Advertisement

Televizyonun -dijital platformların bu kadar etkili olmaya başladığı bir ortamda konuyu sadece televizyonla sınırlamak biraz eksik kalıyor- altın çağında yaşıyoruz. Diziler, izleme pratiklerini değiştirmelerinin yanında günlük hayatta sohbet konusu olarak filmleri çoktan geride bırakmış durumda. 90’ların başında İkiz Tepeler – Twin Peaks’in açtığı bu yol Lost’un hayatımıza girişi ile daha da genişledi. Artık televizyona “aptal kutusu” gözüyle bakılmak şöyle dursun, hikâye anlatmanın entelektüel formu için uygun bir mecra artık burası. Artan yapım standartlarının da etkisiyle, birçok usta sinemacı kariyerinin bir noktasında televizyona kayıp oldukça önemli çalışmalara imza atıyor. Türkiye’de geleneksel televizyon yayıncılığında henüz bu doğrultuda değerlendirilebilecek vizyoner bir eğilim göremesek de Türkiye’de gerçekleştirdiği yapımlarla Netflix’in ve Masum gibi ses getiren bir dizi ile yayın hayatına başlayan BluTV’nin imza attığı çalışmaların artan niceliklerini göz önüne alırsak, dijital platformlarda gözle görülür bir kıpırdanma olduğundan söz edebiliriz. BluTV‘nin FX orrtaklığında hayata geçirdiği yeni dizisi Alef de belki Türkiye’de bu bağlamda hayata geçirilmiş en iddialı proje. Oyuncu kadrosundaki Kenan İmirzalıoğlu, Ahmet Mümtaz Taylan ve Melisa Sözen gibi isimlerle birlikte, yönetmen koltuğunda Emin Alper‘i görmemiz Alef’in belki de kağıt üstündeki en büyük avantajı. Zira Alper, ilk iki uzun metrajı Tepenin Ardı ve Albuka ile oldukça dikkat çekmesinin ardından gelen Kız Kardeşler’le Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma seçkisine girmiş bir isim. Dolayısıyla şimdiden çağdaş Türkiye sinemasının en saygın yönetmenlerinden biri konumuna gelmiş durumda. Hâl böyleyken dijital platformların görece özgür ortamında Emin Alper’in çekeceği bir dizinin en başından itibaren oldukça cazip göründüğünü gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Alef 1. Sezon İlk İki Bölüm İncelemesi

Alef, geneli itibarıyla bir seri katilin peşine düşen iki polis dedektifinin üzerinden ilerleyen bir polisiye. Bu polisiye anlatının içindeki detayların çoğunluğu iki taraflı bir yapıya sahip. Dizinin adı, katilin işlediği bir cinayetin ardından duvarda bıraktığı izin, İbrani alfabesinin ilk harfi Alef’e olan benzerliğinden geliyor. Ve bu kelimenin -dizinin içinde de belirtildiği üzere- birçok anlamı var; bunlardan biri de yer ile göğün birleşme noktası. Anlatı da olayların geçtiği ve neredeye bir karakter olarak konumlandırdığı İstanbul’u modern ve gelenekselin kesişim noktası olarak işaret ediyor; bunun üzerinden farklı ikilikler kuruyor. Bunların en barizi iki polis dedektifinin kişiliklerinin modern ve geleneksel eksenindeki ayrışması. Kenan İmirzalıoğlu’nun canlandırdığı Kemal, genç yaşında İngiltere’ye gitmiş ve orada aldığı eğitimle polis teşkilatında önemli bir konuma kadar yükselebilmiş bir kişi. Tabiri caizse işini kitabına uygun şekilde yapmayı tercih ettiği gibi, viski içmek ve caz dinlemek gibi “batılı” zevkleri var. Ahmet Mümtaz Taylan’ın hayat verdiği Settar ise, iş ortağı bunları yaparken bir lokalde rakı içen, Türk sanat müziği dinleyen, “buralı” biri. Buranın teşkilatının içersinde yozlaşmasının yanında, transfobik ifadeleri ile üzerinde yaşadığımız bu coğrafyanın bir parçası olduğu net bir şekilde gösteriyor. Karakterler bazında biraz kabaca kurgulanmış bu ikiliğin yarattığı olumsuzluk, Alper’in İstanbul’u anlatının bir parçası olarak kullanırken sergilediği maharetle görece dağılıyor.

İstanbul’un kendine has, baskın atmosferi sebebiyle olsa gerek; birçok dizi ve film için anlatının önemli bir parçası olarak kullanıldığına şahit olduk, olmaya da devam ediyoruz. Bu türden yaklaşımların bazıları son derece olumlu sonuç verdiği gibi, bazılarının neredeyse bir tanıtım videosundan fırlamışçasına sakil durduğunu da biliyoruz. Alef, bunlardan ilk gruba gönül rahatlığıyla dâhil edebilir. Öyle ki, kaotik ve çok kültürlü yapısıyla İstanbul’un bir polisiye için sunduğu imkânlardan sonuna kadar yararlanıyor yönetmen Emin Alper. Tıpkı bu şehir gibi senaryonun ve dolayısıyla cinayetlerin mistik bir tonu olmasının da yardımıyla, modern zamanlarda geçen bir İstanbul anlatısı izlediğimizi rahatlıkla hissedebiliyoruz. Dizinin kurmaya çalıştığı karanlık atmosferin, özellikle başarılı makyaj çalışmalarının da yardımıyla son derece iyi kotarılmış ve Türkiye sınırlarında çekilmiş önceki yapımlarda pek benzerine rastlamadığımız gore sahnelerle de desteklendiğini belirtelim.

Atmosfer kurulumu ve reji açısından Emin Alper’in oldukça başarılı bir iş çıkardığı Alef, senaryosundaki zayıflıklar sebebiyle güç kaybediyor; en azından şimdiye kadar yayınlanan ilk iki bölüm itibarıyla. Yukarıda da belirttiğimiz gibi iki ana karakterin arasındaki ayrımın fazla belirgin bir şekilde çizilmiş olması gibi, polisiye örgünün akışında da bazı sorunlar göze çarpıyor. Şu ana kadar işlendiğini gördüğümüz iki cinayetin birbiriyle bağlantısının kurulduğu noktanın biraz zorlama görünmesi gibi sorunlarınların yanında, genel olarak sorgu sürecinin fazla “konuşkan” ve doğrudan ilerlediğini söyleyebiliriz. Her şüphenin hem dile getirilmesi ve üzerinden fazla geçmeden bir sonuca bağlanıyor oluşu, yaratılan gizemli atmosferin olay örgüsüne sirayet etmesini güçleştiriyor. Seri katilin profili gibi polisiye anlatılarda çok önemli olan bir unsura dair soru işaretleri yaratmak yerine, delillerin incelenmesi ve ardından bir sonraki adıma geçilmesi dizinin genel yapısına zarar veren bir diğer unsur şimdilik. Velhasıl senaryosunda görünen bu olumsuzlukları, genele vurmak için biraz erken. Zira Alef, konusu itibarıyla umut verici sulara açılabileceğinin de sinyallerini vermiyor değil. Hemen açılışında İsa’nın vaftiz edilişini anmak için Ortodoks Rumların düzeldiği,Teofania ritüelini gördüğümüz dizi, Kürt olduğunu öğrendiğimiz bir transın seri katilin kurbanlarından biri olması, siyahların İstanbul’daki hayatı gibi alanlara da girmesi sebebiyle, günümüzde azınlıkların yaşadıklarına dair bir söz üretme potansiyelini ciddi anlamda taşıyor; ki bu da büyük ölçüde seri katilin cinayetlerini işleme motivasyonları üzerinden şekillenecek gibi görünüyor. Ülkenin güncel durumuna dair dizideki bir diğer önemli unsur da siyasi iktidar ile mesleğinin gerektirdikleri arasında sıkışmış olan emniyet müdürü. Karar alma süreçleri gördüğü baskılarla şekillenen ve makamındaki devasa Osmanlı tablosu ile Alef’in anlatısına “Yeni Türkiye”de işlerin nasıl yürüdüğüne cümleler sıkıştırıyor bu karakter.

İlk iki bölümü üzerinden toparlayacak olursak Alef, tıpkı karakterlerinin ve İstanbul’un yapısının arada kalmışlığını andırır şekilde, iyi bir reji ve vasat bir senaryo arasında sıkışmış gibi görünüyor. Emin Alper’in bölümlerdeki performansının düşmeyeceğini varsayarak Alef’in Türkiye dizi tarihinde nasıl bir yere oturacağı konusunda iki ana karakterin yaşayacağı dönüşümler, ikinci bölümün sonlarına doğru anlatıya dâhil olan Melisa Sözen’in canlandırdığı Yaşar’ın olay örgüsünde açacağı kanal, polisiye akışın nasıl seyredeceği ve politik alt metnin ana aks ile nasıl bir bağ kuracağı belirleyici olacak. Bu cümleden de anlaşılacağı üzere Alef, yarattığı heyecanın yanında ciddi soru işaretleriyle başlamış durumda. Fakat yeni bölümler geldikçe, olumlu ya da olumsuz şekilde adından söz ettiremeye devam edeceği kesin.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information