Yaptığı satın almalarla sinema endüstrisinin hatırı sayılır bir kısmını eline geçiren Disney, Hollywood'un içinde bulunduğu yaratıcılık krizinin tezahürü gibi davranmaya devam ediyor. Bu bağlamda klasikleşmiş animasyonlarını yeniden çevrimlerle sinema seyircilerinin önüne koyması da, sinemanın sanat yönünü -bunu nasıl yaparız bilmiyorum- bir kenara bırakarak konuşursak, ticari anlamda anlaşılabilir bir hamle. Zira Hollywood'un daha önceden anlatılmış hikâyelerden, çekilmiş filmlerden, seyircinin sevgisini kazanmış serilerden gayrı anlatacak yeni bir malzemesi yok. Yine de seyirciye yeniden sunulan, bilinen hikâyelerin; en azından, çağdaş fikirlerin süzgecinden süzgecinden geçirilmesi beklenebilir bir durum. Lakin 1992 tarihli animasyon Aladdin'in Guy Ritchie imzalı yeniden çevriminin bu bağlamdaki hamleleri, cılızdan ziyade birçok noktada gülünç kaçıyor. Bilindiği üzere Aladdin, kökenin Binbir Gece Masalları'ndan alan, beyazperde yolculuğunun başlangıcı sinemanın ilk yıllarında gerçekleşen bir karakter. Öyle ki, Lotte Reiniger yönettiği 1926 yapımı dahiyane animasyon Prens Ahmed'in Maceraları - Die Abenteuer des Prinzen Achmed'de bir yan karakter olarak karşımıza çıkar Aladdin. Okşandığında içinden bir cin çıkan bir lamba bulan ve bu cinin kendisin sunduğu üç dilek hakkını olumlu niyetler için kullanmaya çalışan "masum" bir hırsızdır bu karakter. Neredeyse insanlığın ortak mirası hâline gelmiş bu anlatının yeniden beyazperdeye aktarılıyor oluşu her şeye rağmen bir merak uyandırabiliyorsa bunun birincil sebebi yönetmen koltuğunda Guy Ritchie'nin oturuyor oluşu. Kariyerinin başında çektiği iki suç komedisi Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana - Lock, Stock and Two Smoking Barrels ve Kapışma - Snatch ile adını duyuran yönetmenin, kendini uzun zaman önce büyük stüdyoların kollarına bıraktığını, adını andığımız bu filmlerdeki dinamizm ve yaratıcılıktan oldukça uzaklaştığını söyleyebiliriz. Yine de olursa olsun, başta Sherlock Holmes filmleri olmak üzere Ritchie'nin yönettiği tüm yapımlarda ona özgü bir dokunuştan söz edebiliyorduk. Ama Aladdin, Ritchie'nin adını jenerikte görmemize rağmen Guy Ritchie filmi olmayı hiçbir noktada başaramıyor. Aladdin: Oryantalizmin Çöllerinde 1992 yapımı orijinal Aladdin filminde yer alan ve En İyi Orijinal Şarkı dalında Oscar kazanan A Whole New World -yani Tamamen Yeni Bir Dünya- isimli şarkıyı hatırlayalım. Bu şarkı karakterlerin ağzından söylesen de aslında doğrudan seyirciye hitap eder ve Batı'nın "Mistik Doğu"ya ait olduğunu düşündüğü her şeyi adeta fetişleştirir. Guy Ritchie'nin 2019 model Aladdin'i de şarkının içeriğinde olduğu gibi olayların geçtiği Arap coğrafyasının fetişize ederken, orijinal yapımın her anına sinmiş oryantalizmden uzaklaşmaya çalışmıyor, daha doğrusu bunu olabilecek en bayağı hâlde yaparak iyice sığlaşıyor. Kısacası yeni Aladdin filmi, tamamen yeni bir dünyada yaşadığımızın farkında değil. Hollywood'da dönüşüme dair gelişmeler yaşanırken, seyirciyi hayran bırakmak istediği Arap coğrafyasına bakmış, kafasını hiç yakın çevresinde olan bitene çevirmemiş gibi. Yeni ya da güncel olmaya çalışıyor, ama bunu sadece kulağına çalınan, sağdan soldan devşirilmiş kavramlarla yapıyor. Aladdin'in âşık olduğu prenses Jasmine dışında sadece bir kadın karaktere sahip olan ve bu karakteri de olabilecek en sığ şekilde sunan film, Jasemine'in uzaklara bakarak söylediği bir şarkıdan Hollywood'da filizlenen kadın hareketine selam çaktığını düşünmemizi istiyor. Klasik Disney tonundan akan şarkıların arasına serpiştirilen "rapimsi" dizelerle zihniyetini güncellemeye çalışıyor. Fakat bu yönde atılan her adım, bizi hayran etmeye çalıştığı atmosferi daha da karikatürize etmekten öteye gidemiyor. Aslında filmin, dikişlerinin ayan beyan görüldüğü tek nokta bu oryantalizm ve ondan sıyrılmak adına yapılan hamleler de değil. Aladdin'in ciddi bir ton problemi var. Klasik şarkıların arasında…

Yazar Puanı

Puan - 25%

25%

2019 yapımı Aladdin, orijinal filmin -oryantalist- orijinalliğine sırtını yasladıkça kayboluyor. Zira söz konusu kaynak metinde oyuncu seçimleriyle aşılamayacak bir çağdışılık ve kabul edilemez sorunlar var.

Kullanıcı Puanları: 3.18 ( 7 votes)
25

Yaptığı satın almalarla sinema endüstrisinin hatırı sayılır bir kısmını eline geçiren Disney, Hollywood’un içinde bulunduğu yaratıcılık krizinin tezahürü gibi davranmaya devam ediyor. Bu bağlamda klasikleşmiş animasyonlarını yeniden çevrimlerle sinema seyircilerinin önüne koyması da, sinemanın sanat yönünü -bunu nasıl yaparız bilmiyorum- bir kenara bırakarak konuşursak, ticari anlamda anlaşılabilir bir hamle. Zira Hollywood’un daha önceden anlatılmış hikâyelerden, çekilmiş filmlerden, seyircinin sevgisini kazanmış serilerden gayrı anlatacak yeni bir malzemesi yok. Yine de seyirciye yeniden sunulan, bilinen hikâyelerin; en azından, çağdaş fikirlerin süzgecinden süzgecinden geçirilmesi beklenebilir bir durum. Lakin 1992 tarihli animasyon Aladdin’in Guy Ritchie imzalı yeniden çevriminin bu bağlamdaki hamleleri, cılızdan ziyade birçok noktada gülünç kaçıyor.

Bilindiği üzere Aladdin, kökenin Binbir Gece Masalları’ndan alan, beyazperde yolculuğunun başlangıcı sinemanın ilk yıllarında gerçekleşen bir karakter. Öyle ki, Lotte Reiniger yönettiği 1926 yapımı dahiyane animasyon Prens Ahmed’in Maceraları – Die Abenteuer des Prinzen Achmed’de bir yan karakter olarak karşımıza çıkar Aladdin. Okşandığında içinden bir cin çıkan bir lamba bulan ve bu cinin kendisin sunduğu üç dilek hakkını olumlu niyetler için kullanmaya çalışan “masum” bir hırsızdır bu karakter. Neredeyse insanlığın ortak mirası hâline gelmiş bu anlatının yeniden beyazperdeye aktarılıyor oluşu her şeye rağmen bir merak uyandırabiliyorsa bunun birincil sebebi yönetmen koltuğunda Guy Ritchie’nin oturuyor oluşu. Kariyerinin başında çektiği iki suç komedisi Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana – Lock, Stock and Two Smoking Barrels ve Kapışma – Snatch ile adını duyuran yönetmenin, kendini uzun zaman önce büyük stüdyoların kollarına bıraktığını, adını andığımız bu filmlerdeki dinamizm ve yaratıcılıktan oldukça uzaklaştığını söyleyebiliriz. Yine de olursa olsun, başta Sherlock Holmes filmleri olmak üzere Ritchie’nin yönettiği tüm yapımlarda ona özgü bir dokunuştan söz edebiliyorduk. Ama Aladdin, Ritchie’nin adını jenerikte görmemize rağmen Guy Ritchie filmi olmayı hiçbir noktada başaramıyor.

Aladdin: Oryantalizmin Çöllerinde

1992 yapımı orijinal Aladdin filminde yer alan ve En İyi Orijinal Şarkı dalında Oscar kazanan A Whole New World -yani Tamamen Yeni Bir Dünya- isimli şarkıyı hatırlayalım. Bu şarkı karakterlerin ağzından söylesen de aslında doğrudan seyirciye hitap eder ve Batı’nın “Mistik Doğu”ya ait olduğunu düşündüğü her şeyi adeta fetişleştirir. Guy Ritchie’nin 2019 model Aladdin’i de şarkının içeriğinde olduğu gibi olayların geçtiği Arap coğrafyasının fetişize ederken, orijinal yapımın her anına sinmiş oryantalizmden uzaklaşmaya çalışmıyor, daha doğrusu bunu olabilecek en bayağı hâlde yaparak iyice sığlaşıyor. Kısacası yeni Aladdin filmi, tamamen yeni bir dünyada yaşadığımızın farkında değil. Hollywood’da dönüşüme dair gelişmeler yaşanırken, seyirciyi hayran bırakmak istediği Arap coğrafyasına bakmış, kafasını hiç yakın çevresinde olan bitene çevirmemiş gibi. Yeni ya da güncel olmaya çalışıyor, ama bunu sadece kulağına çalınan, sağdan soldan devşirilmiş kavramlarla yapıyor. Aladdin’in âşık olduğu prenses Jasmine dışında sadece bir kadın karaktere sahip olan ve bu karakteri de olabilecek en sığ şekilde sunan film, Jasemine’in uzaklara bakarak söylediği bir şarkıdan Hollywood’da filizlenen kadın hareketine selam çaktığını düşünmemizi istiyor. Klasik Disney tonundan akan şarkıların arasına serpiştirilen “rapimsi” dizelerle zihniyetini güncellemeye çalışıyor. Fakat bu yönde atılan her adım, bizi hayran etmeye çalıştığı atmosferi daha da karikatürize etmekten öteye gidemiyor.

Aslında filmin, dikişlerinin ayan beyan görüldüğü tek nokta bu oryantalizm ve ondan sıyrılmak adına yapılan hamleler de değil. Aladdin’in ciddi bir ton problemi var. Klasik şarkıların arasında serpiştirilen rap’ler ne kadar sakil duruyorsa, bir öncekini takip eden her sekans filmin genelinde benzer bir etki yapıyor. Kabul edilebilir düzeyde çekilmiş bir aksiyon-komedi gibi başlayan anlatı, Will Smith’in canlandırdığı “Afro-amerikan” cinin dâhil olmasıyla bir tür stand-up‘a dönüşüyor. Sonrasında kötülerin gücü ele alması riski iyice görünür olduğunda ise abartılı ve iyi kotarılamamış görsel efektlerle bezeli, kötü bir fantastik filme dönüşüyor. Hâl böyleyken, hiçbir noktasında duygusal ilişkilerine inanamadığımız, dolayısıyla seyirci olarak da kendimizi eleştiremediğimiz karakterlerin, oradan oraya koştuğu, şakalar yaptığı, kötülerin hadlerinin bildirildiği ve tabii ki nihayetinde sevginin kazandığı, ama bunlarının hiçbir asla tek bir bütünün parçası gibi görünmediği bir iki saate dönüşüyor karşımızdaki yapım. Bu noktada filmin climax’i olarak adlandırabileceğimiz kötü vezir Jafar’ın filmin geçtiği hayali Arap kenti Agrahab’ın kontrolünü ele almanın arifesine geldiği sekansa ayrı bir parantez açmak gerekli. Evet, karşımızdaki bir masal ve derinlikli bir karakter yaratımına ihtiyacımız olmayabilir. Lakin, filmdeki kısıtlı ekran süresi boyunca kötülük dışında hiçbir şey yapmayan bir karakterin ortaya çıkardığı tehditten seyircinin endişe duymasını beklemek epey gülünç. Kaldı ki bu karaktere hayat veren Marwan Kenzari’nin söz konusu sekansta amaçsıza sağa sola bağırması, abartılı mimikleri, Aladdin’i “kötü” bir B-sınıfı film olmanın sınırına getiriyor.

Her ne kadar yönetmen Guy Ritchie, filminin görülmemiş düzeyde bir çeşitliliğe sahip bir oyuncu kadrosu barındırdığını iddia etse de; 2019 yapımı Aladdin, orijinal filmin -oryantalist- orijinalliğine sırtını yasladıkça kayboluyor. Zira söz konusu kaynak metinde oyuncu seçimleriyle aşılamayacak bir çağdışılık ve kabul edilemez sorunlar var. Bu metinsel sorunlardan uzaklaşıp bakmaya çalıştığımızda da elimizde kalan, sadece karşılaştıkları için dost ya da âşık olan karakterlerin vasat oyunculuklarla bezeli macerası oluyor. Son tahlilde film bittiğinde hissettiğimiz en güçlü duygu, Disney’in başta Aslan Kral olmak üzere klasiklerine yeniden hayat verirken bu denli özensiz olmaya devam edip etmeyeceğine dair şüphe oluyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi