Yönetmen Antoine Fuqua ve Hollywood’un en saygın oyuncularından Denzel Washington’ın 2001 yapımı Training Day ile başlayan ortaklıklarının son halkası The Equalizer 2, dört yıl önce seyirciyle buluşan Robert McCall karakterinin yeni ve daha kişisel bir macerasını konu alıyor. Serinin ilk filminde sürekli gittiği cafede tanıştığı genç bir kadının ortadan kaybolmasıyla tetiklenen hikâye, McCall’un yaşadığı şehir olan Boston’da hüküm süren Rus mafyasıyla giriştiği mücadeleye odaklanıyordu. Olay örgüsü itibarıyla yeni bir şey sunmasa da ilk The Equalizer filmi, Denzel Washington’ın canlandırdığı karakterin özellikleri ve gizemli kişiliğiyle bir yere kadar ilgi çekici olabiliyordu. Çevresinde yaşayan insanlara ihtiyaç duydukları her türlü yardımı yapmayan hazır olan, bir yapı markette çalışan, edebiyata son derece merak olan ve filmin devamında öğrendiğimiz üzere geçmişte profesyonel anlamda şiddetle içli dışlı bir hayat yaşamış bu adamın aslen kim olduğu sorusu filmin lokomotifi gibi iş görüyordu. İkinci filmde ise, bu sis perdesinin görece olarak aralandığını ve Robert McCall’un geçmişine ve kişisel hayatına dair seyirciye daha fazla bilgi sunulduğunu söyleyebiliriz. Bu tercih, The Equalizer gibi karakter odaklı bir serinin ikinci halkası için son derece makul görünse de devam filminin en önemli sorunları da kaynağını bu noktadan alıyor. Adalet 2: Kim Bu Robert McCall? İlk filmde bir yapı markette çalışırken tanıştığımız McCall, The Equalizer 2’de Uber benzeri bir serviste şoförlük yaparken karşımıza çıkıyor. Ama bunun dışında hayatında ciddi bir değişiklik yok gibi. Yine şiddete bulaşmış geçmişinden olabildiğince uzak kalmaya gayret ediyor, Hermann Hesse’den Marcel Proust’ta kadar çok önemli yazarların kitaplarını okuyor, çevresinde yaşanan mağduriyetleri gidermeye çalışıyor ve gerek duyduğunda geçmişinden getirdiği özellikleri kullanarak kendi eliyle adalet dağıtmaktan geri durmuyor. The Equalizer 2’nin öncülünden en bariz şekilde ayrıldığı nokta, filmin merkezindeki karakterinin geçmişine çok daha geniş bir alan açması. McCall’un geçmişten günümüze taşıdığı tek irtibat noktası, onu ikinci filmde izleyeceğimiz kovalamacanın içine çekiyor. Geçmişte mensubu olduğu bir tür gizli kuruluşta birlikte çalıştığı ve filmin geçtiği zaman diliminde hâlâ görüşmekte olduğu arkadaşının başına gelenlerden sonra intikam peşine düşüyor McCall. İlk filmdeki çıkış noktasına kıyasla çok daha güçlü bir dramatik yapı gerektiren bir durum bu. Zira ilk filmde neredeyse hiç tanımadığı genç bir kadının peşinden atıldığı macerada bu adalet savaşçısını çok da ciddiye almadan, olay örgüsündeki tercihlerini sorgulamadan izleyebiliyorduk. Fakat, devam filminde daha kişisel bir hikâye anlatılmaya soyunulması, ilk filmin The Punisher tarzı karanlık bir çizgi romanı andıran yapısına ikna edici dramatik öğelerin eklenmesini ya da McCall’u daha yakından tanımamızı gerekli kılıyor. Ama yönetmen Fuqua ne de ilkinden sonra bu filmin de senaryosunu kaleme alan Richard Wenk, bu gerekliliklerle pek ilgileniyor gözükmüyorlar. Ortaya çıkan da kişisel olarak yaşadığı acıya ortak olamadığımız, empati kuramadığımız bir karakterin kötü adamlarla girdiği sıradan bir mücadeleden fazlası olmuyor. The Equalizer 2’nin dramatik yapısındaki bu yetersizlikler sebebiyle empati kurulması zorlaşan McCall’un ilk filminden süregelen karakter gelişimde de ciddi sorunlar var. 2014 yapımı The Equalizer’da günlük hayatındaki sakinliğe, yardımseverliğe rağmen yolu kötü adamlarla kesiştiğinde son derece acımasız olabilen bir karakter izlemiştik. Kahraman ve anti-kahraman kavramlarını birbirine karıştırmadan aynı bünyede toplayan, bir tür ikili hayat anlatısı sunan bu tercih bir noktaya kadar özgün bir sonuç veriyordu denebilir. Lakin yeni filmde karşımıza çıkan McCall’un çevresindekilere…
Puan - 35%

35%

Yazar Puanı

Tek bir sahnede yükselen seyir zevki, ciddi sorunlarla dolu senaryoyu kurtarıp The Equalizer 2’yi vasat üstü bir aksiyon gerilim filmi yapmaya yetmiyor.

Kullanıcı Puanları: 2.53 ( 4 votes)
35

Yönetmen Antoine Fuqua ve Hollywood’un en saygın oyuncularından Denzel Washington’ın 2001 yapımı Training Day ile başlayan ortaklıklarının son halkası The Equalizer 2, dört yıl önce seyirciyle buluşan Robert McCall karakterinin yeni ve daha kişisel bir macerasını konu alıyor. Serinin ilk filminde sürekli gittiği cafede tanıştığı genç bir kadının ortadan kaybolmasıyla tetiklenen hikâye, McCall’un yaşadığı şehir olan Boston’da hüküm süren Rus mafyasıyla giriştiği mücadeleye odaklanıyordu. Olay örgüsü itibarıyla yeni bir şey sunmasa da ilk The Equalizer filmi, Denzel Washington’ın canlandırdığı karakterin özellikleri ve gizemli kişiliğiyle bir yere kadar ilgi çekici olabiliyordu. Çevresinde yaşayan insanlara ihtiyaç duydukları her türlü yardımı yapmayan hazır olan, bir yapı markette çalışan, edebiyata son derece merak olan ve filmin devamında öğrendiğimiz üzere geçmişte profesyonel anlamda şiddetle içli dışlı bir hayat yaşamış bu adamın aslen kim olduğu sorusu filmin lokomotifi gibi iş görüyordu. İkinci filmde ise, bu sis perdesinin görece olarak aralandığını ve Robert McCall’un geçmişine ve kişisel hayatına dair seyirciye daha fazla bilgi sunulduğunu söyleyebiliriz. Bu tercih, The Equalizer gibi karakter odaklı bir serinin ikinci halkası için son derece makul görünse de devam filminin en önemli sorunları da kaynağını bu noktadan alıyor.

Adalet 2: Kim Bu Robert McCall?

İlk filmde bir yapı markette çalışırken tanıştığımız McCall, The Equalizer 2’de Uber benzeri bir serviste şoförlük yaparken karşımıza çıkıyor. Ama bunun dışında hayatında ciddi bir değişiklik yok gibi. Yine şiddete bulaşmış geçmişinden olabildiğince uzak kalmaya gayret ediyor, Hermann Hesse’den Marcel Proust’ta kadar çok önemli yazarların kitaplarını okuyor, çevresinde yaşanan mağduriyetleri gidermeye çalışıyor ve gerek duyduğunda geçmişinden getirdiği özellikleri kullanarak kendi eliyle adalet dağıtmaktan geri durmuyor. The Equalizer 2’nin öncülünden en bariz şekilde ayrıldığı nokta, filmin merkezindeki karakterinin geçmişine çok daha geniş bir alan açması. McCall’un geçmişten günümüze taşıdığı tek irtibat noktası, onu ikinci filmde izleyeceğimiz kovalamacanın içine çekiyor. Geçmişte mensubu olduğu bir tür gizli kuruluşta birlikte çalıştığı ve filmin geçtiği zaman diliminde hâlâ görüşmekte olduğu arkadaşının başına gelenlerden sonra intikam peşine düşüyor McCall. İlk filmdeki çıkış noktasına kıyasla çok daha güçlü bir dramatik yapı gerektiren bir durum bu. Zira ilk filmde neredeyse hiç tanımadığı genç bir kadının peşinden atıldığı macerada bu adalet savaşçısını çok da ciddiye almadan, olay örgüsündeki tercihlerini sorgulamadan izleyebiliyorduk. Fakat, devam filminde daha kişisel bir hikâye anlatılmaya soyunulması, ilk filmin The Punisher tarzı karanlık bir çizgi romanı andıran yapısına ikna edici dramatik öğelerin eklenmesini ya da McCall’u daha yakından tanımamızı gerekli kılıyor. Ama yönetmen Fuqua ne de ilkinden sonra bu filmin de senaryosunu kaleme alan Richard Wenk, bu gerekliliklerle pek ilgileniyor gözükmüyorlar. Ortaya çıkan da kişisel olarak yaşadığı acıya ortak olamadığımız, empati kuramadığımız bir karakterin kötü adamlarla girdiği sıradan bir mücadeleden fazlası olmuyor.

The Equalizer 2’nin dramatik yapısındaki bu yetersizlikler sebebiyle empati kurulması zorlaşan McCall’un ilk filminden süregelen karakter gelişimde de ciddi sorunlar var. 2014 yapımı The Equalizer’da günlük hayatındaki sakinliğe, yardımseverliğe rağmen yolu kötü adamlarla kesiştiğinde son derece acımasız olabilen bir karakter izlemiştik. Kahraman ve anti-kahraman kavramlarını birbirine karıştırmadan aynı bünyede toplayan, bir tür ikili hayat anlatısı sunan bu tercih bir noktaya kadar özgün bir sonuç veriyordu denebilir. Lakin yeni filmde karşımıza çıkan McCall’un çevresindekilere iyilik yaparken şirazeyi kaçıran, bireylerin kişisel hayatlarına müdahale etmekte herhangi bir sakınca görmeyen birine dönüşmesi sorunlu bir durum. Özellikle aynı binada yaşadığı genç Miles’la olan ilişkisinde bu yönelim ayyuka çıkıyor. McCall’un çevresindeki kişileri beladan korumak isteyen bir yardımsever mi yoksa kendi doğrularını dayatan bir otorite figürü mü olduğuna dair soru işareti doğurabilecek kimi sahneler, Türkiye’de “Adalet 2” adıyla vizyona giren filmin son derece ikircikli bir alana çekilmesine neden oluyor.

Senaryosundaki gediklere rağmen, The Equalizer 2’nin fırtına altındaki bir kasabada geçen son bloğunun şimdilik iki filmi olan serinin seyir zevki en yüksek olan sekansı olduğunu söyleyebiliriz. Yüksek tempolu aksiyon yerine gerilim hissine odaklanan bir çatışmaya yer verilen bu sekans, serinin tamamına da hâkim olan gerilim türü yakınlığını kanıtlar nitelikte. Lakin tek bir sahnede yükselen seyir zevki, ciddi sorunlarla dolu senaryoyu kurtarıp The Equalizer 2’yi vasat üstü bir aksiyon gerilim filmi yapmaya yetmiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi