Akademi üyesi olan bir oyuncu, bu yıl Oscar Ödülleri’nde hangi filmlere ve isimlere oy verdiğini nedenleriyle birlikte açıkladı.

9 Şubat gecesi düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak olan 92. Akademi Ödülleri‘nde kazananların belirlendiği oylama, dün gece sona erdi. Akademi’nin 8469 üyesi, bu yıl Oscarlar‘ın kimlere gideceğini belirlemek için oylarını kullandı. Akademi üyelerinin bu oyları kullanırken hangi kriterleri göz önüne aldığını tam anlamıyla bilmek mümkün olmasa da, bir Akademi üyesinin The Hollywood Reporter’a yaptığı açıklamalar, en azından bu Akademi üyesinin oy kullanırken neleri göze aldığını ve filmlere nasıl yaklaştığını gözler önüne serdi. Akademi üyesi bu kadın oyuncunun açıklamaları, bazı Akademi üyelerinin Oscar için oy kullanırken filmlerle pek de alakası olmayan şeyleri de göz önüne aldığını gösteriyor.

En İyi Film

“Yabancı Filmlerin Normal Filmlerle Yarışmaması Gerektiğini Düşünüyorum”

Oyları: (1) Once Upon a Time in Hollywood; (2) 1917; (3) Joker; (4) Parasite; (5) Ford v Ferrari; (6) The Irishman; (7) Marriage Story; (8) Jojo Rabbit; (9) Little Women

Little Women kafa karıştırıcıydı ve oyunculuklar kötüydü, Amerikalı kızları oynamaları için neden dört Britanyalı aktrisi seçmişler hiç anlamadım. (Bahsi geçen bu dört oyuncudan biri Avustralyalı Eliza Scanlen) Fakir olduklarını her söylediklerinde kusacak gibi oldum. İki katlı güzel bir evde oturuyorlar ve aşçıları var. Jojo Rabbit tatlıydı, ama Hitler’e gülemediğimi fark ettim, bunun komik olduğunu düşünmüyorum. Marriage Story yapmacıktı. Broadway dışında tiyatroda çalışan bir yönetmenle aktris başka bir iş yapmadan öyle güzel bir evde yaşayamaz. Broadway’de olmayan bir tiyatro oyuncusu için haftada 150 dolar büyük paradır. The Irishman‘i Martin Scorsese’den başkası yönetseydi bu kadar övgü toplamazdı. Scorsese sektörde yıllardır olduğu için övgü topluyor. Çok uzundu ve tekrara düşüyordu. Ve gençleştirme iyi sonuç vermemişti, yüzlerindeki çizgileri silmişlerdi ama hâlâ yaşlı adamlar gibi yürüyorlardı. Francis Ford Coppola The Godfather’da karakterlerin gençlik ve yaşlılık hâllerini farklı oyunculara oynatarak doğru olanı yapmıştı. Ayrıca filmdeki kimseyi umursamadım. Ford v Ferrari‘yi gerçekten beğendim. Oyunculara ve hikâyenin mesajına bayıldım, keşke daha fazla tanıtımını yapsalardı, hak ettiği kadar ilgi görmedi. Parasite çok güzel çekilmiş ama ikinci seferde aynı etkiyi yaratmadı ve yabancı filmlerin normal filmlerle yarışmaması gerektiğini düşünüyorum. Joker’ı tahmin ettiğimden daha çok beğendim. Uzun süre izlemeyi erteledim ama aslında akıl hastalığı hakkında iyi çekilmiş bir filmdi ve sonrasında uzun süre üzerine düşündüm ki bu her zaman iyiye işarettir. 1917‘e bayıldım ama Quentin Tarantino’nun filmi, Once Upon a Time… in Hollywood ikinci izlemede daha da iyiydi. 60’larda Los Angeles’taydım ve o dönemi mükemmel bir şekilde yansıttığını düşündüm. 1917 çok iyiydi ama savaşın korkunçluğu hakkında düz bir filmdi, Once Upon a Time… in Hollywood ise daha karmaşıktı ve uzun süre etkisinde kaldım.”

En İyi Yönetmen

“Amerikalı Bir Yönetmenin Kazanmasını İstiyorum”

Quentin Tarantino – Once Upon a Time… in Hollywood

“Marty (Scorsese)’ye oy veremem, kimse söylemiyor ama o kadar da iyi değil. Todd Phillips Joker’da inanılmaz bir iş başarmış, aynı şekilde Bong Joon-ho da Parasite’ta, ama en iyisi değiller. Sam Mendes’in 1917’deki yönetmenliğini beğendim ama bence Quentin (Tarantino) muhteşem bir iş çıkarmış ve Amerikalı bir yönetmenin kazanmasını istiyorum. Oscarlar Amerika’ya ait bir şey, İngiliz şeyler BAFTA kazanıyor ve Fransızlar da Fransızca şeyler için oy veriyor ve Quentin Tarantino muhteşem bir Amerikan filmi için ödüllendirilmeli.”

En İyi Erkek Oyuncu

“Leonardo DiCaprio Daha Önce Kazandı”

Joaquin Phoenix – Joker

“Adam Driver’dan pek de etkilenmedim. Leonardo DiCaprio daha önce kazandı. Jonathan Pryce’a bayıldım ama Papa’ya oy vermek istediğimi zannetmiyorum. Benim için Antonio Banderas ile Joaquin Phoenix arasındaydı. Sonunda Joaquin Phoenix’i seçtim çünkü akılda kalan performans oydu. Antonio’nun performansı daha ince ve dokunaklıydı, Joaquin’in ki büyük başarıydı.”

En İyi Kadın Oyuncu

“Harriet Tubman’a Hayat Vermesi İçin İngiliz Bir Oyuncuyla Değil Amerikalı Bir Oyuncuyla Anlaşmaları Gerekirdi”

Renée Zellweger – Judy

“Saoirse Ronan harika, pek çok işte onu beğendim ama Little Women’da beğenmedim. Sahici olmadığını düşündüğüm bir hikâye için Scarlett Johansson’a oy veremem. Cynthia Erivo’ya oy veremem çünkü Harriet Tubman’a hayat vermesi için İngiliz bir oyuncuyla değil Amerikalı bir oyuncuyla anlaşmaları gerekirdi. Charlize Theron Megyn Kelly’yi iyi taklit etmişti ama ben gerçek Megyn’i rahatsız edici buluyorum o yüzden Charlize’i de rahatsız edici buldum. Renée Zellweger o filmde muhteşemdi, şarkı söylemesiyle, her şeyiyle muhteşemdi.”

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

“Al Pacino’yu Çok Seviyorum ama The Irishmen’de Jimmy Hoffa Değildi, Kendisiydi”

Brad Pitt – Once Upon a Time… in Hollywood

Al Pacino’yu çok seviyorum ama The Irishman’de Jimmy Hoffa değildi, kendisiydi. Gerçek Jimmy Hoffa her şeyi içinde tuttuğu için korktuğunuz biriydi, hiçbir zaman Al’ın yaptığı gibi patlamazdı. Marty (Scorsese) onu kısıtlamalıydı. Joe Pesci iyiydi ama daha önce yapmadığı bir şey yaptığını düşünmüyorum. Tom Hanks Mr. Rogers’ı iyi taklit etmişti ama başroldeki oyuncuyla konuşurken gözlerine bakarsanız, gözleri yumuşak ve sevgi dolu değil, gözlerinde bir şeyler hesapladığı, yargıladığı görülüyor. Mr. Rogers’ın sıcak gözleri vardı. Bu gerçekten dikkatimi çekti. Geriye The Two Popes’ta muhteşem olan Anthony Hopkins ve Brad Pitt kalıyor. Brad’e oy verdim çünkü daha önce kazanmadı, çünkü gerçekten o dublör olduğuna inandım ve çünkü çiftlikteki o sahnede gerçekten korku yaratan bir hâli vardı.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

“Laura Dern Rahatsız Edici Şekilde Abartılıydı”

Scarlett Johansson – Jojo Rabbit

“Little Women’daki Florence Pugh beni rahatsız etti, karakterinin olması gerektiğinden çok daha yaşlı ve bu gülünç duruyordu. ’30 yaşındasın, neden bir yetişkin değilsin’ diye soruyorsun. (Pugh aslında 24 yaşında) Laura Dern rahatsız edici şekilde abartılıydı. Eğer bir boşanma sırasında onun müvekkili olsaydım o tiradının beşinci dakikasında çıkıp Ray Liotta’yı tutardım. Margot Robbie’yi genelde severdim ama Bombshell’de sevmedim, sadece bir karikatürdü. Once Upon a Time… in Hollywood’da daha iyiydi. Kathy Bates her zaman iyi, ama Richard Jewell’da akılda kalıcı bir şey yapmadı. Bu yüzden Jojo Rabbit’i o kadar sevmesem de Scarlett Johansson’a oy verdim, çünkü o filmde daha önce yaptıklarından farklı bir şey yapıyordu.”

En İyi Uyarlama Senaryo

The Two Popes

“Little Women bir ileri bir geri gidiyordu ve ne olup bittiğini takip edemiyordunuz. Jojo Robbit’in temasını beğenmedim. Ve The Irishman sıkıcıydı. Joker yerine The Two Popes’u tercih ettim çünkü iki Papa’yı konu alan bir filmin ilgi çekici olacağını düşünmezdim ama öyleydi ve komikti.”

En İyi Orijinal Senaryo

Once Upon a Time… in Hollywood

“Marriage Story sahteydi ki yazık olmuş çünkü muhtemelen orada gerçek bir hikâye var, bence Noah Baumbach kendisi hakkında yazıyor ama gerçekçi gelmiyor. Knives Out’u çok beğendim ama çok hafifti. 1917 gerçekten iyiydi ama o kadar karmaşık bir film değil. Parasite sürprizleriyle çok ilginç bir filmdi. Ama Quentin (Tarantino) bu masalıyla muhteşem bir iş çıkarmıştı. Gerçekten de buydu (bir masal), neticede Once Upon a Time (Bir varmış bir yokmuş) ile başlıyor.”

En İyi Animasyon Film

Klaus

Hepsini izledim. Klaus’u en sona bıraktım çünkü ‘Noel Baba ile ilgili bir film daha izlemek istemiyorum’ dedim. Ama hikâyenin ve animasyonun içine çekildiğimi hissettim. Sadece yaptığınız bir iki şeyle bile bir başkasının hayatını etkileyebileceğinizi hatırlattı.

En İyi Belgesel

Honeyland

“American Factory’yi sevmedim. Çinli patron ‘Biz onlardan daha iyiyiz’ dediğinde Amerikalı işçileri şişman hantallar olarak gösterince ‘Obama neden kendisini böyle bir şeyle ilişkilendiriyor?’ diye düşündüm. (Barack Obama’nın yapım şirketi Higher Ground filmin yapımcıları arasında yer alıyor) The Cave ve For Sama aynı filmdi, sadece farklı karakterlerle çekilmişti ve ikisi de Suriye’deki politik iklimi iyi bir şekilde açıklayamadı, ama The Edge of Democracy her ne kadar uzun olsa da Brezilya’da olanları gerçekten iyi bir şekilde yansıtıyordu. Oyumu Honeyland’e verdim çünkü çevreyi korumayla ilgili bu güzel hikâyeyi oldukça sade bir şekilde, Greta (Thunberg) gibi kafamıza kafamıza vurmadan anlatıyordu.”

En İyi Uluslararası Film

Pain and Glory

“Favori yabancı filmin Macaristan’ın filmiydi (Those Who Remained – Akik maradtak) ama son beşe kalamadı. Her ne kadar ikisini de sevsem de Les Misérables’dan da Corpus Christi’den de daha iyiydi. Parasite’ın kazanacağını biliyorum ama ben Pain and Glory ve Honeyland’i daha çok beğendim. Burada oyumu Almodóvar’ın filmine verdim çünkü hayatının sona erdiğini farz ettikten sonra bir şekilde yeniden doğan bir sanatçının hayatını anlatma şeklini çok sevdim. Beni bir hayli etkiledi.”

En İyi Görüntü Yönetimi

1917

“The Irishman ve Joker’ın görselliğiyle ilgili özel bir şey yoktu. The Lighthouse siyah beyaz olarak harika görünüyordu. Ama ben Once Upon a Time… in Hollywood ile 1917 arasında kaldım. Bu, Once Upon a Time… in Hollywood yerine 1917’i seçtiğim tek kategori. O filmi görüntü yönetimi taşıyor.”

En İyi Kurgu

Ford v Ferrai

“The Irishman fazla uzundu, Thelma (Schoonmaker) onunla (Martin Scorsese) yıllardır çalışıyor ve onu kontrol altında tutmalıydı. En iyi kurgu açıkça Ford v Ferrari’ydi, yarışlarla ve diğer her şeyle. Aklımı başımdan aldı. Ben de yolculuğa eşlik ettim”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information