Köprüde Buluşmalar’ın Film Geliştirme Atölyesi’nde yer alıyordu. Köprüde Buluşmalar’ın filme ne gibi katkıları oldu?

Ali Vatansever: Arthouse film endüstrisi ön aşamalarda uluslararası ilişkilerin kurulmasını ve filmin uluslararası arenada boy göstermesini zorunlu kılıyor. Köprüde Buluşmalar gibi bir platform da bizim için bir kestirme yol oluyor. Bu coğrafyaya ilgi gösteren kişilerle, film festivalleri ve ortak yapımcılarla buluşmak için müthiş bir fırsat. Aynı zamanda da bir kaldıraç ve hızlandırıcı. Ortaklarımızdan birini orada bulduk. Her şey orada kıvılcımlandı. Çeşitli ortak yapım platformlarından davetler aldık. Diğer ortağımızı bulduk. Uluslararası fonlara başvurduk vs. derken her şey rayına girdi. Bir yandan da benim için Köprüde Buluşmalar, yıllarca uğraştığınız bir projenin içerik açısından uluslararası anlamda da bir cazibesinin olduğunu fark ettiğiniz bir yer.

Ecem Şen: Bir yandan da akademisyen kimliğiniz var. Bir film yapmakla bir film yapmayı öğretmek arasında ayrıksı ya da iç içe geçen alanlar neler?

Ali Vatansever: Akademinin içinde olmak güncel kalmamı sağlıyor; beni diri tutuyor. Biz işin zanaatını öğretir, entelektüel ve hikâyeci kimliklerini geliştirmeleri için öğrencilere sadece destek olabiliriz. Yaptığımız şey onların birey olarak olgunlaşma macerasında yanlarında olmak. Kendi duygu, düşünce ve birikim dünyamızı onlarla paylaşmak. Yani bir şekilde mentörlük yaparak onların kanatlanıp uçmasını izlemek.

Ecem Şen: Üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz var mı?

Ali Vatansever: Genellikle filmin çekimleri bitince yeni projeyi yazmaya başlıyorum ki filmden mesafeleneyim ve kurgu sürecine başka bir gözle yaklaşabileyim. Bir baba-oğul yol hikâyesi projesi üzerine çalışıyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi