Advertisement

Online platformların yükselişine paralel olarak dünya sinemasının önemli yönetmenlerinin de bu alanda yayınlacak çalışmalara imza attığı bir dönemde, Türkiye’nin artık “A Sınıfı” yönetmenleri arasında olduğunu söyleyebileceğimiz Emin Alper’in BluTV ve FX ortaklığında hayat geçirilecek Alef için kamera arkasına geçiyor oluşu, bu projeyi en başından itibaren ilgi çekici kılıyordu. Dizinin öncelikli olarak yayınlanan iki bölümü ise Alef’in yarattığı beklentileri reji, görüntü ve sanat yönetimi gibi konularda karşılarken, senaryonun hem polisiye olay örgüsündeki aksaklıklar hem de karakter yaratımında izlenen kolaycı yollar sebebiyle şüphe doğurduğundan daha önce yayınlanan incelemede bahsetmiştik. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan final bölümün ardından Alef’in son tahlilde, hakkını verdiği unsurların dahi kurtaramadığı bir noktaya savrulduğunu ve bir hayal kırıklığı olarak tarihteki yerini aldığını pekâlâ söyleyebiliriz.

Alef 1. Sezon: Ölümün Razı Ettiği Sıtma

(Yazının buradan sonrası Alef’in 1. sezonuyla ilgili keyif kaçırıcı detaylar içeriyor olabilir)

Alef özünde, işlediği cinayetlerle mesaj vermek isteyen bir katilin peşine düşen iki polisin bu suçu çözme girişimlerine odaklanırken, bir yanda da onların hem kendi aralarındaki ilişkiye hem de geçmişlerinden getirdikleri travmalarıyla mücadelelerine alan açıyor. Fakat senaryo bazında düşündüğümüzde, ne dizinin polisiye kanadının ne ana karakterler arasındaki gerilimin ne de bu karakterlerin kendi travmatik hikâyelerinin etkili bir sonuç verdiğini söylemek mümkün.

Dizinin ilk bölümlerini hatırlayalım. Polisiye anlatının fitili ateşleyen olay, Ortodoks Rumların Teofania ritüeli esnasında, öldürülen Kürt kökenli olduğunu tahmin edebildiğimiz bir transın cesedinin bulunmasıydı. Bu doneler üzerinden Alef, Türkiye’deki azınlıkların, sürekli baskı altında yaşamak durumunda kalan kesimlerin ve ülkenin mevcut durumuna dair bir alt metninin olabileceğine dair sinyaller veriyordu. Velhasıl, Türkiye’nin “yeni” durumuna dair ürettiği fikir “her yerleri sattılar” replikleri ve imar izni için yapılan kundaklama ile sınırlı kalan dizinin devamında ne İstanbullu Rumlar’a ne de son derece politik bir konu olan trans cinayetlerine dair herhangi bir sorgulamayla karşılaştık. Daha da kötüsü, aslında topluma mesaj vermek gibi belli bir motivasyonla yola çıkan -finale kadar da böyle olduğunu düşündüğümüz- seri katilin ana cinayet ağının ilk kurbanı olan trans bireyin, resmin tamamında neredeyse önemsiz, neden öldürüldüğü sadece bir tahminle geçiştirilen biri konumuna itilmesi akıl alır gibi değil. Zira finalde öğrendiğimiz üzere tüm bunlar, yedi bölüm boyunca sandığımız gibi İstanbul’da geçmişten beri faaliyet gösteren tarikatlar arasındaki çekişmeler ve bunun üzerinden verilmek istenen bir mesaj sebebiyle değil, katilin sevdiği kişinin intiharı ve sonrasında gelişen bir nevi intikam arzusu nedeniyle yaşanmış. Ve bu intiharın da birinci sebebi, toplumun çok farklı kesimlerinin homofobik yapısı. Gerek mensubu olduğu tarikatın ileri gelenlerince gerekse de babası Settar’ın (Ahmet Mümtaz Taylan) baskılarına dayanamayarak intihar eden bir eşcinselin ardından girişilen intikam planı üzerinden toplumum homofobik yapısını eleştirmeye kalkışan bir anlatının, çıkış noktası olarak “kullandığı” trans bireye yaptığı muameleyi herhangi bir düzleme oturtmak oldukça zor.

Katilin motivasyonunu bu denli bireysel bir yerden aldığı noktada, neredeyse tüm dizi boyunca işlenen tarikatlar ve aralarındaki çatışmanın da tüm hikâye içinde neye hizmet ettiği bir diğer muamma olarak karşımıza çıkıyor. Katil, sevdiği kişiyi intihara sürekleyen kişilerden intikam alırken, güvenlik güçleri son derece kolay ortaya çıkan “mistik” delillerin peşine düşüyor ve dizi bu sebeple seyirciye, tarikatlara dair hatrı sayılır miktarda ansiklopedik bilgi sunuyor. Velhasıl finalde yapılan twist’le tüm anlatının bu mistik konularla ilişkisi, söz konusu intihara sebep olanların -ki en büyük etmenin bu kişiler değil de, bu tip oluşumların karşısında duran Settar olduğu pekâlâ söylenebilir- konumlarıyla, sadece tarikat mensubu olmalarıyla sınırlı olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Yani seri cinayet fitilini ateşleyen olgu, tüm dizi boyunca bilgi sahibi olduğumuz tarikatların büyük ve dünyayı anlamdıracak öğretilerine sadece pamuk ipliğiyle, bireysel noktalardan bağlı. Hâl böyle iken tüm dizi boyunca, işaret edilen bilgiler, yaratılan şüpheliler, polis teşkilatı gibi seyirciyi de oyalamış oluyor. Alef’in, dizi boyunca seyircinin endişe duyacağı bir gerilim bulutunu büyütmek yerine, genellikle tesadüfen orataya çıkan delillerin ardından ağır aksak ilerleyen polisiye aksının en büyük problemi de burada aslında. Mesaj kaygısı olduğu izlenimi yaratılan bir katil ve onun eylemleri üzerinde oluşan mistik hava finalde tamamıyla terk ediliyor. Ve seyirci bu şekilde verilen homofobi karşıtı mesajla yetinmek durumunda kalıyor. Ama özellikle bu coğrafyanın en büyük sorunlarından birine, homofobiye karşı argüman üreten sekiz bölümlük bir anlatının, hiçbir noktada bu konuya değinmeden, homofobiyi sadece son yarım saatinde bir sürpriz son enstrumanı olarak kullanmasının ne kadar güçlü bir “mesaj” ürettiği çok büyük bir muamma.

Alef, görsel olarak teknik anlamda iyi kotarılmış bir çalışma olabilir. Fakat bu, kolaycı ve işlemeyen polisiye akışını; kadın karakterlerin -yine- hikâyeye hoş bir seda tadında girip çıkıyor oluşunu, erkeklerin ise sorunları erkeklikleri sayesinde çözüyor olmasını, yine erkek karakterlerin zedelenen ulvi babalık görevlerinden dramatik unsur devşirmeye çalışılmasını; seyirciyi ters köşeye yatırmak için kullandığı eşcinsel aşk üzerinden üretmeye çalıştığı, ancak sadece “Homofobi kötüdür” düzeyinde kalan söylemiyle yarattığı büyük bir hayal kırıklığını temize çekmek için yeterli değil. Bu şekilde de olsa homoseksüel bir ilişkinin sızdığı bir diziyi muhalif ve eleştirel olarak kodlayarak sahiplenmek, olan biten her şeye bu coğrafyanın dayattığı dar perspektiften bakmaktan; ya da ölümü görüp sıtmaya razı olmaktan fazlası değil maalesef.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information