Advertisement

Gaia Hipotezi’ne göre Dünya, içerisinde yaşayan canlı varlıklar kadar cansız varlıkların da kendi içerisinde ya da birbiriyle interaksiyonlarını da kapsayacak şekilde nefes alan bütüncül bir organizmadır. Her aksiyon, reaksiyonu doğururken doğa, sürekli bir devinim hâlindedir en nihayetinde. Tıpkı üzerinde yaşadığımız gezegenimizin kendisi gibi insanlık tarihi de süregelen değişimden her daim nasibini almıştır.

Son hızla gelişmeye devam eden teknolojiye paralel olarak insanın yeni icatlarıyla büyümüş nesil, artık bireye önem veriyor. Bireyin rengi, cinsiyeti, cinsel yönelimi ya da nereden geldiği hiç önemli değil bu “yeni insan”a göre. Diğer tarafta ise eski geleneklerin verdiği güce dayanarak tüm bu değişimi elinden geldiğince reddedip eskiye sığınan bir başka kitle var. Bireyin yüceltildiği bu yeni çağda devlet-i aliyyeye ya da daha basitçe kurumların gücüne inananların sayısı hiç de az değil. Keza tüm dünyada muhafazakâr sağın yükselişe geçmesi de bunun bir göstergesi.

Yönümüzü sinemaya çevirdiğimizde ise temelde bu savaşın sürdüğünü görmek pekâlâ mümkün. Beyazperdenin en büyük sahnesi olan Hollywood’un merkezindeki Akademi’nin özellikle genç sinemaseverlerden tepki görmesi de çoğunlukla yine aynı sebepten. Ülke sınırlarının her geçen gün kaybolduğunu benimseyip yedinci sanatın evrenselliğinden dem vuran kitleye karşı Trump Amerikası’nın ruhuna uygun şekilde sinemanın yalnızca kendilerine ait olduğunu addeden kesim. Sosyal medyanın gücünü küçümseyip Netflix’in sinemayı bitireceğini düşünenler de bu topluluğun üyeleri olarak görülüyor hiç kuşkusuz.

İşte pazartesi sabaha karşı sahiplerini bulan Oscar Ödülleri, bu iki zıt görüşün çarpışmaları arasında başlarken gecenin sonu Akademi’nin, ısrarı bırakıp yeni olanı kabullenmeye başladığını gösterir nitelikteydi.

92. Akademi Ödülleri: Parazit vs. 1917

20. yüzyılın en büyük eğlencelerinin o anı doğrudan deneyimleme imkânı olmayan insanlara televizyon aracılığıyla ulaştırılması, büyük bir devrimdi. Ancak bu trend, 2000’lere girmemizle birlikte ivmesini kaybederken 2010’lara gelindiğinde düşüşe geçmeye başladı. Oscar’ın 2014’ten itibaren ardı ardına dört yıl seyirci kaybedip 2018’de tüm zamanların en dip noktasını gördüğünü hatırlatalım. Bu durum Oscar’a özel değil elbette ki. Televizyon üzerinden hedef kitleye erişmeye çalışan pek çok büyük etkinlik aynı dertten muzdarip. Akademi’nin bu durumdan en fazla acı çekenlerden birisi olması yine kurumun değişime kulağını kapamasından kaynaklı. Karasal yayının önemini yitirip online yayıncılığın zirve yaptığı, haber okumak için Twitter’a girildiği bir çağda etkinliğinizin izlenirliğini standart reyting yöntemleriyle takip etmek iyi bir fikir değil. Hele ki bahsini ettiğimiz bu yeni ulaşım kanallarını verimli olarak kullanmıyorsanız. Bir örnek verelim: Tüm dünyanın en büyük spor liglerinden bir tanesi hâline gelen NBA, yıllardır League Pass adı altında online yayıncılık yapıp sosyal medya da dâhil olmak üzere yeni iletişim kanallarını verimli şekilde kullanıyor. Buna rağmen düşen televizyon reytinglerinden ötürü gelecek yıllarda ligin küçülmeye gidebileceği konuşuluyor. Hâl böyleyken Akademi’nin yalnızca karasal yayın verilerine bakarak en büyük etkinliğini değerlendirmesi pek doğru görünmüyor. Keza düşen izlenme oranlarını törenin uzunluğuna bağlayan yayıncı kuruluşun tavsiyelerine uymak adına süreyi kısaltmaya çalışmak da doğru bir hamle değildi.

Öte yandan Akademi, bu sene ilk kez değişime ayak uydurmaya gayret etti. Yine sunucusuz olarak düzenlenen gece, Janelle Monáe’in eski törenlerdeki sunucu monologlarının filmlere atıf yaptığı kısmı kompanse edercesine söylediği şarkıyla başladı. Pek de etkileyici olmayan bu girişin ardından Steve Martin ve Chris Rock’ın açtığı gece, farklı kesimleri teslim edecek şekilde seçildiği belli olan sunucuların küçük skeçleriyle sürerken önem atfedilen kimi kategorileri öne çıkaran kliplerin ilk kez kullanıyor olması da gecenin dinamizmini artırır nitelikteydi. Yeni başlatılan tahmin uygulaması, tören boyunca resmi hesaplardan canlı yayın yapılması, genç neslin yakından takip ettiği Billie Eilish’in –törenin daimi en sıkıcı köşesinde çıkmış olsa da- ve yeni albümüyle gündemde olup her zaman güvenli bir tercih olan Eminem’in sahne almış olması, o bahsini ettiğimiz yeni ve dinamik yayıncılığın kapsamına giren yenilikler. Töreni 3 saate sıkıştırmak için takla atmak yerine zamanı daha verimli kullanıp 3.5 saatte derli toplu bir iş çıkarmak çok daha mantıklı elbette. Gelgelelim tüm bunlara karşın televizyon reytinginin 2018’in bile altında olması, yeniye edilen bu küçük selamın yeterli olmayacağının ve törenin selameti için daha fazlasının yapılması gerektiğinin bir göstergesi.

İşin bir de filmler üzerinden konuşabileceğimiz boyutu var elbette ki. Genellikle yaşlı ve beyaz erkeklerden oluştuğu sır olmayan Akademi, bir süredir ABD dışında çok daha fazla yeni üye almaktaydı. Kimileri bunun yalnızca göz boyamak için yapıldığını söylese bile The Hollywood Reporter’ın yaptığı araştırma, kurumun bünyesine katılan son üyelerin %39’unun Kuzey Amerika sınırlarının dışından olduğunu söylüyor. Gelgelelim geçtiğimiz sene, teknik dallarda ve hikâye anlatımında yeni bir şeyler söyleyen, bununla birlikte Netflix yapımı olup İngilizce olmayan bir dilde çekilmiş Roma’nın yerine bir nevi geleneğin temsili olarak nitelenebilecek Yeşil Rehber – Green Book’un ödüllendirilmesi de bunun reklam kokan bir hareket olduğunu desteklemekteydi. Benzer şekilde bu sene Parazit – Gisaengchung ve 1917’yi de aynı temele oturmak mümkün. Altyazılı, yerel ama bir o kadar evrensel bir öyküye sahip, hikâyesini yenilikçi şekilde anlatan Parazit’e karşı teknik olarak iyi bir işçiliğe sahip olsa bile tarzı itibarıyla geleneğin bir parçası olan 1917. Mikro ölçekte Akademi’nin değişen dünya düzenini simgeleyen yeni üyeleriyle eskiler arasında olan bu çatışma, makro ölçekte Trump’a ve yükselişe geçen sağ harekete karşı verilen bir mücadeleydi adeta. Hükümete yakın bir tarafın attığı tweet de hadisenin güzel bir özeti olarak karşımıza çıktı aslında. ABD’de yüksek izlenme oranlarına ulaşıp büyük övgüler alan Parazit’in, İngilizce olmayan bir dilde çekilip Hollywood’a yabancı bir yönetmenin elinden çıkmış olması nedeniyle ödüllendirilmeyeceğinin düşünülmesi de büyük oranda bu yüzdendi. En İyi Yönetmen ödülünün ardından En İyi Film Oscarı için de Bong Joon-ho’nun sahneye çıkması işte tam da bu sebepten önemliydi. Çünkü Güney Koreli yönetmen, kendisi kadar Hollywood’da azınlık olarak görünen kesim için de havaya kaldırıyordu ödülleri. Dahası, 92 yıllık tarihinde İngilizce olmayan hiçbir filme büyük ödülü teslim etmeyen Akademi’yi ve belki de Amerikan sinemasını, Altın Küre’deki konuşmasında da belirttiği gibi, altyazının boyunduruğundan kurtarma yolunda ilk adımı atıyordu.

Bununla birlikte Akademi’nin kadın yönetmenleri bir kez daha es geçerken people of color olarak tanımlanan farklı ırktan insanları görmezden geliyor olması, kurumun değişen çağa ayak uyduramadığının bir diğer göstergesiydi. Natalie Portman, Janelle Monáe, Brie Larson, Gal Gadot, Sigourney Weaver gibi isimlerin bir şekilde değindiği sinema sektöründeki cinsiyet eşitsizliği mevzusu, özellikle Hildur Gudnadóttir’in kazandığı En İyi Orijinal Müzik Oscarı sırasında tavan yaptı. İzlandalı müzisyenin ödül konuşmasına da değindiği bu duruma ek olarak Akademi, kendi eliyle hazırladığı klip aracılığıyla da böylesi bir sorunun varlığını nihayet kabul etmiş oldu. Aynı zamanda tören sırasında Oscar tarihinde ilk kez kadın bir şefin orkestranın başına geçmesi de yine kefaret çıkarma amacıyla yaptığı bir girişim olarak kayıtlara geçti. Her ne kadar şimdilik tribünlere oynanmış hareketler olarak görünse de Akademi’nin görmezden gelme durumunu kabullenerek bunu telafi etmek için en azından harekete geçiyor olması, başka bir değişimin göstergesi. Sonuca giden yolda henüz ciddi bir adım atılmış değil ancak küçük kıpırdanmalar mevcut.

Geriye dönüp bakıldığında 92. Akademi Ödülleri’nin tüm zamanların en iyi töreni olarak değerlendirilmeyeceği kesin olsa da Parazit’in gecesi olarak hatırlanacağı muhakkak. Her ne kadar, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Akademi’nin değişen dünyayı kabullendiği ve onu selamladığı bir yılı geride bıraksak bile yeni olanı özümsediğini söylemek için henüz çok erken.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information