Advertisement

Türkiye’de sinemanın üretim ve seyirci sayısı anlamında altın yıllarını yaşadığı 60’lı ve 70’li yılların filmlerinde özgün müzik kullanımına sık rastlanmıyor, filmlerdeki müzik kullanımı da temp track denilen, bir filme özel olarak tasarlanmamış, bir albümden alınan ancak filmin bir sahnesinde kullanılan parçalardan oluşuyordu. Bu dönemde, Türk Sanat Müziği eserlerinin ve dönemin popüler şarkılarının filmlere özel seslendirildiği bir durum hasıldı. Bu şarkıları genellikle filmin ana karakterinin seslendirdiğini işitiyorduk. Hatta filmin başrol oyuncusunu bir başkası seslendiriyor, filmde oyuncunun söylediği şarkılarıysa ünlü bir ses sanatçısı icra ediyordu. Filmlerdeki müzik kullanımıysa çoklukla çok tutmuş yabancı film müziklerinden ibaretti. Türkiye’de telif hakları yasasının esnekliği, bu filmlerin sadece yurtiçi piyasasında dolaşıma sokuluyor olması ve telif takibinin bugün olduğu kadar sıkı yapılamaması gibi sebeplerden, Türkân Şoray, Ediz Hun, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Cüneyt Arkın gibi nice büyük oyuncunun yer aldığı, kâh bir köşkte, kâh sıcak bir mahalle atmosferinde geçen Yeşilçam filmlerinde işittiğimiz müziklerin Kleopatra – Cleopatra (1963) ya da Kış Aslanı – The Lion in Winter (1968) gibi filmlerin orijinal müziklerinden “ödünç” alındığını fark etmemiz uzun sürdü desek yeri. Aynı yıllarda Cahit Berkay, Melih Kibar, Cahit Oben gibi isimlerin de faal olduğu ve unutulmaz film müziği bestelerine imza attıkları şüphesiz. Lakin yılda 200’den fazla filmin üretildiği yıllarda, film müziklerine dair bir “kopyalama” geleneği de reddedilemez biçimde mevcuttu.

90’lar Türkiye Sinemasında Müzik Kullanımı

Her daim bir “bitti”, “bitiyor” tehlikesiyle karşı karşıya olan Yeşilçam’da, 80’lerin sonunda videonun, televizyonun evlere girmesi neticesinde üretim neredeyse durdu. Bir anda Türkiye’de sinemanın ciddi bir üretim krizine girdiği yıllara ışınlandık. 90’lı yıllar bu anlamda sinemamız için bir yenilenme anlamını taşıyordu, ki öyle de oldu. Yeşilçam’ın üretiminin devamı niteliğinde ama birçok açıdan da ona hiç benzemeyen bir popüler film üretimi başlayacak, bağımsız sinema müthiş bir atılım gerçekleştirecek, üretim sayısı yıldan yıla yeniden artmaya başlayacaktı. 90’larda değişen bir başka unsursa artık çekilen her film için özel bir müzik çalışmasının yapılmasıydı. Eskiden olduğu gibi aksiyon sahnelerinde söz gelimi Ölüm Noktasında Dönüş – Fear Is The Key’in Roy Budd imzalı müziklerinin alınıp kullanılması söz konusu değildi ya da Yara – Death Wish içim Herbie Hancock’ın yaptığı besteler, filmlerde gerilim atmosferine ihtiyaç duyulduğunda olduğunda imdada yetişmeyecekti.

Bu bağlamda öncü filmlerden biri, hem gişede yarattığı dalgalanma hem de teknik kalitesi nedeniyle dikkat çeken 1996 yapımı Mustafa Altıoklar imzalı İstanbul Kanatlarımın Altında oldu. Filmin özgün müzikleri Tuluyhan Uğurlu tarafından bestelenmiş, o günlerde yeni filizlenen müzik kanallarında Gülay’ın seslendirdiği Aşk adlı filme özel olarak yapılan parça listelere girmişti. Film için aynı zamanda bir şarkı bestelenmiş olması, o günün şartlarında çok alışkın olduğumuz bir mevhum değildi. Bu bağlamda İstanbul Kanatlarımın Altında, önemli bir eşiğin aşılmasına katkıda bulunmuştur diyebiliriz. Yine 1996’da Yavuz Turgul’un imzasını taşıyan Eşkıya gösterime girmişti. Hapisten çıktıktan sonra yıllar önce kaybettiği aşkı Keje’yi bulmak için İstanbul’a gelen eşkıya Baran’ın hikâyesini konu eden film, gerek Şener Şen, Uğur Yücel, Sermin Hürmeriç’li oyuncu kadrosunun zenginliği, gerekse anlatıdaki başarısıyla gişede yüksek bir rakam elde ederek sinemamızın en önemli kilometre taşlarından birini oluşturdu. Filmin başarısında, Erkan Oğur imzalı orijinal müziklerinin de etkisi büyüktü. Oğur, film için özgün bir müzik bestelemiş olmasının yanı sıra, Fırat Ağıtı, Seyreyle Güzel gibi eserleri de kendine has üslubuyla yeniden yorumlamış, modernize etmişti. Bilhassa Fırat Ağıtı filmle anılır hâle geldi, yeniden popüler oldu, başka sanatçılar da parçayı seslendirdi. Bu bağlamda 90’lı yıllarda da temp track kullanımı, aslında klasik dönem Yeşilçam’ın müzik kullanımıyla yakınsayan bir noktaya gelmişti. Sinan Çetin imzalı Bay-E’de Mustafa Sandal’ın Ağlatma adlı parçasının kullanılması, filmin bu şarkı ve filmden görüntülerden oluşan bir müzik videosuyla tanıtılması, genellikle Hollywood filmlerinin kullandığı bu tanıtım stratejisinin, Türkiye sinemasındaki bir tezahürü olarak dikkat çekti örneğin. Yine popüler filmler cenahından 1998 yapımı, Cem Yılmaz ve Mazhar Alanson’un rol aldığı meşhur komedi Her Şey Çok Güzel Olacak da özgün müzikleriyle akıllara kazınan bir film olmuştu. Bir Zamanlar Fırtınalar Estirirdim ve Benim Hala Umudum Var gibi o dönem büyük ilgi toplayan parçalar, bugün de dinleniyor ve filmle birlikte anılıyor.

90’ların bağımsız sineması denildiğinde akla gelen ilk filmlerden biri olan, Derviş Zaim imzalı Tabutta Rövaşata da müzikleriyle anılan bir filmdir desek yeri. Yansımalar ve Baba Zula’nın orijinal bestelerinin yer aldığı filmin soundtrack albümündeki tonun, bir dönemin yerli underground müzik atmosferi açısından da belirleyici bir ton olduğunu belirtelim. Filmlerin dünyasında müziklerin belirleyici rol oynadığı, filmlerin müzikleriyle birlikte anıldığı, ayrıca müzik endüstrisine de film müziklerindeki eğilimlerin yön verdiği yıllar da diyebiliriz 90’lar için bu bağlamda.

Nostalji duygusunu körükleyen, kimi zaman efkâr, kimi zaman neşeye yol açan, filmlerle anılan parçalar bugün de etkisini sürdürüyor ve Hey Gidi Günler dedirtiyor. Hatırlayacağınız üzere biz de bu haftaki Spotify listemizi 90’lar Türkiye sinemasından film müziklerine ayırmıştık. 27 Aralık’ta Babylon’da gerçekleşecek, Türkçe pop şarkılar eşliğinde 90’lı yıllara geri döneceğimiz parti “Hey Gidi Günler”e hazırlanırken, bu listemize kulak verebilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information