Oyuncu kadrosunda Damla Sönmez, Onur Ünsal, Ushan Çakır ve Özgür Biber’in bulunduğu, Ali Tansu Turhan’ın yazıp yönettiği, gerek anlatısı gerek biçimsel tercihleriyle fark yaratan bir kısa film olmasını beklediğimiz İkinci Gece’nin arkasındaki ekip filme dair sorularımızı yanıtladı.

-FilmLoverss Özel-

İkinci Gece’nin kitlesel fonlama kampanyasına katkıda bulunmak için Fongogo sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Türkiye sineması, gerek uzun gerek kısa metrajlılar olsun, büyük ölçüde “gerçeklik” arayışının içine sıkışmış durumda. Sinemacılar mevcut olanı, olabilecek en gerçekçi hâliyle perdeye taşıyabilmenin peşine düşüyor çoğunlukla. Tam da böyle bir zamanda karşımıza çıkan İkinci Gece projesi bu gidişatın dışında duran yapısıyla dikkat çekiyor. Ali Tansu Turhan’ın altıncı kısa filmi olacak olan İkinci Gece, temelini Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanı üzerine kurarak modern hayatta hepimizin muzdarip olduğu iletişimsizlik konusuna dair önemli sorular ortaya atıyor. Bunu yaparken gerçekçi bir anlatı kurmak yerine masalsı kanalı takip ediyor film. Görüntü yönetiminden kamera kullanımına her ögesiyle bu masalsı hissiyatı güçlendiren İkinci Gece; özgün bir atmosfer ve kendi gerçekliğini yaratmaya -olumlu anlamda- cüret etmesinin yanında tematik anlamda da yoğun bir kısa film projesi.

İkinci Gece’nin sinopsisi şöyle:

“‘Karşına bir cin çıksa ve bir dilek hakkın olsa ne isterdin?'”

Deli bilim insanlarına benzeyen berberinin yanından aklında bu soruyla çıkar Veysel. Tek bir dilek hakkı olduğu için bir türlü karar veremez. Bu arada kalış bile Veysel’i zor durumda bırakmaya yetecekken, aklına birden gelen cevapla daha da çaresiz hisseder. Eski bir arkadaşı olan Leyla ile ömrünün sonuna kadar yaşamayı düşünürken yakalar kendini. Karşısına bir cin çıkmadan Leyla ile konuşması kaçınılmaz olur. Leyla’nın kapısını çalar. Aklına takılan soruyu, aklına takıldığı gibi Leyla’ya aktarır. Leyla’nın tepkisi beklediği ihtimallerin hiçbiri gibi olmaz. Veysel’in açıklığına ve samimiyetine daha yoğun bir şekilde karşılık verir. Veysel’in yanında sesli düşünmek ister. Masal burada başlar. Bir insanın zihnini ve kalbini başkasına olduğu gibi açabilmesi, mucize.”

İkinci Gece Ekibi Filme Dair Sorularımızı Yanıtladı

FilmLoverss: İkinci Gece, Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanının, yeni ve masalsı bir tonla yorumlanmış serbest bir uyarlamasını andırıyor. Bu güçlü metnin İkinci Gece ile bağlantısı ve bir klasiği yenilikçi bir biçimde ele alma fikri nasıl ortaya çıktı?

Ali Tansu Turhan: Büyük ustaların eserlerini duygu itirafları olarak görürüm her zaman; ki Dostoyevski bence tarihin en cesur itirafçılarından biridir. İnsan ruhunun derinliklerine inmenin, ozon tabakasına yaklaşmaktan bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Dostoyevski öyle derinlere, karanlıklara inmiştir ki kendini yakma pahasına, o dehlizleri bizler için en ince ayrıntısına kadar aydınlatmıştır. Bu yüzden böylesi eserlerin yorumlanabileceği kanaatinde değilim. Böylesi eserlerle ancak karşılaşabilinir, tanışılabilinir ya da haklarında konuşulabilinir. İkinci Gece’nin içinde Beyaz Geceler’in varlığı da bu yolla gerçekleşti. Aklımda bir hikâye vardı. Bu hikâye için Rus edebiyatından bir kadın-erkek diyaloğu bulmak istiyordum. Bir arkadaşıma böyle bir diyalog aradığımı söyledim. Ertesi gün Filmekimi’nde Lars von Trier’in filmine gittik. Merdivenlerde oturmak zorunda kaldık. Filmden çıktığımda hasta olmuştum. Ertesi gün evde salya sümük otururken arkadaşım kapımı çaldı ve içinde mandalina, portakal, Nurofen ve Beyaz Geceler’in olduğu bir kutu bıraktı bana. O gün Beyaz Geceleri tekrar okudum. Sanırım ilk defa 13 yaşında okumuştum. Bir iki saatte bitirdim ve ardından İkinci Gece’nin ilk draft’ını yazdım. Beyaz Geceler’deki hayalperest, hikâyeme kendisi olarak girdi bir “Anlatıcı” karakteri olarak. Anlatmak istediğim hikâyeyi yaşamış biri olarak. İkinci Gece’nin karakterlerini ve durumlarını, Beyaz Geceler’deki hayalperestle konuşan bir motivasyonla inşa ettim. Ve bir bakıma Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’deki kadın-erkek kehanetini hem değiştiren hem de aslında Beyaz Geceler’deki saklı kehaneti gözler önüne sermeye çalışan bir film kurmaya çalıştım.

FilmLoverss: Filmin biçimsel tercihlerini nasıl şekillendirdiniz?

Ali Tansu Turhan: Bir masal anlatmak istiyorduk. Bu yüzden kendi gerçekliğimizi oluşturmalıydık. Sanat yönetimi, kostüm ve mekânlarla kendimize ait fiziksel gerçekliğimizi iyi tasarladığımızı düşünüyorum. Sanat yönetmenimiz ve kostüm tasarımcımız Deniz Eslek büyüleyiciydi. Birçok anahtar kelimemiz vardı ve bütün birimler aynı kodlar üzerine çalıştı. Pre-production sürecimiz bu filmin beni en heyecanlandıran süreçlerinden biriydi. Yapımcılarımız Murat Buldanlıoğlu, Damla Sönmez ve Romina Buldanlıoğlu’na çok teşekkür ediyorum. Filmimiz dört plan sekanstan oluşuyor. Filmin tüm hareketli planları steadicam ile çekildi. Bu tasarımı nasıl göstereceğimiz, kameranın görevinin ne olacağı çok önemliydi. Ben her zaman uzun tek planları çok sevmişimdir ve önceden çektiğim kısa filmlerde kullandığım bir biçimdir. Mizansen ve kamera koreografileri akıllıca çizilmiş tek planları izlerken her zaman uyuşurum. Ve bizim filmimizin de seyircisini uyuşturması, efsunlaması gerekiyordu. Görüntü yönetmenimiz Bertan Özer ve ışık şefimiz Serkan Barıkan gerçekten büyüleyici atmosferler yarattılar. Kameramızı da boşluğu dolduran hava gibi var etmek istedik. Pre-production’da bunun için yeteri kadar teknik prova yaptık. Focus puller‘ımız Fatih Yirmibeşlioğlu, filmi izleyen bir seyirci gibi neyi hissedip görmek istiyorsa onu netledi. Steadicam operatörümüz Deniz Aslan harikaydı. Her sahnemizin birer karakteri ve oyuncusuydu. Ev sahnesi aslında üç kişilik bir sahne. Leyla “kırmızı tilki”, Veysel “avcı”, kamera “orman”. Neyi kastettiğimi filmde anlayacaksınız. Ses tasarımı ve renk düzenlenmesinde de uçuk fikirlerimiz var. Dynamic Color Grading diye bir şey uydurduk, deniyoruz. Sertaç Toksöz’e kolaylıklar diliyorum. (Gülüyor) Evin içine kartallardan tutun, siyah leoparlara kadar hayvanların sesleriyle dolduruyoruz. Yalın Özgencil’in yer çekimi sayesinde doğru kıvamı bulacağız. Bir de filmimizin soundtrack‘ini Korhan Futacı kaydedecek. Bu masalı nereye kadar götüreceğiz bilmiyorum. Ve ben de çok merak ediyorum.

FilmLoverss: Böyle bir projeye oyunculuğun yanında yapımcı olarak da dahil olmak için sizi heyecanlandıran faktörler nelerdi?

Damla Sönmez: Yıllardır konuşuyoruz şöyle hikâyeler neden konu edilmiyor, böyle bir iş neden çekilmiyor diye. Biz de bir araya gelip şikayet edeceğimize üretmeye başlayalım dedik. Bu çok heyecan verici. Bir yandan da sinemanın mutfağına dair daha çok şey öğrendiğinizde kendinizi ifade edebilme yöntemleriniz de çeşitleniyor.

FilmLoverss: Canlandırdığınız karakter, kendisine güvenli bir liman gibi yaklaşan kişiye şefkatli bir şekilde yaklaşmak yerine, onun da benzer kararsızlıklardan muzdarip olduğunu açık ediyor. Günümüzde içinde yaşadığımız şartlarda çevremizle ve diğerleriyle iletişim kuramamamız hayat tercihlerimizde ne kadar etkili oluyor sizce?

Damla Sönmez: Hepimizin çevresiyle, yakın ya da uzak çevresindeki insanlarla ilgili ümitleri, fikirleri ya da yargıları var. Bir olayı bir şekilde yaşarken, karşımızdakinin onu nasıl yaşadığıyla ilgili kafa patlatmak yerine, kendi algılama biçimimizi karşımızdakinin hikâyesinin de çatısı olarak kabul edip oradan hareket etmeye başladığımızda iletişimsizlik başlıyor. Varsayımlar evet, bir noktaya kadar bir çeşit savunma mekanizmasının da bir sonucu ama doğru iletişim kurabilmek için karşı tarafa da sormak lazım sen bu hikâyeyi nasıl yaşıyorsun, diye. Varsayım yaparız; bu temel bir özellik hepimiz için ama bu varsayımların karşımızdakinin gerçek durumu olmayabileceğini hep aklın bir köşesinde bulundurmak lazım. Hep soruda yaşamak gibi…

FilmLoverss: Oynadığınız karakter, diğer karakterlerin “ayakları yere basan” dertlerinin ötesinde, yaşananlara daha uhrevi, daha bilge bir yönden yaklaşıyor. Bu karakterin İkinci Gece’nin anlatısındaki rolü sizce nedir?

Ushan Çakır: Biz de projenin en başından beri bu karakteri “bilge” “deli” ve “anlatıcı” olarak tanımladık ve bu özelliklerinden dolayı da filmin en sürreal karakteri. Hem filmin tutkalı, hem de filmi “Beyaz Geceler” kitabına bağlayan linkleri kuvvetlendiren bir konumda. Sanatla anlatılan ve gündelik arasında bir tünel gibi Deli. “Sokaklarda yaşayan” günümüz filozoflarının olduğu gibi.

FilmLoverss: Karakteriniz filmin merkezinde gibi görünse de, hayatının akşını eline bir şekilde alamıyor; tercihleri diğer kişilerin, dış etmenlerin etkisiyle şekilleniyor, belirli bir farkındalık seviyesine ancak bu sayede ulaşabiliyor. Birbirimizle, en yakın gördüklerimizle dahi sağlıklı bir ilişki kuramazken kişisel irademizi hayat tercihlerimize ne kadar yansıtabiliriz?

Onur Ünsal: Bu sorunun cevabını veremem. Ama bugüne kadar düşündüklerimi söyleyebilirim. Kişisel irademizin hayat tercihlerimize yön verebilmesi, özgür yaşıyormuşuz hissine eşdeğer gibi; evet. Ancak tersine dönmüş gerçek dünyamızda kişisel iradeler de özlerinden uzaklaşmış olabilirler. Bizim masalımızdaki Veysel, hem temassızlığının farkına varabilecek kadar iyi, hem de bunun için bir şeyler yapamayacak kadar kötü biri. Bana ve tanıdığım bir sürü dostuma benziyor. Tetikleyicilere ihtiyaç duyuyor. Yakın gördüklerimizle sağlıklı bir ilişki kurma meselesine gelince, karamsar olmayalım. Yalnızca olması gerekenden geç fark edebiliyoruz bunu. Hâlâ kalp çalışıyorsa tabii.

FilmLoverss: “Gündelik” durumlarla ilgili bir film İkinci Gece, sizin canlandırdığınız Berber karakteriyle daha başından itibaren fantastik bir tona sahip oluyor. Böyle bir role hazırlanırken özellikle dikkat ettiğiniz konular var mıydı?

Özgür Biber: Benim için “gündelik” değil ama filmin kendi zamanı ve çehresi açısından ele alırsak evet “gündelik” bir zaman diyebiliriz. Berber karakterinin, bir berber dükkanı değil de bir mağarası/ini var hissi taşıyordum genel olarak. Geçmiş zamanlarda Veysel karakteriyle sohbetleri ve kendi hayatından aldıklarıyla ördüğü bir mağaraydı burası. Hissiyatım böyle olunca oynaması giderek daha da zorlaşmıştı. Karakterin çıkışını seslendirdiği Oğuz Atay monologlarında buldum ve kendimi onun dünyasına teslim ettim. Ayrıca, saç kesmek, makas tutmak gibi bir takım alışkanlar edinebilmek için çalıştığım ön hazırlık süreçleri de oldu. Karakterin varoluşunu aradığım süreç böyle bir farkındalıkla nihai sona ulaştı.

FilmLoverss: İkinci Gece bizler için yenilikçi bir proje olması sebebiyle son derece heyecan verici. Peki siz, bu zamana kadar birçok filmin içerisinde bulunan ve bu doğrultuda bu heyecanı birçok kez yaşayan sinemacılar olarak bu filmi hangi açıdan özel buluyorsunuz. Sizce, bu filmin hayata geçmesi neden önemli?

Ali Tansu Turhan: Öncelikle soru için teşekkür ederim. Yaşadığımız coğrafyada çevresel faktörler çok keskin ve çok yoğun. Onların dışında nefes almak, konuşmak, hayal etmek ve hatta yaşamak neredeyse imkânsız hâle gelmiş durumda. Bu zorbalığın bizi şekillendirmesine izin vermek yapmamız gereken son şey. Kendimizi çevresel faktörlerden tamamıyla sıyıramayacağımızın farkındayım. Fakat hayal gücümüz ve duygularımız bu kadar dar bir alana sığacak kadar küçük değiller. İkinci Gece’de karaktere yüklediğimiz dert, bu derdi yaşadığı gerçeklik ve o gerçekliğin içinde karşılaştığı insanlar ve cevaplar, bizlerin hayatlarında da mümkün olabilir. Ve en önemlisi, İkinci Gece’nin seyircisine sorduğu soru: “Karşına bir cin çıksa ve tek bir dilek hakkı verse ne dilerdin?” Hepimizin bu sorunun cevabına sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben bu soruya bir cevap bulduğumda çok daha huzurlu ve korkusuz bir insana dönüştüm. İhtiyacımız olan şeyin doğru sorular olduğuna inanıyorum. Cevaplar değişebilir ve belki de değişmelidir. Bu yolculukta sorular pusulamız olacaktır. Bu film bir insana dahi olsa pusulasını buldurabilirse amacına ulaşacaktır. Ve tanımadığımız biri ya da birçoklarının pusulalarını bulma ihtimallerini artırmak noktasında bu filmi hayata geçirmek benim için çok önemli. Çünkü ben de pusulasını arayan biriyim.

Damla Sönmez: Benim için sinemanın sırrı, biricikliği, en güzel yanı anlatmak istediğiniz, insanları ortak etmek istediğiniz duyguyu anlatabilmek için size birçok farklı yöntem sağlamasında. Bir yandan da bir film çekilip bittiğinde tamamlanmıyor aslında. Tamamlanması için seyirciyle buluşma yolculuğuna da çıkması gerekiyor. Ali filmde dört adet tek plan kullandı. Kamerayı aktif olarak bir seyirci gözü gibi, o mekânda karakterlerle birlikte dolanan başka bir karakter gibi konumlandırdı. Yalnızca bu özellik bile, filmi izlerken daha yakın bir mesafeye koyuyor seyirciyi, o atmosferin mevcudiyetini daha iyi hissetmesini sağlıyor. Bu hissettiğim duygunun seyircideki yansımasını çok merak ediyorum.

Özgür Biber: İkinci Gece benim için bir yetişkin masalı, acılarından sıtkı sıyrılmış kendini bir masala dönüştürebilmiş bir hikâye. Daha önce böyle bir dili olan bir filmde çalışmamıştım, benim için ilk ve çok özel.

Murat Buldanlıoğlu: Bu film, en başta Independents Club oluşumunun ilk yapımı olması dolayısıyla çok heyecan verici. Aynı zamanda yapım süreci tam arzu ettiğimiz, herkesin hem duygusal hem de emek olarak ortak olduğu bilinçle işledi. En büyük amaçlarımızdan biri bunu her projemizde başarmak. Kitlesel fonlama da aynı şekilde işin bir parçası olmak demek olduğundan yaklaşımımız ile tam örtüştü. Kısaca belirli bir felsefede ilerlemek istediğimiz yapım maceramızın ilk adımını doğru atmış olmanın mutluluğu içindeyiz. Bu filmde pre-production‘dan itibaren çok doğru insanlarla, çok doğru bir iş çıkarmış olmak, katmanlı ve derinlikli bir masal anlatmış olmamız bize sinema yaptık hissini verdi. Sanırım en tatmin edici boyutu bu olsa gerek. Çünkü şahsım adına sinemanın bir büyüsü olduğuna gerçekten inanıyorum. Biraz gerçekliğin dışında, bizi büyüleyen, beni hep çocuk hissettiren bir şey vardır sinemada. Bunun bir parçası olabilmek hem gurur hem de mutluluk verici. Elimizden geldiğince bu hissiyatı yaymak ise hedefimiz.

İkinci Gece için çekilen tanıtım videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz.

İkinci Gece’nin kitlesel fonlama kampanyasına katkı sunmak için Fongogo sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi