Varoluşçuluk felsefesinin temelini oluşturan ‘insana yönelme hali’, en yalın haliyle insanın ve bu insanın varoluşsal sıkıntılarının sinemada da işlenmesine ortam hazırlamıştır. “Yaşama karşı işlenen bir günah varsa bu, yaşamdan ümidi kesmekten çok, yeni bir yaşam umut etmektir.” (Camus, 1963:42) sözünün çerçevesinde eserlerini bir ‘yaşam felsefesi’ oluşturma amacıyla yazan Albert Camus, önce absürd ya da uyumsuz dediği insan tipinin temellerini ortaya koyduğu absürd felsefesini, daha sonra da bu absürd insanı teori halinden pratiğe geçirici nitelikteki başkaldırma felsefesini oluşturur. Albert Camus’nün bu felsefelerinde betimlediği uyumsuz insan tipleri sık sık sinemanın konusu olmuştur. Yaşamın içerisinde yaşamla kendi arasına mesafe koyan ve bu yüzden uyumsuza dönüşen insan aslında varlığının tam anlamıyla farkındadır. Bu farkındalık ise absürtleşmemize sebep olur. Biz de bu sebeple, Albert Camus felsefesinden izler taşıyan, absürt ve uyumsuz kavramlarından etkilenmiş, karakterlerini bu bağlamda şekillendirmiş 10 filmi sizler için derledik.

Albert Camus Felsefesinden İzler Taşıyan 10 Film

The Stranger (1967)

the-stranger-filmloverss

İtalyan yönetmen Luchino Visconti ile Marcello Mastroianni tarafından Albert Camus’nün en bilinen kitabı olan L’Etranger – Yabancı’dan uyarlanan The Stranger, yaşadığı dünyaya ve eylemlerine yabancılaşan kişiyi merkezine alır. Camus’nün ilk ve en önemli eseri olan Yabancı’da, bir Arap’ı öldüren ama bu suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir ‘yabancı’ aracılığıyla, XX. yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşma konu edilir. Camus, genç kahramanı Meursault’nun dış dünya ile arasına koyduğu mesafeyi, kendisine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını büyük bir ustalıkla kaleme alır. Filmin başrollerinde Marcello Mastroianni, Anna Karina ve Bernard Blier yer alıyor.

El Topo (1970)

El-Topo-filmloverss

El Topo; sürrealizm ve sembolik anlatımın doruklarında gezen bir western filmi. Yönetmenin diğer eserlerine kıyasla bu filmde biraz daha fazla sürreal imgelerin yer alması  filmi izlediğinizde çok rahatlıkla görülüyor. Film, El Topo isimli bir silahşörün küçük oğlu ile birlikte atının sırtında çöllerde gezdiği sıradan bir günde bölgede yaşayan tehlikeli silahşörlerle karşılaşmasıyla oğlunu rehip bırakıp yeraltına sığınmak zorunda kalan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Saklandığı yerden çıkıp oğlunu bulmak için verdiği mücadele ile akışını sürdüren film, bu andan itibaren western filmi olmaktan çıkıp insanın yeniden doğuşunu ve kendi içerisinde yaptığı yolculuğu Camus’nün felsefesinden etkilenerek ele alıyor.

Eraserhead (1977)

eraserhead-lynch-filmloverss

Eraserhead; deforme olmuş şekilde doğmuş çocuğuna bakmayı reddeden bir adamın hikâyesini anlatır. Geçmişteki bir ilişkisi esnasında kız arkadaşı Mary’nin hamile kaldığını öğrenen Henry Spencer onu kendi küçük evine getirmeye karar verir. Burada mutant türünde, sürüngenimsi bir yaratık dünyaya getiren Mary’nin evden kaçmasıyla Spencer evde bu yaratık bebekle, radyatörün arkasında hayali bir biçimde gördüğü bir kadınla ve kendisini baştan çıkarmaya çalışan karşı komşusu ile baş başa kalır. Birçok rahatsız edici imge, seyircinin algısını ters yüz eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, izleyiciyi bir tür deneysel sinema yolculuğuna davet eden Eraserhead, absürdün sınırlarında gezinen yapısıyla analiz edilmesi gereken kültleşmiş bir eser olarak sinema tarihinde kendine has bir yer bulur.

Naked Lunch (1991)

naked-lunch-filmloverss

Cronenberg’in Naked Lunch filmi Camus etkilerinin yanı sıra kesinlikle kafkaesk ögeler de taşıyor. Dev hamamböcekleri, böceğe evrilen daktilolar Dönüşüm’ün çarpıcı etkisini film üzerinden yeniden kurguluyor. Ana karakteri Bill Lee’nin bir sabah uyandığında hamam böceğine dönüşen Gregor Samsa’yı imgelediği film, özellikle bireyin toplum içindeki yalnızlığı ve varoluş kaynaklı problemleriyle kendi kayboluş serüveni üzerinden, hem Kafka’ya hem de Albert Camus’nün absürdüne çağrışımlar yapıyor.

La Peste  (1992)

la-peste-filmloverss

Albert Camus’nün kaleme aldığı La Peste, bir veba salgını karşısında insanın acizliğini ve çaresizliğini gözler önüne sererken; yazarın vazgeçemediği kavramlara; ‘ölüm, acı ve insan’a dair önemli noktalara değinir. Luis Puenzo tarafından beyazperdeye uyarlanan filmin başrollerinde ise William Hurt ve Robert Duvall karşımıza çıkıyor.  Her ne kadar Yabancı’yı Camus’nün en önemli kitabı olarak nitelesek de Veba da bir o kadar önemli bir yapıttır, Camus’nün eserleri arasında. Veba, yalnızca çağımızın değil, tüm insanlık tarihinin ortak bir sorununa değinir; felaketin bir yazgıya dönüşmesi! Şiirsel bir dille anlatılan bu acı aslında bir yandan da umut doludur. Beklenmedik bir boyuta ulaşan veba salgını tüm Oranlıları önce umutsuzluğa boğar, ardından Doktor Rieux, Tarron ve Grand’ın gösterdikleri dayanışma örneği, başta yetkililer olmak üzere herkese başka bir güç ve umut kaynağı olur.

1 2
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi