Ofansif mizah dünyanın en tehlikeli, en bıçak sırtında ve aynı zamanda en cezbedici konularından biri. Özellikle internetin hayatımızın direği olduğu dönemde ofansif mizah kültürü üzerinden çok büyük tartışmalar dönüyor. Bana göre bir şakayı iyi ofansif mizah yapabilen birkaç sebep var. Bunlardan ilki; tabii ki komik olması. Bir diğeri de ofansif mizaha konu olan şakaya güldükten sonra konuyu kafamızda tarttığımızda bu şakaya aslında neden gülmemiz gerektiği çıkarımına varabilmemiz. Ricky Gervais dünyada bu dengeyi en iyi sağlayabilen insan. Özellikle son gösterisi Humanity’de bu işin nasıl yapılması gerektiğinin manifestosunu kafamıza çarpıyor. After Life ise Gervais’in bir yandan hep yüzdüğü ofansif mizah sularında geçerken bir yandan da hayata olan güzellemesi olarak karşımıza çıkıyor.

***Yazının bundan sonraki kısmı After Life ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Ricky Gervais’in yaratıcısı olup başrolünde yer aldığı After Life, eşi Lisa’yı kaybetmenin acısını atlatmak için istediği her şeyi yapmaya ve söylemeye başlayan Tony’nin ilginç hayatını konu alıyor. Ricky Gervais, dizide hayata karşı kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünüp buna göre yaşayan Tony karakterini canlandırıyor. After Life’ın senaryosunu kaleme alan ve yönetmen koltuğunda oturan Gervais, aynı zamanda Charlie Hanson ile birlikte dizinin yapımcılığını da üstleniyor.

Altı bölümden oluşan dizinin oyuncu kadrosunda Kerry Godliman, Tom Basden, Tony Way, David Bradley ve Ashley Jensen gibi isimler de yer alıyor.

After Life: Ricky Gervais’ten Hayatın Güzelliğine Kafası Karışık Bir Övgü

Hayat akıp giden bir nehir. Bir şekilde biz de bu nehirde belki debelenmeye, belki de keyifli bir şekilde yüzmeye çalışıyoruz. Öyle bir kuşağa denk geldik ki; sosyal ilişkilerin bir şekilde omurgamızı şekillendirmeye çalıştığı zamanlardayız. Sosyal çevremiz bir yandan bize en büyük özgürlük alanımızı sağlarken bir yandan da hareket alanımızı kısıtlayan koza görevini görüyor. Aslında hepimiz bu iğrenç çelişkinin farkındayız ama asla sesimizi çıkaramıyoruz. Gönül ilişkilerimizde, iş ilişkilerimizde, aile ilişkilerimizde, sosyal ilişkilerimizde işin özü her yerde hem bu kalabalık olma hissiyatına hem de bu durumdan isyan etme hakkına sahibiz. Artık itiraflarımızı hem sosyal medya üzerinden herkese duyurmakla yükümlüyüz, hem de yalnızca kendimize hesap verme ihtiyacının en şiddetlisini yaşıyoruz. Sanki tüm insanlık olarak sessiz bir anlaşma yapmış bir şekilde bu garip hissiyatı dibine kadar yaşıyoruz. Çünkü hayatta kalma içgüdümüz zamanın ruhu gereği olabilecek en amansız şekilde işliyor.

İşte After Life böyle başlıyor. Eşinin ölümü sebebiyle toplumsal normları ve hayatta kalma içgüdüsünü bir kenara bırakmış Tony, diziye etkileyici bir giriş yapıyor. Anlatı ilerledikçe yapılan geri dönüşlerde bize gösterdiği üzere Tony ve eşi görüp görebileceğimiz en hesapsız, en kuşkusuz ve en eğlenceli ilişkiyi yaşıyor. Eşi kanserden ölen Tony’nin düştüğü durumu gayet iyi anlayabiliyoruz. Onsuz hayatın anlamsız olduğunu düşünen Tony intiharın eşiğindeyken köpeklerinin yemek isteyen bakışı üzerine bundan bir süreliğine vazgeçiyor. Hâlâ tam anlamıyla hayata tutunamamış olsa da bir şekilde yerel gazetedeki işine geri dönüyor. Yazılı basının neredeyse bitme noktasına geldiği bir noktada Ricky Gervais’in kendisini yazılı basın mensubu olarak konumlandırması aslında dünyanın hızına karşı aldığı konumu da bize tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Bölümler ilerledikçe yerel gazetenin o yörenin hayatındaki önemini muazzam şekilde anlıyoruz. O insanların ‘’Ben de bu hayattayım’’ diyebilmek için ellerinde kalan başka bir mecraları yok. Yerel gazeteye çıkabilmek için ortaya koydukları hikâyeler bir yandan kafamızı yaksa da kendimizi onların yerine koyduğumuzda o gazeteye çıkmaları gerektiğine bir şekilde ikna oluyoruz. Dizinin tüm yan karakterleri Tony’nin dönüşümünü sağlamakla yükümlü kişiler olarak konumlandırılmış. Kanserden ölen eşinin videoları Tony için bir yol gösterici. Köpek, Tony’nin eşi ile olan bağlantısını organik olarak sürdürmekle yükümlü. Bakımevindeki babası Tony’nin yeni ufuklara açılmasındaki aracı. Patronu ve aynı zamanda kayınbiraderi olan karakter ve mezarlık sohbetlerinin ortağı Anne, Tony’nin sağduyulu davranmasındaki en önemli etkenler. İşe yeni başlayan Sandy, Tony’nin egosunu kurtarmakla yükümlü. Postacı, psikiyatrist, yeğeni ve iş arkadaşları onun hayata tutunmasının en büyük sebeplerinden biri olan mizahını besleyen unsurlar. Babasına bakan ve dizinin sonunda Tony’nin gönlünü kaptırdığı hemşire, onun için hayatın devam ettiğini anlama motivasyonu. Ve bana göre bu dizideki en iyi yan karakterler: Seks işçisi Daphne ve keş gazete dağıtıcısı. Daphne üzerinden ötekinin önemine varabilmek ve uyuşturucu bağımlısı üzerinden kendini kırabilmek… Dizinin en etkileyici sahnelerinden biri  Tony’nin uyuşturucu kullanarak ölmek isteyen bir bağımlıya ölmesi için para vermesi; asla cesaret edemediği kendi intiharını bir şekilde bağımlı üzerinden yapması.

Dizinin en etkileyici noktalarından biri de tüm bu dramanın içerisinde Ricky Gervais’in neredeyse her bölümde, yıllardır yaptığı AIDS, pedofili, Nazizm, sosyal medya üzerine olan ofansif mizahını bir şekilde tekrar üretmesi ve en başında söylediğim gibi bu kadar riskli konularda bunları muazzam bir şekilde bize yedirmesi.

Diziyi bu kadar övdükten sonra kötü taraflarına gelirsek; ilk olarak bu kadar basit ve aksayan bir senaryo kesinlikle Ricky Gervais’e yakışmıyor. Extras ve The Office’in yanında After Life oldukça vasat bir konumda kalıyor. Fakat bu noktada iki unsur devreye giriyor. İlki Ricky Gervais’in After Life’ı neden yaptığı, ikincisi de ne kadar üzülsek ve bunu istemesek de Ricky Gervais’in yaş aldığı ve kaleminin yaşlandığı. Her ne kadar belli etmemeye çalışsa da Ricky Gervais’in After Life’ta her zaman kendini sevdiren olağan dışı kalemini törpülediğini hissediyoruz. Bir noktada hikâye buhran dönemini şiddetli yaşayan bir erkek hikâyesinden öteye taşınamıyor; ya da daha doğru bir deyişle bu taşıma işlemi bazı noktaları kanırtıyor. Bu kanırtma hem klişe olarak hem de hayal kırıklığı olarak bize dönebiliyor.

Nihayetinde gerçekten de bazı anlarda yaptığı inanılmaz zeki dokunuşlarla bizi darmadağın etse de After Life, Ricky Gervais hayranları için yeni bir şey vadetmiyor; fakat yine de ilginç bir şekilde insanın bir kere daha Ricky Gervais’e hayran olmasını sağlıyor. Dozunda ama vurucu draması, kaliteli ofansif mizahı, ne yazık ki klişeye düşen senaryosu ve Kevin Hart şakaları… Daha ne olsun?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi