“Yabancı bir diyara giden bir uçağa atladım / Ve ne bulursam yazacağım dedim.” İşte PJ Harvey’nin 2016 yılında çıkan şimdilik son albümü The Hope Six Demolition Project içindeki The Orange Monkey parçasında bu sözler geçiyor. Bu film de bu albümün tam olarak böyle yapıldığının bir kanıtı aslında. PJ Harvey’e pek çok projesinde eşlik eden İrlandalı fotoğrafçı ve sinemacı Seamus Murphy’nin yolculuklarında, başarılı müzisyen de ona eşlik ediyor. Albümün öncesinde başta birbirleriyle alakalı gözükmeyebilecek bazı ülke ve şehirleri ziyaret eden PJ Harvey, hem toplumların yüreğinde yatan yaraların pek benzer olduğunu görüyor hem de müziğin gerek dini gerek seküler pek çok pratikte nasıl ortak olduğunu. Donald Trump’ın ABD başkanı olması ile zirveye taşınan bu neoliberal “post-truth” döneminin yaraladığı ülkeleri geziyor aslında Harvey: Afganistan, Suriye, Kosova, Makedonya ve ABD’nin ta kendisi. Washington DC’nin klişeleşmiş karakteri dışındaki mahallelerine bizi götüren film, Kabil ile İdlib ile pek de farkı olmayabileceği vurgusunu yapıyor bu şehrin de. Aslında filmin isminden de anlaşılabileceği gibi öyle çok da göze sokmadan yapılan bir sınıfsallık vurgusu bile var A Dog Called Money’de. A Dog Called Money: Umut Cemaatinin İmkânları Film iki farklı anlatıyı izliyor. Bir taraftan PJ Harvey’nin albümdeki şarkıları oluşturan gezileri boyunca dünyayı dolaşmasını, oradaki insanlarla, müzisyenlerle tanışmasını, gündelik olaylara -ancak olağanüstü olabilecek gündelik olaylara- tanıklık edişini izliyoruz. Bu kesintisiz insan hikâyeleri tanıklığını, albümün kayıt süreci yer yer bölüyor. Albüm Londra’daki Somerset House’un bodrumunda özel inşa edilmiş bir odada kaydediliyor. Bu oda dışarıdan izlenebiliyor ve dinlenebiliyor ama içerdekiler dışarı ile bağlantısını kesmiş durumda. Bir yerleştirme şeklinde albüm kaydı yapılırken dışarıdan pek çok insan da içerideki sürece müdahale etmeden kayıtların yapılışını takip edebiliyor. Harvey’nin duyduğu müzikal formları, gördüğü enstrümanları tanıklıkları ile birleştirerek müziğine aktarışını görebiliyoruz. Amerikalıların kendi ülkelerinde çekilmeyen her filmi “yabancı film” diye bir kategoriye indirgemesi gibi, müziği de indirgedikleri “world music” kategorisinden pek çok form ve melodiyi Harvey “batı” müziğine eklektik olmadan eklemeyi başarıyor. Ancak film bu noktalarda sanki Harvey dünyayı gezmiş ve oradan melodiler toplayıp bir albüm yapıvermiş gibi -ama bunu biraz daha parlak bir şekilde göstererek- davranıyor. Sanatçının üretim sürecine, düşünsel sürecine dair pek ipucu vermiyor ve bazen bir videoklip estetiğine ya da albüm promosu tadına kaçmaktan kendini alamıyor. PJ Harvey, Washington DC’nin büyük bir rol oynadığı yaraları, eski Yugoslav ülkeleri ya da Orta Doğu ülkelerinde takip ediyor, ancak o yaraların Washington DC’nin kalbinde de açılmış olduğunu gözler önüne seriyor. Bir Afro-Amerikan kilisesinden esinlenerek yazdığı albümün açılış parçasının adı The Community of Hope. Her ne kadar bir gruba aitmiş gözükse de, bir şekilde bu yaraların sahiplerinin belki müzik yoluyla bir “umut cemaati” oluşturabilme imkânını da sorguluyor. Sanatçının zihinsel sürecine girmemize el vermemesi ve bazen kendi imajlarına kendini çok kaptırması dışında, Seamus Murphy’nin filmi özellikle PJ Harvey sevenler için kaçırılmaması gereken bir belgesel.

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Sanatçının zihinsel sürecine girmemize el vermemesi ve bazen kendi imajlarına kendini çok kaptırması dışında, Seamus Murphy imzalı A Dog Called Money özellikle PJ Harvey sevenler için kaçırılmaması gereken bir belgesel.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
75

“Yabancı bir diyara giden bir uçağa atladım / Ve ne bulursam yazacağım dedim.” İşte PJ Harvey’nin 2016 yılında çıkan şimdilik son albümü The Hope Six Demolition Project içindeki The Orange Monkey parçasında bu sözler geçiyor. Bu film de bu albümün tam olarak böyle yapıldığının bir kanıtı aslında. PJ Harvey’e pek çok projesinde eşlik eden İrlandalı fotoğrafçı ve sinemacı Seamus Murphy’nin yolculuklarında, başarılı müzisyen de ona eşlik ediyor. Albümün öncesinde başta birbirleriyle alakalı gözükmeyebilecek bazı ülke ve şehirleri ziyaret eden PJ Harvey, hem toplumların yüreğinde yatan yaraların pek benzer olduğunu görüyor hem de müziğin gerek dini gerek seküler pek çok pratikte nasıl ortak olduğunu. Donald Trump’ın ABD başkanı olması ile zirveye taşınan bu neoliberal “post-truth” döneminin yaraladığı ülkeleri geziyor aslında Harvey: Afganistan, Suriye, Kosova, Makedonya ve ABD’nin ta kendisi. Washington DC’nin klişeleşmiş karakteri dışındaki mahallelerine bizi götüren film, Kabil ile İdlib ile pek de farkı olmayabileceği vurgusunu yapıyor bu şehrin de. Aslında filmin isminden de anlaşılabileceği gibi öyle çok da göze sokmadan yapılan bir sınıfsallık vurgusu bile var A Dog Called Money’de.

A Dog Called Money: Umut Cemaatinin İmkânları

Film iki farklı anlatıyı izliyor. Bir taraftan PJ Harvey’nin albümdeki şarkıları oluşturan gezileri boyunca dünyayı dolaşmasını, oradaki insanlarla, müzisyenlerle tanışmasını, gündelik olaylara -ancak olağanüstü olabilecek gündelik olaylara- tanıklık edişini izliyoruz. Bu kesintisiz insan hikâyeleri tanıklığını, albümün kayıt süreci yer yer bölüyor. Albüm Londra’daki Somerset House’un bodrumunda özel inşa edilmiş bir odada kaydediliyor. Bu oda dışarıdan izlenebiliyor ve dinlenebiliyor ama içerdekiler dışarı ile bağlantısını kesmiş durumda. Bir yerleştirme şeklinde albüm kaydı yapılırken dışarıdan pek çok insan da içerideki sürece müdahale etmeden kayıtların yapılışını takip edebiliyor. Harvey’nin duyduğu müzikal formları, gördüğü enstrümanları tanıklıkları ile birleştirerek müziğine aktarışını görebiliyoruz. Amerikalıların kendi ülkelerinde çekilmeyen her filmi “yabancı film” diye bir kategoriye indirgemesi gibi, müziği de indirgedikleri “world music” kategorisinden pek çok form ve melodiyi Harvey “batı” müziğine eklektik olmadan eklemeyi başarıyor. Ancak film bu noktalarda sanki Harvey dünyayı gezmiş ve oradan melodiler toplayıp bir albüm yapıvermiş gibi -ama bunu biraz daha parlak bir şekilde göstererek- davranıyor. Sanatçının üretim sürecine, düşünsel sürecine dair pek ipucu vermiyor ve bazen bir videoklip estetiğine ya da albüm promosu tadına kaçmaktan kendini alamıyor.

PJ Harvey, Washington DC’nin büyük bir rol oynadığı yaraları, eski Yugoslav ülkeleri ya da Orta Doğu ülkelerinde takip ediyor, ancak o yaraların Washington DC’nin kalbinde de açılmış olduğunu gözler önüne seriyor. Bir Afro-Amerikan kilisesinden esinlenerek yazdığı albümün açılış parçasının adı The Community of Hope. Her ne kadar bir gruba aitmiş gözükse de, bir şekilde bu yaraların sahiplerinin belki müzik yoluyla bir “umut cemaati” oluşturabilme imkânını da sorguluyor. Sanatçının zihinsel sürecine girmemize el vermemesi ve bazen kendi imajlarına kendini çok kaptırması dışında, Seamus Murphy’nin filmi özellikle PJ Harvey sevenler için kaçırılmaması gereken bir belgesel.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi