Billy Wilder, ABD’ye göç ettikten sonra Hollywood içerisinde varlığını sürdürüp endüstrinin en çok kazanç getiren yönetmenlerinden biri olsa da eleştirel bir damarın sinemasında her daim var olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Hollywood’a içeriden, esaslı bir eleştiri getirdiği kara film başyapıtı Sunset Bulvarı – Sunset Boulevard’dan modern kent yaşamının ve kapitalist iş bölümünün insan ruhunda yarattığı tahribat üzerinde incelikli komedisi Garsoniyer – The Apartment, usta yönetmenin filmografisinde bu damarın belirginleştiği örnekleri oluşturur. Wilder’da var olan bu eleştirel damar hiçbir zaman kendisini politik bir sinema çerçevesinde göstermez; Wilder daha çok Doğu Avrupa’dan gelmiş bir sinemacı olarak, dışarıdan bir gözle tanık olduğu modern Amerikan toplumuna, yaşamına, sistemine dair itirazlarını dile getirir gibidir. Avrupa kültürünün içerisinden çıkan bir yönetmen olarak Wilder’ın, modern Amerikan kültürüne dair endişeleri ve korkularının en belirgin olduğu, sisteme dair en kapsamlı eleştirisini içeren filmi ise hiç kuşkusuz Büyük Karnaval – Ace in the Hole.

Ace in the Hole’u daha da özel kılan, endüstriyel baskının oldukça kuvvetli olduğu, Soğuk Savaş konjonktüründe Amerika’ya ve onu oluşturan değerlere kapsamlı bir eleştiri getirmenin bir sanatçının kariyerini bitirebileceği, McCarthyci komünizm karşıtlığının bütün Hollywood’u kapladığı bir dönemde böyle bir filmin yapılabilmesi. 1951 yılında Amerika’nın ve Hollywood’un içinde bulunduğu koşullar göz önüne alınırsa, böyle bir filmi çekebilecek yegâne yönetmenin Billy Wilder olması şaşırtıcı değil. Bunun sebebi Wilder’ın, yalnızca Hollywood içerisinde hem Amerika’ya dışarıdan ve eleştirel bir gözle bakabilen bir yönetmen olarak var olabilmesi değil. Aynı zamanda Sabrina’dan Çifte Tazminat’a Double Indemnity’e, Yaz Bekârı – The Seven Year Itch’ten Bazıları Sıcak Sever – Some Like It Hot’a çektiği her film ile konvansiyonel sinema içerisinde türleri şekillendiren klasiklere imza atmasının ve daha da önemlisi filmlerinin izleyici nezdinde de büyük başarı sağlamasının Wilder’a Hollywood içerisinde getirdiği sarsılmaz konumun da önemi büyük.

Ace in the Hole, IMDb de dâhil olmak üzere pek çok platformda bir kara film örneği olarak değerlendiriliyor. Ace in the Hole’u, pek çok açıdan sınırları ve ortaklıkları belli olan bu türün içine dâhil etmek ilk bakışta zor görünebilir. Fakat filmin çizdiği karanlık toplum tasviri, her karakterin çıkarının peşinde koştuğu acımasız ve karanlık dünyası Ace in the Hole’u kara film geleneğine eklemlendirmek isteyen için uygun zemini sağlıyor. Film, Kirk Douglas’ın canlandırdığı Chuck Tatum isimli oportünist bir gazetecinin New York ve Chicago’da karıştığı çeşitli skandalların ardından gözden düşüp, New Mexico kırsalında yerel bir gazetede tekrar “büyük lig”e adım atma fırsatını kovalama niyetiyle işe girmesiyle başlar. Tatum, işini bilen, ticarileşen medya dünyasında hangi haberin muhabirini parlatacağını koklayabilen bir gazetecidir. “Alaylı” bir muhabir olarak, medyaya dair etik ilkelerin pratikte karşılığı olmadığını deneyimlemiştir, üniversitede gazetecilik okuyup bu ilkeleri kendine dert edinen genci komik bulur. Tatum, aylar boyunca aradığı fırsatı tesadüf eseri Kızılderililer için oldukça kutsal sayılan bir mağarada sıkışan küçük bir benzin istasyonu sahibi Leo Minosa ile bulur.

Tatum, Minosa üzerinden oluşturduğu hikâye – kutsal Kızılderili mağarasında mahsur kalan masum bir Amerikalı – hemen ilgi çekmeye başlar. Bütün Amerika, bir anda gözlerini New Mexico kırsalındaki bu küçük kasabaya yöneltir. Basının ticari bir kültürle iç içe girdiği sistemde, muhabirin yapması gereken sadece topluma istediği hikâyeyi vermektir. Minosa, mağarada mahsur kaldığı gün – en az Tatum kadar oportünist olan – karısı Lorraine onu terk etmeye karar verir. Tatum, Lorraine’i önlerinde duran fırsatlar sayesinde ikna eder. Lorraine’e para lazımdır ve bunu normalde kuş uçmaz kervan geçmez bir kasabaya, Tatum’un haberleri sayesinde gelecek olan insanlar sayesinde kazanacaktır. Tatum ise halkın seveceği ve dikkatle takip edeceği bir hikâye yazmak zorundadır. Bu hikâyede Lorraine, mahsur durumda kalan eşinin acısını çeken cefakâr kadın rolünü oynayacaktır. Tatum, her unsuru kendi hikâyesini destekleyecek şekilde düzenler. Kasabanın şerifini yaklaşan seçim öncesi bir kahraman olarak gösterme konusunda anlaşır, şerif de bunun karşılığını diğer basın mensuplarına haber yaptırma fırsatı vermeyerek öder. Tatum’un önüne ilk engel, kurtarma ekibinin Minosa’yı 16 saat civarı bir süre içerisinde kurtarabileceğini öğrenmesi ile çıkar. Tatum’un hikâyesinin güçlenmesi ve herkese ulaşması için daha fazla süreye ihtiyacı vardır. Şerifle birlikte kurtarma ekibine mobbing uygulayarak süreyi uzatırlar. Ticarileşen ve tamamen eğlence ve şov kültürü ile iç içe geçen yeni Amerikan basını için mağarada sıkışıp kalan bir insanın hayatı, bir futbol maçı ile aynı niteliği taşır. Basının ticarileşmesiyle birlikte her olay, bu kültürün parçası olma olasılığı ile değerlendirilmektedir.

Kitle Kültürünün Sac Ayağı Olarak Ticarileşen Basın

Kendisi de bu kitle kültürünün en önemli sac ayağının değerli bir parçası olan Wilder için basın, ticarileşme, eğlence, şov ve haza dayanan bu kitle kültürünün sadece bir parçasıdır. Lorraine, her ne kadar bencil bir karakter olsa da sessiz ve sakin bir kasabada yaşadığı için Wilder’ın daha çok kent yaşamı ile iç içe değerlendirdiği bu kültür içerisinde henüz acemidir, bu kültürü nasıl çıkarına kullanacağını çok bilemez. Bu noktada Tatum, onun yol göstericisi olur. Lorraine, Tatum’a büyük bir hayranlık besler. Atik olmayan, kırsaldaki bu küçük benzin istasyonu ile yetinen, ahlaki olarak Tatum’un sahip olduğu esnekliğe kontrast oluşturabilecek biçimde katı sınırlara sahip olan, hırstan uzak kocası Lorraine’in gözünde zayıf karakterlidir. Tatum, zorlu kent yaşamı içerisinde sıfırdan yükselmiş, bütün bu kitle kültürüne alışık, daha da ötesi onu nasıl yönlendirebileceğini bilen biridir. Tatum’un ahlaki esnekliği onu hem güçlü kılar hem de zayıf karnını oluşturur. Tatum, bu esnekliği sayesinde ticarileşen basının çalışma mekanizmasını uyum sağlayıp, bu mekanizma içerisinde kendini gösterebilmektedir. Aynı zamanda bu ahlaki esnekliği onun New Mexico kırsalına gelmesine neden olan – Tatum’un büyük şehirlerdeki gazetelerden kovulma sebepleri, bir yazısına açılan iftira davası, yayımcının karısıyla ilişkisi olması ve mesai saati içki içmesidir – olaylara sebep olur. O, aynı zamanda yanına aldığı, üniversite mezunu genç muhabir için de idol hâline gelir. Tatum, üniversiteden çalıştığı gazeteye kadar liberal basın etiği ile yetişmiş Herbie’ye deyim yerindeyse sahada çalışmanın nasıl farklı olduğunu gösterir. Gazetenin sahibi Jacob Boot, ticarileşen kent basınından uzakta liberal basın etiğine sonuna kadar bağlılık – gazetenin duvarına “Gerçeği Söyle” yazan bir işleme çerçeveletmiştir – sergiler. Fakat Herbie için kırsalda yaşlanmış, sıkıcı Boot yerine kentte pişmiş, 7 milyon tirajlı gazetelerde çalışmış, genç ve atik Tatum daha etkileyici bir figürdür. Wilder için bütün bu kitle kültürü, bireyin karakterini şekillendirecek kadar baskın ve yıpratıcı bir olgudur.

Tatum’un planı sonuna kadar işler, Minosa’nın haberini bütün Amerika ilgiyle takip eder. Bir anda kitleler, daha önce ziyaretçi bulamayan benzin istasyonunun yanındaki Kızılderili harabelerine akın eder. Kitle kültürünün kadim Kızılderili toprakları ve kültürünü işgali, Tatum’un haberinde ısrarlı biçimde kurduğu masum Amerikalı’nın lanetli Kızılderili mağaralarında sıkışıp kalması hikâyesinin işaret ettiği suçluluk duygusunun getireceğine güvendiği tiraj şüphesiz tesadüfi detaylar değildir. Kitleler akın etmeden önce ücretsiz olan Kızılderili harabelerine Lorraine, film boyunca sürekli artacak olan bir giriş ücreti koyar. Ticarileşen eğlence kültürünün işgal edemeyeceği alan, sızamayacağı bölge yoktur. Kurtarma çalışmalarını takip etmek için gelen insanların oluşturduğu topluluk, film ilerledikçe grotesk bir görüntü oluşturur. Minosa için şarkı yazan grupların konserleri, atlı karıncalar, seyyar satıcılarla birlikte bütün harabeler karnaval havasına bürünür. Minosa, başından beri ikinci plandadır, takip edilen bir dizi karakterinden fazlası değildir. Önemli olan ve sürekli tekrarlanan Amerikan haz ve eğlence kültürüdür. Wilder’ın karnaval alanına dönüşen harabeleri uzak çekimden, uzun planlarla kadrajına aldığı anlar usta yönetmenin bütün bu Amerikan kitle kültürü karşısında duyduğu korku ve tiksintiyi grotesk biçimde ekrana yansıttığı anları oluşturur.

Wilder’ın bütün bu eğlence kültürünün altındaki acımasızlığı sürekli ön plana çıkarır. Minosa’nın yalnızlığı ve çaresizliği, Tatum ve diğerlerinin çıkarları için ölümle sonlanan tutsaklığı, Haneke sinemasını andıran bir rahatsız edicilik taşır. Minosa’nın ölümü anons edildikten sonra kitle hızla dağılır. Eğlence bitmiştir, yas kitle kültürünün bir parçası olamaz. İnsanlar, kültürün onlara sunacağı yeni haz nesnelerini bulmak için oradan ayrılırlar. Tatum içinse gerçeği söylemek için artık çok geçtir. New York’taki o büyük gazetenin editörleri onu ciddiye dahi almaz. Minosa artık haber değeri taşımamaktadır. Bir çekirge sürüsünü andıran kitleler ise arkasında talan edilmiş harabelerden ve Minosa’nın cesedinden başka bir şey bırakmaz. Wilder’ın Amerikan kültürü karşısında düştüğü dehşet, yüzeyin altındaki bu acımasızlıkla kendini gösterir. Hollywood, zorlu kent yaşamı, basın ticarileşen bu kültürün çeşitli sac ayaklarıdır sadece. Wilder, bütün bu sac ayakları aracılığıyla kitle kültürünün acımasızlığını izleyicinin suratına çarpar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi