Euripides’in “İnsan endişeden yaratılmıştır.” sözüyle açılan ve adını Shakespeare’in ünlü sonesinden alan film, Onur Ünlü’nün insanlığın tragedyasını cisimleştirdiği filmidir. Filme geçmeden önce ‘tragedya’nın tanımını yapmak, filmdeki insanlık durumlarının betimlenmesi için yararlı olacaktır. Poetika adlı eserinde tragedyanın tanımını şöyle yapar Aristoteles:         “Sözgelişi tragedya bir taklittir ve uyandırdığı acıma-korkma duygulanımlarıyla bir ‘katharsis’ sağlar.” (Aristoteles, 2005:7) Tragedyada olay örgüsü, her şeyden çok önemlidir, hatta hayati bir önem taşımaktadır desek de yersiz olmaz. “Çünkü tragedya insanların değil, eylemlerin ve yaşamın taklididir. Hem mutluluk hem de felaket bir eyleme bağlıdır; erekse herhangi bir eylemdir, belirli bir nitelik değil. İnsanlar karakterlerine göre belirli nitelikteki insanlar olurlar, eylemlerine göre ise mutlu ya da tam tersi. Demek ki karakterleri taklit etmek için eylemde bulunmazlar, tersine eylemleri aracılığıyla karakterlerini edinirler. Dolayısıyla olaylar ve öykü tragedyanın ereğidir, erek ise her şeyden önemlidir.” (2005:27) Sonrasında şöyle devam ediyor Aristoteles: “Tragedya ne mutluluktan mutsuzluğa düşen erdemli insanları (çünkü bu durum ne korkutucudur ne de acıma uyandırır, tersine itici gelir), ne mutsuzluktan mutluluğa yükselen kötü insanları (bütün tragedyalar arasında tragedyaya en uzak durum budur; bu tür düzenlemeler gerekli hiçbir özelliğe sahip değillerdir, bu nedenle ne insan sevgisi ne korku ne de acıma uyandırırlar), ne de mutluluktan mutsuzluğa düşen büsbütün kötü insanları göstermelidir (öyküleri bu şekilde düzenlemek insan sevgisi uyandırabilir belki, ama ne acımaya ne de korkmaya yol açar; çünkü biri layık olmadığı mutsuzluğa düşen kişiye karşı, öteki (bize) benzeyen kişiye karşı duyulur; acıma layık olmayana, korku da bize benzeyene. Demek ki yukarıda sayılan durumlardan ne acıma ne de korku doğar). Böylece geriye kalan bunların arasındaki kişidir: Tragedyanın konusu olan kişi ne erdem ve adalet bakımından öteki insanlardan üstündür ne de kötülüğü ya da acımasızlığı yüzünden mutsuzluğa düşmüştür; insanlar arasında büyük bir üne sahip ve mutluluk içinde yaşayan, ama bir yanılgı yüzünden mutsuzluğa yuvarlanmış kişidir tragedyanın konusu.” (2005:45) Bu tanımlamalar sonucunda ortaya çıkan sonuca göre, tragedyada bir karakterin, yaşamını olağan seyrinde sürdürürken herhangi bir sebeple suçlanması, kendisini suçlu hissetmesi ve kendi içinde çatışma yaşaması esastır. Böylece değişim ya da dönüşüm, karakterin ahlaki anlamda bir kötülük yapmasından dolayı değil, iyi bir öze sahip olmasına rağmen yaptığı hatadan ya da işlediği suçtan dolayı kendi iç dünyasında başlayan kırılma sonucu meydana gelir. Albert Camus’nün de absürdü ya da uyumsuzluğu anlatırken dile getirdiği kırılma benzer şekilde gerçekleşmektedir.

Film, tragedya biçimine uygun olarak bir olay hikayesidir ve ana karakter Cemal’in varoluşsal sıkıntılarına, saçmayla olan ilişkisine, karakter olarak dönüşümüne ve kırılmalarına odaklanmaktadır.

Sen Aydınlatırsın Geceyi filminde, Onur Ünlü yarattığı tragedyayı daha fazla belirginleştirmek için karakterlerine ‘süper’ güçler verir ve böylece onlara yarı-Tanrı, yarı-insan niteliği kazandırır. Ölümsüzlük, nesneleri hareket ettirebilme, duvarların içinden geçebilme, elini silah gibi kullanabilme, zamanı durdurabilme gibi özellikler bunlardan bazılarıdır. Fakat bu insanlar her ne kadar insanüstü niteliklere sahip olsalar da, varlıktan çok yoksun olma halini anlatmak ister gibidir Onur Ünlü. Çünkü yarı-Tanrı niteliğindeki bu insanlar Euripides’in “İnsan, endişeden yaratılmıştır.” sözünü doğrularcasına endişe, tasa, dert içerisindedirler; varoluşsal anlamda bunalıma sürüklenmektedirler ve bu endişe hali yüzünden sahip oldukları süper güçlerinin hiçbir işlevi yoktur.

Daha filmin en başında, sedirde oturmuş gözlerini bir noktaya sabitlemiş ve hareketsiz şekilde durarak düşünen Cemal’e babası, anahtarını unutmamasını ve dükkanı açmasını tembihlerken bir de çıkmadan yanına ‘conta’ almasını ister. Cemal kapı yerine duvarın içinden geçerek anahtarlarını alır, motoruna atlayıp dükkanı açmaya gider ve sonra eline aldığı usturayla bileklerini keser; böylece daha en baştan reddeder yolculuk çağrısını Cemal. Sisifos Söyleni kitabının sonunda intiharı bir çözüm olarak kabul etmeyen Camus gibi, Onur Ünlü de ağır bir varoluş bunalımı içerisindeki Cemal’in intihar girişimini adeta filmin başında aradan çıkarıyor. Kan ağlayan doktorun, Cemal’e beraber bu sorunun üstesinden gelebileceklerini, ‘konuşa konuşa’ bunları aşabileceklerini söylemesiyle intihar sahnesi son buluyor. Fakat Senem Aytaç’ın da belirttiği gibi, “Filmin Cemal karakterini odağına alarak seyirciyle paylaştığı derdi de sanki biraz böyle bir şey: konuşa konuşa aşılıp aşılamayacağı belli olmayan bir varoluş sorusu/sorunu.” (Aytaç, sayı:129 2013:36)

Cemal’in yine filmin başlarında kafasında sürekli dönen bir tekerlekten bahsetmesi, gözlerini her kapadığında tekerleği kafasında döndürmeye başladığını ve sonra gözlerini açmasına rağmen tekerleğin hala dönmeye devam ettiğini, onu bir türlü durduramadığını söylemesi ve ilerleyen sahnelerde de dönen her nesneye takılıp kalan bakışları, Albert Camus’nün ‘bilincin devinimi’nin başlamasını anlattığı anektodundaki gibidir adeta. Böylece bilinçte meydana gelen kırılma ‘dekorların yıkımı’na yol açar ve insanın kendi bilinciyle dünyanın ‘saçma’ düzeni arasındaki bu kırılmadan uyumsuz ya da absürd insan meydana gelir. İşte Cemal’in uyanışını başlatan tekerleğin durmadan dönüşü hali, onun bilincinin devinimini başlatmıştır. Cemal’in ağır bir varoluş bunalımı içerisindeki hali, uyumsuzluğunun artmasına sebep olur ve ‘saçma’yla yüzleşmesini sağlar. Böylece Cemal ilerleyen sahnelerde mutlak sona ya da kaçınılmaz kaderine başkaldıran bir trajik kahraman görüntüsü çizecektir.

Filmde Cemal’in dışındaki karakterler kaderlerine boyun eğmiş, hayatı sorgulamayan, olduğu gibi yaşayan insanlardır. Fakat Cemal’in içinde bulunduğu düzenden rahatsız oluşu, bunu sürekli sorgulaması, bu durumu kabullenmek yerine sıkıntısını anlamlandırmanın peşine düşmesi, filmin ilerleyen bölümlerinde kahvede oyun oynayan arkadaşlarından birine, “Geçen kuşu vurdun ya sen, o kuş hani vardı ya, yok ya artık. Annemler de yok. Kardeşlerim. Vardılar da hep, yoklar ya şimdi. Biz buradayız. Biz olmasaydık ne olacaktı? Ne olacaktı o zaman? Olmasaydık ne olacaktı?” diye sorması, yani insanların dünyada olmalarının nedenini araştırması, onun kaderi kabullenmeyen karakterini sunar bize. Kendisini ve bu dünyada olma halini anlamlandırmaya çalışan Cemal, bir süre sonra bu çabasının anlamsız olduğuna kanaat getirir ve dünyayı usa dayanan yöntemlerle açıklamanın yaşamın absürdlüğü içinde anlamsız olduğunu idrak eder. Bundan böyle Cemal’in iç dünyası ile dış dünya arasındaki uyumsuzluğu izleyecektir seyirci.

Sen Aydınlatırsın Geceyi: İnsanlığın Tragedyası

Filmin ilerleyen bölümlerinde Cemal, fabrikada çalışan Yasemin’e ilk görüşte aşık olur ve hayatını aydınlatacak o kişinin nihayet geldiğini düşünür. Eliyle nesneleri hareket ettirebilen Yasemin’in, Cemal’in motorunu yoldan çıkarmasıyla olay nihayete erer Cemal’in kafasında; çünkü motoruyla devrildikten sonra tekerleği dönmeye devam eden motorunun tekerleğini eliyle durdurur Cemal. Filmin bütününe hizmet eden bu sahne sonrası, içtikleri antidepresan haplarıyla kafayı bulup gökyüzüne doğru uçan Cemal ve Yasemin birkaç saniye sonra yere çakılıp kusmaya başlarlar. Başta komik bir şekilde gelişen sahne bu kusma haliyle trajikleştirilmiştir. Kısa süre sonra Cemal ile Yasemin evlenir fakat Cemal’in şahit olduğu birkaç şey, onun iliklerine işleyen endişe ve şüphelerini yeniden tetikler. Cemal, Albert Camus’nün Mersault’su ya da Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi yabancılaşmanın yalın hali içinde ve benliğine bir yük olarak da binen aşk duygusunun da karmaşıklığı içerisinde kaybolmaktadır. “Tanrıça ile falan geçecek bir şey değil. Başka bir şey bulmak lazım. Daha önce bilmediğimiz bir şey.” diyen Cemal’in çıkışsızlığı filmin sonunda da asılı kalır ve yaşadığı bu tragedya, insanlık tragedyası ne tam anlamıyla bir uyumsuz ne de olumlayıcı bir başkaldıran olamama halinden kaynaklanır. “Filmin başında kayıtsızca bileklerini kesen bir Mersault’dan, boşluğun ortasında –ki ondan bile emin değil, neresinde acaba tüm bunların- duran bir Beckett karakterine dönüşüyor Cemal sonunda. Giderek yükselen kamera aslında tüm bunların neresinde olduğunu söylüyor bir nevi; kocaman evrende ufacık, biçare bırakıyor Cemal’i. Ya da Yunan tanrıları gibi bir ceza veriyor karakterine film; tekerleği kendi (aslında başkasında ödünç aldığı) elleriyle durduruyor Cemal; tam da istediği gibi, dönen her şey duruyor.” (Aytaç, sayı:129 2013:37) Albert Camus, Tanrılar tarafından cezalandırılan; ama bu yazgısını kabul eden Sisifos’u mutlu olarak tasarlar ve onu mutlu olarak düşünmek gerektiğini söyler. Fakat filmin sonunda kendi mutluluğu için yok ediciliği seçen Cemal’e, tanrıların ya da yönetmenin verdiği ceza, Sisifos’unki gibi umut vaat etmemektedir. Hakan Savaş’a ait şu yorum ise Sen Aydınlatırsın Geceyi filminin ana karakteri Cemal için de geçerli gözükmektedir: “Nietzsche’nin duyurduğu gibi, Tanrı’yı öldürerek elini kana bulayan Batı insanı, şimdi kendi (insanın) ölümünün başucundaydı. Aslında Tanrı’nın ve insanın ölümü aynı gerçekliğin iki yüzünden başka bir şey de değildi; yani insan, kendi içinde öldürdüğü Tanrı’nın ölümünde kendi ölümünü buluyor.” ( Savaş, 2003:47)

Aristoteles’in “yalnızca acı çeken kişiyle kendimizi özdeşleştirdiğimizde ancak korkuyu hissederiz” diye özetlemeye çalıştığı tragedya, hem büyük yanılgıya düşen Cemal’in başına gelenlerle hem de sürekli dönen tekerleğin gözümüzü açsak da dönmeye devam etmesinin yarattığı ve Cemal ile özdeşim kurarak  bize geçmesi sağlanan korku ve endişe duygularıyla başarılı bir şekilde aktarılmıştır. Onur Ünlü bir anlamda insanlığın yaşadığı tragedyayı, bizi hem hayata bağlayan hem de hayattan koparan endişelerimiz ve korkularımız olmadan aslında insan da olamayacağımızı hatırlatarak, betimlemeye çalışmıştır.

Yazı serisinin diğer bölümleri olan Polis ve Beş Şehir incelemelerini okumak için tıklayınız.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi