90’lı yıllarda kablolardan bağımsızlığını ilan eden telefonların, 2000’lerin ortasında başlayan kamerayla olan birlikteliğinin, bir gün toplumun en büyük silahlarından biri hâline geleceği herhâlde kimsenin aklına gelmezdi. Eline cep telefonu alınca birey olduğunu hatırlayan çağdaşlarımız; adalet, eşitlik ve hatta kimlik arayışlarını bu aletlerle karşılamaya başladı. Akıllı cihazlar, gözetlemeyi, dikizlemeyi ve fişlemeyi meşru kıldı. Toplumsal yararı, dayanışmayı gözettiğini dile getiren her bir dijital eylem, fazla risk taşımayan bir aktivistlik türünü doğurdu: Uzaktan çek, kaydet ve paylaş. Ancak bu sadece içinde yaşadığımız zamana ait bir olgu değil. Çünkü görünür olmanın ve gözetlemenin bu kadar yaygın olmadığı eski dünyada da ifşa edilecek nice olaylar yaşanmıştı. Popüler bir tarih eleştirisi der ki; dünya tarihi, Batı’nın gözünden "beyaz" egemenliğinde yazılmıştır. Bu nedenledir ki alternatif dünya tarihi kitapları, tarihi yeniden yazmaya başlamıştır. Bu kez Doğu’nun gözünden bakan alternatif tarih kitapları, gömülü olan saklı (?) tarihi ortaya çıkarmaya başlamıştır. Ancak "alternatif" kelimesinin varlığı bile, çoğu zaman bir büyük güce olan kavramsal bağını reddedemez. Bu büyük güç, ne yazık ki hâlâ merkezde olan ''beyaz'' tarihtir. Dragged Across Concrete, ABD’nin gömülü tarihine odaklanmaya çalışan bir film. Ancak filmin, Zahler gibi bir yönetmeni ve ırkçı söylemlerle gündeme gelmiş Mel Gibson gibi bir oyuncusu bulunuyor. Zahler’in Amerikan tarihine nasıl bir gözle baktığını Bone Tomahawk filminde görmüştük. Filmdeki Amerikan yerlileri, son derece vahşi, yam yam ve son ana kadar nefret edilmesi gereken bir topluluk olarak gösterilmişti. Zahler ise politik bir film yapmadığını dile getirmişti. Dragged Across Concrete: Gömülü Tarih Üzerine Dragged Across Concrete, Brett Ridgeman (Mel Gibson) ve Anthony Lurasetti (Vince Vaughn) adlı iki polis memurunun Meksikalı bir suçluyu kelepçelerken fiziksel şiddet uyguladıkları bir sahneyle hikâyesine giriş yapıyor. Fiziksel şiddet ve hakaretler ederken olabildiğince rahat davranan bu iki polis, bir dijital gözcü tarafından ''uzak'' bir mesafeden kameraya kaydediliyor ve ardından görevden uzaklaştırılıyorlar. Film bu andan sonra bu iki polisin kendi yöntemleriyle giriştikleri sözde adalet arayışına yöneliyor. Aynı çıkış noktasına sahip adalet arayışı, filmdeki siyahi karakterlerin şiddet eylemleri için de gösteriliyor. Bu bakımdan film, kendini ikiye ayırıyor; bir tarafta eski statükoları zarar görmeye başlamış taze mağdur ''beyazlar'' diğer tarafta ise mağduriyetleri köklü bir geçmişe dayanan, henüz harekete geçen ''siyahiler''. Zahler, tam bu noktada Amerikan tarihinde yer alan iki büyük etnik kesimin, politik doğrucu olmayan hikâyesini anlatıyor. Hangi dönemde hangi güç egemen olmuşsa, o dönemin tarihi, çoğunlukla onların bakış açısından yazılmıştır. Dolayısıyla Dragged Across Concrete, gömülmüş bir ideolojinin, fikrin ya da tarihin ilelebet ölü olarak kalmayacağı gerçeğinden hareketle kuruyor kendi ‘’politik’’ dünyasını. Bu bakımdan ABD’nin geçmişinde, varlıkları uzun yıllar reddedilen siyahilerin kimliği, filmde bilinçli olarak gömülen tarih olarak gösteriliyor. Zahler’in vurguladığı nokta, her iki etnik kimliğin de geçmişten bugüne ırkçı söylemlere ve eylemlere sahip olduğu, ancak sadece egemen tarafın ırkçı bakış açısının yansıtıldığı. Yani egemen güç, egemenliği sürece yaptığı ‘’kirli’’ işlerini, gömdüğü tarih üzerinden anlatmış oluyor. Bu bakımdan Zahler, ABD özelinde ırkçılığının arkasındaki temel problemin iktidarı elde etmek olduğunu ve bu amaçla her etnik grubun her türlü insan hakları ihlalini yaptığını, yapmakta olduğunu dile getiriyor. İşte tam bu nedenle film, dijital çağda artan gözlemcilik ve gözlemlenebilirlik ile birlikte ırkçılık, homofobi, cinsiyetçilik gibi tüm insan hakları…

Yazar Puanı

Puan - 66%

66%

Her ne kadar yönetmen politik bir film yapmadığını söylese de Dragged Across Concrete'in bu açıklamaya uyum sağladığını düşünmüyorum. Karşımızdaki, kışkırtıcı söylemlere sahip, yeni bir tarih okuması yapmaya çalışan son derece politik bir film.

Kullanıcı Puanları: 3.85 ( 1 votes)
66

90’lı yıllarda kablolardan bağımsızlığını ilan eden telefonların, 2000’lerin ortasında başlayan kamerayla olan birlikteliğinin, bir gün toplumun en büyük silahlarından biri hâline geleceği herhâlde kimsenin aklına gelmezdi. Eline cep telefonu alınca birey olduğunu hatırlayan çağdaşlarımız; adalet, eşitlik ve hatta kimlik arayışlarını bu aletlerle karşılamaya başladı. Akıllı cihazlar, gözetlemeyi, dikizlemeyi ve fişlemeyi meşru kıldı. Toplumsal yararı, dayanışmayı gözettiğini dile getiren her bir dijital eylem, fazla risk taşımayan bir aktivistlik türünü doğurdu: Uzaktan çek, kaydet ve paylaş. Ancak bu sadece içinde yaşadığımız zamana ait bir olgu değil. Çünkü görünür olmanın ve gözetlemenin bu kadar yaygın olmadığı eski dünyada da ifşa edilecek nice olaylar yaşanmıştı.

Popüler bir tarih eleştirisi der ki; dünya tarihi, Batı’nın gözünden “beyaz” egemenliğinde yazılmıştır. Bu nedenledir ki alternatif dünya tarihi kitapları, tarihi yeniden yazmaya başlamıştır. Bu kez Doğu’nun gözünden bakan alternatif tarih kitapları, gömülü olan saklı (?) tarihi ortaya çıkarmaya başlamıştır. Ancak “alternatif” kelimesinin varlığı bile, çoğu zaman bir büyük güce olan kavramsal bağını reddedemez. Bu büyük güç, ne yazık ki hâlâ merkezde olan ”beyaz” tarihtir.

Dragged Across Concrete, ABD’nin gömülü tarihine odaklanmaya çalışan bir film. Ancak filmin, Zahler gibi bir yönetmeni ve ırkçı söylemlerle gündeme gelmiş Mel Gibson gibi bir oyuncusu bulunuyor. Zahler’in Amerikan tarihine nasıl bir gözle baktığını Bone Tomahawk filminde görmüştük. Filmdeki Amerikan yerlileri, son derece vahşi, yam yam ve son ana kadar nefret edilmesi gereken bir topluluk olarak gösterilmişti. Zahler ise politik bir film yapmadığını dile getirmişti.

Dragged Across Concrete: Gömülü Tarih Üzerine

Dragged Across Concrete, Brett Ridgeman (Mel Gibson) ve Anthony Lurasetti (Vince Vaughn) adlı iki polis memurunun Meksikalı bir suçluyu kelepçelerken fiziksel şiddet uyguladıkları bir sahneyle hikâyesine giriş yapıyor. Fiziksel şiddet ve hakaretler ederken olabildiğince rahat davranan bu iki polis, bir dijital gözcü tarafından ”uzak” bir mesafeden kameraya kaydediliyor ve ardından görevden uzaklaştırılıyorlar. Film bu andan sonra bu iki polisin kendi yöntemleriyle giriştikleri sözde adalet arayışına yöneliyor. Aynı çıkış noktasına sahip adalet arayışı, filmdeki siyahi karakterlerin şiddet eylemleri için de gösteriliyor. Bu bakımdan film, kendini ikiye ayırıyor; bir tarafta eski statükoları zarar görmeye başlamış taze mağdur ”beyazlar” diğer tarafta ise mağduriyetleri köklü bir geçmişe dayanan, henüz harekete geçen ”siyahiler”. Zahler, tam bu noktada Amerikan tarihinde yer alan iki büyük etnik kesimin, politik doğrucu olmayan hikâyesini anlatıyor.

Hangi dönemde hangi güç egemen olmuşsa, o dönemin tarihi, çoğunlukla onların bakış açısından yazılmıştır. Dolayısıyla Dragged Across Concrete, gömülmüş bir ideolojinin, fikrin ya da tarihin ilelebet ölü olarak kalmayacağı gerçeğinden hareketle kuruyor kendi ‘’politik’’ dünyasını. Bu bakımdan ABD’nin geçmişinde, varlıkları uzun yıllar reddedilen siyahilerin kimliği, filmde bilinçli olarak gömülen tarih olarak gösteriliyor. Zahler’in vurguladığı nokta, her iki etnik kimliğin de geçmişten bugüne ırkçı söylemlere ve eylemlere sahip olduğu, ancak sadece egemen tarafın ırkçı bakış açısının yansıtıldığı. Yani egemen güç, egemenliği sürece yaptığı ‘’kirli’’ işlerini, gömdüğü tarih üzerinden anlatmış oluyor. Bu bakımdan Zahler, ABD özelinde ırkçılığının arkasındaki temel problemin iktidarı elde etmek olduğunu ve bu amaçla her etnik grubun her türlü insan hakları ihlalini yaptığını, yapmakta olduğunu dile getiriyor. İşte tam bu nedenle film, dijital çağda artan gözlemcilik ve gözlemlenebilirlik ile birlikte ırkçılık, homofobi, cinsiyetçilik gibi tüm insan hakları ihlallerinin artık toplumsal hayatta daha çok dikkat çekmeye başladığını da gösteriyor.

Film aslında bir iktidar değişiminin hikâyesini anlatıyor. Fakat bu değişim, sadece ‘’yer değişimi’’ anlamına geliyor; beyaz yerine siyah… Zahler’in son filmi, iyi bir yönetmenlikle kurulu olsa da çok zorlama fikirler içeriyor. Örneğin ABD özelinde ırkçılığı tartışan bir filmin, biçimsel olarak bu kadar siyah-beyaz ayrımını içermesi gerekmezdi. Zenginliğin, iktidarın ve  gücün beyaz renklerle, kör göze parmak gösterilmese de olurdu. Irklar arasındaki düşmanlığı, iktidar savaşını, bir safari oyunundaki aslan avına benzetmesi de fazla doğrudan. Bunlara benzer göstergeler, yönetmenin arzuladığı gibi filmi ‘’politik doğrucu’’ olmaktan kurtarmıyor, sadece kışkırtıcı bir seyir sunarak basitleştiriyor.

Her ne kadar yönetmen politik bir film yapmadığını söylese de Dragged Across Concrete’in bu açıklamaya uyum sağladığını düşünmüyorum. Karşımızdaki, kışkırtıcı söylemlere sahip, yeni bir tarih okuması yapmaya çalışan son derece politik bir film. Bu tarih okumasına şahsen hiç katılmasam da filmde geçen bir repliğin, yönetmenin ifadesiyle çeliştiğini hatırlatmakta fayda görüyorum: ‘’Politika her yerdedir.’’

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi