Advertisement


Hazır 92. Akademi Ödülleri bu gece sahiplerini bulacakken ve Uncut Gems adaylar arasında yer almazken tarih boyunca Akademi tarafından tek bir adaylık dahi elde edemeyen 15 muhteşem filme bir göz atalım.

Gerek sporda, gerek sinemada, gerekse bambaşka alanlarda bir dönemin en iyisini seçmek her daim bir gelenek olagelmiştir. Bu seçimlerin bir kısmının haksızlığından dem vurmak veya listede olması gereken bazılarının es geçildiğini savunmak da en az diğeri kadar belirgin bir gelenek artık.

Konu sinema aleminin en çok bilinen etkinliği Oscar’a geldiği zaman da durum farklı değil elbette. Oscar adaylarının açıklanmasının hemen ardından bazı filmlerin görmezden gelindiğine dair isyan başlar. Çoğu zaman da bu itirazlarda haklılık payı vardır. Geriye dönüp baktığımızda şimdilerde başyapıt olarak nitelediğimiz bazı filmlere, Akademi’nin en azından o dönemde pek de itibar etmediğini görmek de bunun bir göstergesi hiç kuşkusuz. Gelgelelim liste her geçen yıl biraz daha uzuyor.

Bahsini ettiğimiz o görmezden gelinen filmlerin bu yılki temsilcisi Uncut Gems. Safdie Kardeşler’in git gide tekdüzeleşen Amerikan sinemasına yeni bir soluk getirdiği konuşulan filmlerinin, Akademi tarafından tamamen es geçilmesi büyük tepki topladı.

Biz de hazır Oscarlar yaklaşmışken geçmişte bir yolculuğa çıkarak tek bir Oscar adaylığı bile elde edemeyen 15 başarılı filme bir göz atalım istedik.

Akademi Tarafından Tamamen Görmezden Gelinen 15 Muhteşem Film

3 Ahbap Çavuşlar Harbe Gidiyor – Duck Soup (1933)

İsimleri 20. yüzyılın en iyi komedyenleri arasında geçen Marx Kardeşler, 1930’larda ardı ardına gelen komedi filmleriyle tanınmış ve o döneme damgasını vurmuştu. Kariyerleri boyunca çektikleri 13 filmden 5’i Amerikan Film Enstitüsü’nce tüm zamanların en iyi 100 komedisi arasında gösterilen kardeşler, buna karşın tek bir Oscar adaylığı dahi alamadı. Ancak Akademi’nin bu hatasını 1974’te verdiği Onur Ödülü ile az da olsa telafi ettiğini söyleyebiliriz.

Asri Zamanlar – Modern Times (1936)

Siyah beyaz komedilerin bir diğer ustası Charlie Chaplin’in başyapıtı Asri Zamanlar da Akademi’nin kapılarından geçemeyen bir diğer film. O zamanlardaki trendin aksine sessiz olarak çekilmesi ve sonrasında Chaplin’in ABD hükümeti tarafından komünist ilan edilmesi, Asri Zamanlar’ın Oscar adaylığı elde edememesinin belki de en büyük iki nedeni.

Tokyo Hikâyesi – Tōkyō Monogatari (1953)

Modern sinemayı en fazla etkileyen isimlerden bir tanesi olan Japon yönetmen Yasujirō Ozu’nun, yedinci sanatın ülke sınırlarını yeni yeni aşmaya başladığı 1950’lerde kariyer zirvesini yaşadığını göz önünde bulundurduğumuzda Akademi tarafından es geçilmiş olması az da olsa kabul edilebilir olarak görülebilir. Bu sınırların olmadığı alternatif bir zamanda ise Tokyo Hikâyesi’nin Oscar adaylığı elde etmemesi kriminal bir durum olarak değerlendirilebilirdi.

Yedinci Mühür – Det sjunde inseglet (1957)

Ingmar Bergman’ın ismi, Yaban Çiçekleri – Smultronstället’le elde ettiği Oscar adaylığını ardından İsveç sınırlarını aşıp ABD’ye de erişmişti. Sonraki yıllarda pek çok kez Akademi’nin kapısını çalıp Oscar ödüllü filmlere imza atan Bergman, buna karşın Yaban Çilekleri’nden önce gelen Yedinci Mühür sırasında radarlara henüz yakalanmamıştı.

Bitmeyen Balayı – Touch of Evil (1958)

Henüz ikinci uzun metrajı Citizen Kane ile sinema tarihinin en etkileyici filmlerinden bir tanesine imza atan Orson Welles, daha sonra hiçbir zaman bu seviyeye erişemedi. Keza Welles’in başka hiçbir filmi Akademi’den ne adaylık ne de ödül kazanabildi ancak bunu başarmayı en fazla hak ettiği işi hiç kuşkusuz Touch of Evil idi.

Serseri Aşıklar – À bout de souffle (1960)

400 Darbe ile senaryo dalında Oscar adaylığı elde eden François Truffaut, yalnızca bir sene sonra senaryosunu yazdığı Serseri Aşıklar aracılığıyla Jean-Luc Godard’ın yanı sıra Jean-Paul Belmondo ve Jean Seberg’le bir araya gelmişti. Berlin’den Gümüş Ayı’yla dönen film, ABD’de ise beklediğini bulamamıştı.

Harold and Maude (1971)

Kariyerine kurgucu olarak başladıktan sonra yönetmenliğe adım atan Hal Ashby, neredeyse her filmiyle Akademi’nin kapılarını arşınlayan bir isim hâline geldi. Fakat Ashby, bir gençle yaşlı bir kadının sıra dışı macerasını anlattığı en sevilen filmi Harold and Maude’la Oscar adaylığı elde edemedi.

Mean Streets (1973)

Şu sıralarda The Irishman’le bir kez daha gündemde olan Martin Scorsese’nin üçüncü uzun metrajı Mean Streets, yönetmenin Robert De Niro ile ilk işbirliğiydi. İkilinin, en az ilki kadar etkileyici olan bir sonraki projesi Taxi Driver’ın dört Oscar adaylığına karşın Mean Streets, Akademi tarafından es geçilmişti.

Karanlığın Gölgesi – Don’t Look Now (1973)

2018’de kaybettiğimiz Nicolas Roeg, hayatı boyunca Berlin ve Cannes gibi önemli festivallerde boy gösterip ödüller kazandı. Ancak İngiliz yönetmen, kariyerinin hiçbir döneminde Oscar’a aday gösterilmedi. Roeg’in bu payeye en çok yaklaştığı işi Karanlığın Gölgesi – Don’t Look Now olsa bile Daphne Du Maurier’in eserinden uyarlanan film, Akademi’nin korku janrına olan mesafeli duruşunun bir kurbanı oldu belki de.

Cinnet – The Shining (1980)

Kariyerindeki tek Oscarı’nı görsel efekt dalında kazanan Stanley Kubrick’in, Akademi’yle pek de içli dışlı olmadığı malum. Gelgelelim daha önceki 2001: A Space Odyssey ya da A Clockwork Orange gibi filmleriyle Oscar adaylığı elde eden yönetmen, korku başyapıtı olarak gösterilen Cinnet – The Shining’le Oscar’a değil, Razzie Ödülleri’ne aday gösterilmişti.

Bir Zamanlar Amerika’da – Once Upon a Time in America (1984)

Western, zirvesini yaşadığı dönemde her ne kadar fazlaca seyirciye ulaşsa da eleştirmenler tarafından ciddiye alınan bir tür olmadı. Öyle ki janrın en bilindik isimlerinden Sergio Leone’nin, büyük oyuncu Robert De Niro’yla bir araya geldiği Bir Zamanlar Amerika’da – Once Upon a Time in America bile bu algıyı tam manasıyla kıramadı. Filmin Ennio Morricone imzalı müzikleri bile Oscar adaylığı elde edemedi.

Rezervuar Köpekleri – Reservoir Dogs (1992)

Prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde büyük ses getirmesinin ardından Quentin Tarantino ismini tüm ABD’nin öğrenmesini sağlayan Rezervuar Köpekleri – Reservoir Dogs, sonrasında Toronto da dahil olmak üzere önemli festivallerden ödülle dönmüştü. Ancak Akademi, alışılmış kalıpların dışındaki bu genç yönetmeni ödüllendirmek için bir sonraki filmi Pulp Fiction’ı bekleyecekti.

Büyük Lebowski – The Big Lebowski (1998)

Bir önceki filmleri Fargo ile ilk büyük çıkışlarını yakalayan Coen Kardeşler, yalnızca iki sene sonra The Big Lebowski ile yine büyük ses getirse bile Oscar adaylığı elde edememişti. Son yıllarda çektikleri neredeyse her filmle Oscar’da karşımıza çıkan ikilinin, en iyi işlerinden bir tanesiyle bunu elde edememiş olması ilginç bir durum.

Aşk Zamanı – Faa yeung nin wa (2000)

Wong Kar-wai’nin, ismi 2000’lerin en iyileri listelerinde sıkça geçen filmi Aşk Zamanı, aynı apartmanda yaşayan bir erkek ve kadının aşk hikâyesini ele alıyor. Hong Kong İkinci Yeni Dalgası’nın öncü isimlerinden olan yönetmenin şimdiye kadar tek bir Oscar adaylığı bile alamadığını belirtelim.

Zodiac (2007)

Kendi jenerasyonunun en yetenekli yönetmenlerinden bir tanesi olan David Fincher, oyuncu kadrosuyla dikkat çeken Zodiac’la Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmıştı. Ancak ABD’de ödül sezonundan önce vizyona girmesinin de etkisiyle film, oyuncu kadrosundaki tanınmış isimlere rağmen Akademi tarafından tamamen es geçilmişti.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information