Aslında gri tonlarında olan bir duvar süslemesinin ışık marifetiyle kırmızılaştırılmış hâliyle açılıyor Pedro Almodóvar'ın yeni filmi Acı ve Zafer. Yönetmenin filmlerinden bu rengin kullanımına olan aşinalığımzla birlikte düşündüğümüzde, grinin üzerine düşen kırmızı ışık, hayatın üzerine atılmış bir Almodóvar katmanı gibi görünüyor. Fakat bu ışık sönüp renkler "normale" dönünce kamera hareket ediyor, film boyunca takip edeceğimiz Salvador Mallo karakteri kadraja giriyor. Tüm bedeni havuzun içinde, gözleri kapalı, nefesini tutmuş. Yeniden doğmayı bekler gibi. Hemen ardından yapılan kesmeyle kamera Mallo'nun tenine yaklaşıyor Almodóvar'ın tensel sinemasını bir kez daha aynalarcasına. Sırtında boylu boyunca bir ameliyat izi var adamın. Hiç de genç sayılmayacak, vücudunda yılların izlerini taşıyan ama yeniden doğumunu bekleyen biri. İlk anda yarattığı anlamların zihinlerde belli belirsiz gezinmesi muhtemelen bu görüntüler, Acı ve Zafer devam ettikçe yerli yerine oturuyor. İzledikçe görüyor ve anlıyoruz ki Salvador Mallo, sinema sanatının en önemli yönetmenlerinden biri olmasına rağmen, kariyerinin en görkemli günlerini geride bırakmış Pedro Almodóvar'dan başkası değil aslında. Bu bağlamda bu açılış sahnesi, son yıllarda, hatta tüm kariyeri içerisinde çektiği en özel filmlerden biri olması sebebiyle de usta sinemacının yeniden doğumunu işaret ediyor. Acı ve Zafer: Almodóvar Hakkında Her Şey Bu açılış sahnesinin ardından, Salvador'un çocukluk yıllarına dönüyor film. Küçük Salvador, suyun kenarında. Annesi ve komşularının bir tür çamaşır yıkama seremonisine şahitlik ediyor. Kadınlar, şarkı söylüyorlar, eğleniyorlar, kendileri oluyorlar. Her ne kadar Almodóvar'ın sinemasında aşina olduğumuz güçlü kadın karakterler çoğunlukla şehirli de olsalar, Salvador'un annesi ve annesinin arkadaşları onlardan çok da farklı değil. Bu anın küçük çocuğun zihnine nasıl işlediğini o anki yüz ifadesinden ve Almodóvar'ın filmlerinden çıkarabiliyoruz zaten. Acı ve Zafer'in anlatı yapısı geneli itibarıyla bu türden zaman atlamalarıyla seyrediyor. Salvador'un şu anki, fiziksel ve ruhen yaşlanmış, depresyondaki ama yaşamak için film çekmesi gerektiğinin farkındaki hâli ile onun hâlihazırda olduğu sinemacı yapan unsurlara şahitlik ettiği, tecrübeleri edindiği çocukluk yılları arasında gidip geliyor filmin zamansal akışı. Almodóvar'ın Acı ve Zafer'deki en büyük başarılarınan biri de bu; olayları şimdiki zaman ya da flashback'ler olarak keskin parçalara ayırmadan, şimdi Salvador ile çocukluğu arasında zigzaglar yapıyor oluşu. Zaten Almodóvar'ın kendine ve sinemasına bakışı ya da kendi kendine kalkıştığı bir terapi olarak da görebileceğimiz film, böylelikle merkezine yerleştirdiği yönetmen karakteri üzerinden usta sinemacının tüm hayatını aynalamayı başarıyor. Böylelikle filmin açılıştan sonra karakterin çocukluk yıllarına yapılan geçiş de "dönüş" olma anlamını yitiriyor bir bakıma. Bu zamansal atlamaların ve anlatının tarihsel aralıklara kesin şekilde bölünmeyip her bir sahnenin tek ve genişçe bir çevrede sunulmasında filmin muazzam kurgusunun da etkisi var elbette. Filmin süresi içinde geçmiş ve şimdiki zamanın aktarıldığı kısımların birbirlerinden çok da farklı olmadığını düşünerek söylersek, böylesine çok parçalı bir yapının bir arada ustaca kurulduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda başka bir usta yönetmen Andrey Tarkovski'nin tıpkı Acı ve Zafer'de Almodóvar'ın yaptığı gibi kendi hayatına ve çocukluğuna baktığı Ayna - Zerkalo filmi akıllara gelmiyor değil. Lakin Ayna'da Tarkovsky, zamanı ne kadar görünmez kılmaya çalışıp zihni ve hafızayı aynı düzlemde eşitlemeye çalışıyorsa, Almodóvar zamanı anlatının her saniyesinde hissedilir kılarken, geçip gitmiş zamanın etkilerini sürekli seyirciye geçirmeyi başarıyor. Yani Ayna zaman ya da geçmiş olgusunun sabit yapısına dair iken, Acı ve Zafer'de zaman filmde…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Yönetmenlerin kişisel hikâyelerinden yola çıkarak çektikleri sayısız başyapıt var sinema tarihinde. Acı ve Zafer, bu minvaldeki yapımlar arasında dahi özel bir konuma oturacak kadar özgün ve dürüst bir film. İçerdiği karamsar olmayan burukluk ve hüzün de kökenini bu dürüstlükten ve cesurca kendiyle yüzleşmekten alıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.15 ( 12 votes)
85

Aslında gri tonlarında olan bir duvar süslemesinin ışık marifetiyle kırmızılaştırılmış hâliyle açılıyor Pedro Almodóvar’ın yeni filmi Acı ve Zafer. Yönetmenin filmlerinden bu rengin kullanımına olan aşinalığımzla birlikte düşündüğümüzde, grinin üzerine düşen kırmızı ışık, hayatın üzerine atılmış bir Almodóvar katmanı gibi görünüyor. Fakat bu ışık sönüp renkler “normale” dönünce kamera hareket ediyor, film boyunca takip edeceğimiz Salvador Mallo karakteri kadraja giriyor. Tüm bedeni havuzun içinde, gözleri kapalı, nefesini tutmuş. Yeniden doğmayı bekler gibi. Hemen ardından yapılan kesmeyle kamera Mallo’nun tenine yaklaşıyor Almodóvar’ın tensel sinemasını bir kez daha aynalarcasına. Sırtında boylu boyunca bir ameliyat izi var adamın. Hiç de genç sayılmayacak, vücudunda yılların izlerini taşıyan ama yeniden doğumunu bekleyen biri. İlk anda yarattığı anlamların zihinlerde belli belirsiz gezinmesi muhtemelen bu görüntüler, Acı ve Zafer devam ettikçe yerli yerine oturuyor. İzledikçe görüyor ve anlıyoruz ki Salvador Mallo, sinema sanatının en önemli yönetmenlerinden biri olmasına rağmen, kariyerinin en görkemli günlerini geride bırakmış Pedro Almodóvar’dan başkası değil aslında. Bu bağlamda bu açılış sahnesi, son yıllarda, hatta tüm kariyeri içerisinde çektiği en özel filmlerden biri olması sebebiyle de usta sinemacının yeniden doğumunu işaret ediyor.

Acı ve Zafer: Almodóvar Hakkında Her Şey

Bu açılış sahnesinin ardından, Salvador’un çocukluk yıllarına dönüyor film. Küçük Salvador, suyun kenarında. Annesi ve komşularının bir tür çamaşır yıkama seremonisine şahitlik ediyor. Kadınlar, şarkı söylüyorlar, eğleniyorlar, kendileri oluyorlar. Her ne kadar Almodóvar’ın sinemasında aşina olduğumuz güçlü kadın karakterler çoğunlukla şehirli de olsalar, Salvador’un annesi ve annesinin arkadaşları onlardan çok da farklı değil. Bu anın küçük çocuğun zihnine nasıl işlediğini o anki yüz ifadesinden ve Almodóvar’ın filmlerinden çıkarabiliyoruz zaten. Acı ve Zafer’in anlatı yapısı geneli itibarıyla bu türden zaman atlamalarıyla seyrediyor. Salvador’un şu anki, fiziksel ve ruhen yaşlanmış, depresyondaki ama yaşamak için film çekmesi gerektiğinin farkındaki hâli ile onun hâlihazırda olduğu sinemacı yapan unsurlara şahitlik ettiği, tecrübeleri edindiği çocukluk yılları arasında gidip geliyor filmin zamansal akışı. Almodóvar’ın Acı ve Zafer’deki en büyük başarılarınan biri de bu; olayları şimdiki zaman ya da flashback‘ler olarak keskin parçalara ayırmadan, şimdi Salvador ile çocukluğu arasında zigzaglar yapıyor oluşu. Zaten Almodóvar’ın kendine ve sinemasına bakışı ya da kendi kendine kalkıştığı bir terapi olarak da görebileceğimiz film, böylelikle merkezine yerleştirdiği yönetmen karakteri üzerinden usta sinemacının tüm hayatını aynalamayı başarıyor. Böylelikle filmin açılıştan sonra karakterin çocukluk yıllarına yapılan geçiş de “dönüş” olma anlamını yitiriyor bir bakıma. Bu zamansal atlamaların ve anlatının tarihsel aralıklara kesin şekilde bölünmeyip her bir sahnenin tek ve genişçe bir çevrede sunulmasında filmin muazzam kurgusunun da etkisi var elbette. Filmin süresi içinde geçmiş ve şimdiki zamanın aktarıldığı kısımların birbirlerinden çok da farklı olmadığını düşünerek söylersek, böylesine çok parçalı bir yapının bir arada ustaca kurulduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda başka bir usta yönetmen Andrey Tarkovski’nin tıpkı Acı ve Zafer’de Almodóvar’ın yaptığı gibi kendi hayatına ve çocukluğuna baktığı Ayna – Zerkalo filmi akıllara gelmiyor değil. Lakin Ayna’da Tarkovsky, zamanı ne kadar görünmez kılmaya çalışıp zihni ve hafızayı aynı düzlemde eşitlemeye çalışıyorsa, Almodóvar zamanı anlatının her saniyesinde hissedilir kılarken, geçip gitmiş zamanın etkilerini sürekli seyirciye geçirmeyi başarıyor. Yani Ayna zaman ya da geçmiş olgusunun sabit yapısına dair iken, Acı ve Zafer’de zaman filmde birçok kez gördüğümüz su gibi akıp gidiyor.

Almodóvar’ın kendine baktığı Acı ve Zafer’de karakterlerin filme girip çıkmaları da bu akışkanlığı güçlendirecek biçimde oluyor. Hikâyenin başlarında Salvador’un seneler önce, kariyerinin başlarında imza attığı bir yapıtın şu an klasik kabul edilip restore edilmesi ve sinematekte gösterileceği haberine paralel olarak filme dâhil olan Alberto karakteri, geçmişte yaşadıkları sorunları dokunaklı ve görkemki biçimde halletmelerinin ardından anlatıdan da Salvador’un hayatında da çıkıveriyor. Benzer bir durum, gençliğinde ilişki yaşadığı Federico için de geçerli. Bir tesadüf sonucu anlatının bir parçası olan ve Salvador’un yazdığı metinlerde, çektiği filmlerde göndermeler yaptığı adam, yönetmenin hayatındaki etkisini hatırlattıktan sonra usulca çıkıyor kadrajdan. Salvador’un hayatında kimler iz bırakıp onu saygın bir sinemacı hâline getirdiyse filmde varlar. Çünkü zaman geçiyor, Salvador da Almodóvar da onları unutmuyor.

Salvodor’un yetişkinliğinde bunlar yaşanırken, annesi ve onunla ilişkisinin karakter üzerindeki etkisi, kurgunun zaman kavramına yaklaşımı marifetiyle anlatının her anına siniyor adeta. Çocukluğunu izlediğimiz yıllarda onun en büyük yoldaşlarından biri olarak karşımıza çıkan annesi, yetişkinliğinde de iyice yaşlanmış bir şekilde beliriyor filmde. Acı ve Zafer’in yetişkinlik ve çocukluk olarak iki zaman diliminde aktığını düşünürsek, bu iki zaman diliminde de karşımıza çıkan yegâne karakterin Salvador’un annesi olması, karakterin yapısına dair ve elbette Almodóvar’ın çok şey borçlu olduğu kadın karakterlerinden Annem Hakkında Her Şey – Todo sobre mi madre gibi bir başyapıtın yaratımına kadar usta yönetmenin sinemasına dair çok şey söylüyor.

Peki ne oluyor da Acı ve Gerçek’te Antonio Banderas’ın kariyerinin zirvesine çıkarak  Salvador Mallo da Pedro Almodóvar gibi son yıllarda eski şaşaalı günlerinden uzak, yaratım krizi çeken bir sanatçı portresi çiziyor. Kendine dair bir film yapan bir yönetmen olarak Almodóvar, sorunu bulmuş gibi görünüyor; arzunun yitirilmesi. Usta yönetmenin bu farkındalığını Salvador’un çocuk yaşlarında “arzuyu” ilk kez hissettiği anıyla bağlayarak Acı ve Zafer’in anlatısına yerleştirmesi Almodóvar ve Salvador arasındaki mesafeyi de sıfırlıyor neredeyse. Salvador, çocukluğuna ve annesine dair bir film yapmak için setlere dönerken, Almodóvar da bu fikir üzerinden kariyerinin en dokunaklı eserlerinden birine imza atıyor.

Yönetmenlerin kişisel hikâyelerinden yola çıkarak çektikleri sayısız başyapıt var sinema tarihinde. Acı ve Zafer, bu minvaldeki yapımlar arasında dahi özel bir konuma oturacak kadar özgün ve dürüst bir film. İçerdiği karamsar olmayan burukluk ve hüzün de kökenini bu dürüstlükten ve cesurca kendiyle yüzleşmekten alıyor. Kendisini ve zamanın üzerindeki etkilerini aynayalayan bir karakteri, eserlerinde yarattığı renklerin, tutku dolu dokunuşların, hayatın müziğinin hüküm sürdüğü, kurallarını kendi koyduğu dünyasına yerleştiren Almodóvar, sinemanın yani en iyi yaptığı şeyin yardımıyla iyileşiyor, geçmişin acılarıyla yüzleşiyor ve zaferi de yine burada buluyor. Ve bu sefer belki de sadece sinema perdesinde, sinemayı Almodóvar sevenlerin elde edebileceği bir zafer. Sinema tutkusuyla yeniden doğmanın zaferi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi