Afrika yıllarca açlığın, sefaletin, savaşların ve acıların merkezi oldu. Zorlu ve sıcak bir coğrafyada yaşayan Afrikalılar, sadece coğrafyayla mücadele etmek zorunda kalmadı, aynı zamanda kapitalist batılı devletlerin sömürgecilik faaliyetleriyle de baş etmek zorundaydılar. Sydney Pollack’ın Benim Afrikam – Out of Africa’sı da sömürgecilik meselesinin yanı sıra, erkeklerle arasındaki ilişkilere dair hayal kırıklıkları yaşayan bir kadın üzerinden toplumsal cinsiyet üzerine de bizleri düşünmeye itiyor. Out of Africa’yı düşünürken, hem batılı devletlerin sömürgecilik faaliyetleri üzerine hem de beyaz Katolik erkeğin cinsiyet egemenliği üzerine düşünmek zorunda kalıyoruz.

Oxford English Dictionary’ye (OED) göre, kolonyalizm sözcüğü, ” çiftlik” ya da “yerleşke” anlamına gelen Latince “colonia” sözcüğünden geliyor. Kolonyalizmin dünyanın farklı yerlerinde farklı şekillerde ortaya çıktığını iddia eden Ania Loomba, “Kolonyalizm-Postkolonyalizm” adlı eserinde kolonyalizmin tanımını şöyle yapar: “Kolonyalizm dünyanın farklı yerlerinde aynı özellikleri sergileyen özdeş bir süreç değildi; tersine, gerçekleştiği her yerde o yörenin asıl sakinleri ile yeni gelenleri insanlık tarihindeki en karmaşık ve travmatik ilişkilerin içine fırlattı. (…) Yeni topraklarda bir ‘topluluk oluşturma’ süreci zorunlu olarak, orada daha önce zaten bulunan toplulukları bozma ya da yeniden oluşturma süreci anlamına gelir ve ticaret, pazarlık, savaş, soykırım, köleleştirme ve isyanlar dâhil olmak üzere kapsamlı bir pratikler silsilesini içerir. (…) O nedenle, kolonyalizm, başka insanların toprakları ve mallarının fethedilmesi ve denetlenmesi olarak tanımlanabilir.” Loomba, buna ek olarak bir yöreye yeni gelen sömürgeciler ile yöre sakinleri arasındaki tramvatik ve karmaşık ilişkilerin de oraya çıktığına da dikkat çeker. Karen Blixen’in Isak Denisen takma ismiyle yayınlanan yaşanmış hikâyelerinden uyarlanan Out of Africa da tıpkı Loomba’nın bahsettiği bu tramvatik ilişkileri merkezine alan bir hikâye.

Bir süreç olarak kolonyalizmin hem “sömürülen” yerel halklar hem de “sömüren” batılı uluslar üzerindeki çarpıcı etkilerini görüyoruz filmde. Out of Africa, genel olarak genç bir kadının Afrika’nın renkleri arasında yaşadığı değişim sürecini ele alsa da özünde sömürgecilik fikrinin insanlar üzerindeki psikolojik etkilerine odaklanıyor. Bu etkilerin önemli olduğunu düşünsem de, Out of Africa’nın psikolojik süreçleri ve aşk hikâyelerini gereğinden fazla merkezine aldığı düşünüyorum. Çünkü Afrika’dan bahsederken saf ve iyi kalpli bir kadının ilişkilerinden ve ruhsal durumundan çok daha önemli şeyler hakkında konuşmalıyız. En basit şekliyle film boyunca yaşanan siyasal ve ekonomik meseleler hakkında çok fazla bilgi sahibi değildik. Şunu söylemek gerekir ki film, sömürgeciliğin inşa edildiği politik ve ekonomik arka planı görmezden geliyor ya da görürmüş gibi yapıyor.

Çetin Bir Coğrafyada Ruhsal Bir Yolculuk

Ana kahramanımız Karen Blixen’in (Meryl Streep), yerel halkla kurduğu ilişkiler başlangıçta soğuk ve belirsiz bir noktada bulunurken, daha sonra samimileşmeye başlıyor. Ayrıca kocasının ilgisizliği nedeniyle de oldukça yalnız kalan Karen, Denys ile yakınlaşmaya başlıyor. Bu iki olay, birbirinden ayrı gibi görünse de aslında birbirini besleyen ve Karen’in değişiminin temelini oluşturan olaylar. Her ne kadar asilzade bir Barones olarak Afrika topraklarına ayak bassa da, Karen, kendi kabuğundan sıyrılmak için çaba gösteren bir karaktere sahip. Bu karakter yapısı sayesinde, yerel halkla kurduğu iletişim iyileşmeye başlıyor ve Denys ile arasındaki bağ güçleniyor. Karen karakteri aracılığıyla kolonyalizm sürecine bir kadının gözünden bakma şansını yakalıyoruz. Çünkü Denys, diğer beyaz Katolik erkeklerin aksine yerel halka çok daha iyi davranan ve iki kolanyal güç arasındaki savaşı saçma bir dalaşma olarak tanımlayan birisi. Özellikle Denys ile tanıştıktan sonra, hem ait olduğu yeri sorgulayan hem de yerel halkı daha iyi anlama eksikliğini gideren bir kadın var karşımızda. Karen, Denys sayesinde yerel halkla nasıl iletişim kurması gerektiğini, onların “cahil” olmadığını ve hepimiz gibi olduğunu keşfediyor.

Ekonomik ve politik süreçlere gözlerini tıkasa da Out of Africa, izlemeye değer bir film. Üstelik Meryl Streep ve Robert Redford’u aynı filmde izlemek keyif verici. 1999 yapımı Eyes Wide Shut filminde oyuncu olarak karşımıza çıkan Sydney Pollack ise, bu kez yönetmen koltuğuna oturuyor. Pollack’ın yönetmen olarak genel anlamda iyi bir iş çıkarmadığını düşünsem de bu uzun soluklu film, eşsiz Afrika manzaraları izlemek isteyenler için oldukça iyi bir seçenek gibi duruyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi