9. Pembe Hayat KuirFest'te gösterilen Tim Wolff imzalı I’m Moshanty. Do You Love Me?, Papua Yeni Gine’nin en ünlü şarkıcılarından biri olan Moses Tau, yahut nam-ı diğer Moshanty’nin yaşam öyküsüne odaklanan bir belgesel. Yönetmen Wolff, Papua Yeni Gine’de kadınlara ve çocuklara yönelik işlenen cinsel şiddet suçlarına yönelik istatistiki bilgiler vererek açıyor filmini. Bu bilgilere göre kadın nüfusun yüzde 70’e yakını, henüz 15 yaşına gelmeden taciz, tecavüz ve fiziksel şiddete maruz kalıyor. Söz konusu olan eşcinseller ve bilhassa trans bireyler olunca bu korkunç istatistik daha da yükseliyor. Hristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu ülkede trans bireyler gerek dini grupların gerekse erkek şiddetinin hedefinde. Yüzlerce farklı lehçe ve dilin yaşadığı, farklı kültürleri bünyesinde barındıran Papua Yeni Gine’deki bu müthiş tahammülsüzlüğü anlayamadığını ifade ederek başlıyor verdiği röportaja sanatçı Moshanty. Kendisi, ülkenin en ünlü ses sanatçılarından biri ve aynı zamanda bir transseksüel. 90’lı yıllarda şöhrete kavuşan, geleneksel Papua Yeni Gine şarkılarının yanı sıra, kendisine ait popüler parçalara imza atan, müzik videoları ülkenin ulusal kanallarında yayınlanan, internette çokça izlenen bir sanatçı Moshanty. Tüm bunların dışında, ülkede transseksüel hakları için mücadele eden bir avuç insandan da biri o. Filmden öğrendiklerimiz ışığında, Moshanty’nin şöhretini ve bu şöhret sayesinde kazandığı kısıtlı geliri de yardıma ihtiyaç duyan eşcinseller, transseksüeller için cömertçe kullanmaktan geri durmayan biri olduğunu söyleyebiliyoruz. I’m Moshanty. Do You Love Me: Papua Yeni Gine’nin İyilik Meleği Wolff belgeselinde, Moshanty’le yapılmış bir nehir röportajın üzerine kuruyor anlatısını. Bunlardan birinde Moshanty kamera karşısında yalnız başına ve bu röportajda hem kendi hikâyesini anlatıyor, hem de ülkede eşcinsellere, transseksüellere yönelik işlenen nefret suçlarını son derece insani noktalardan değerlendiriyor. Belgeselin önemli ayaklarından biriniyse, Moshanty’nin göz kulak olduğu dostlarından, ekibinden oluşan bir şürekâyla birlikte yaptığı gezide çekilmiş aktüel görüntüler, bu sırada sanatçıyla yapılan röportajlar oluşturuyor. Bu kısımlarda Moshanty’i daha çok samimiyetle aşktan ve cinsel yöneliminden bahsederken görüyoruz. Tanıştığımız trans dostlarının da yine çektikleri sıkıntıları dinliyor, yaşadıkları tüm güçlüklere rağmen kimi seveceklerine, bedenleriyle ne yapacaklarına kendilerinden başka kimsenin karar veremeyeceğine dair düşüncelerini öğreniyoruz. Belgesel, belirli noktalarda Moshanty’nin Papua Yeni Gine’de geçmişte çektiği müzik videolarından görüntülere, onun canlı performanslarından anlara da yer veriyor tüm bu anlatı içerisinde. Bu bölümlerde hem Moshanty’nin geçirdiği değişime hem de ülkedeki müzik kültürüne aşina olmanız mümkün oluyor. Yönetmen Wolff’un kurduğu anlatıdaki önemli bir bölüm de, Moshanty’nin ailesinin yer aldığı bölümler. Sanatçının annesi, filmin özellikle ilgilendiği bir karakter. Moshanty’nin transseksüel kimliğiyle tam olarak barışamamış bir karakter olan annesi, belgeselde bir noktaya kadar evladıyla ilgili düşüncelerini paylaşıyor, fakat bu bölümlerin fazlasıyla derinleşebildiğini söylemek güç. Belgesel bir noktadan sonra ara yazılara ve Moshanty’nin dostlarının kimi anlatılarına yaslanmak zorunda kalıyor. Çünkü sanatçı, bu belgeselin yapımı sırasında ve henüz 49 yaşındayken geçirdiği bir kalp krizi sonrasında hayatını kaybediyor. Bu şok ölüm sonrasında, etrafındakilerin sanatçıya dair gerçek düşüncelerini de dinliyoruz. Bilhassa annesinin duygusal konuşması, belgesel dâhilinde yer aldığı kısıtlı süre zarfındaki en etkileyici anlardan birine sebep oluyor. Sanatçının cenaze görüntüleri de gerek doğduğu köyde, gerekse ülkenin geri kalanında ne kadar sevildiğine bir kanıt teşkil ediyor. Bu noktada Moshanty’nin ülkede mütemadiyen nefrete ve şiddete maruz kalan trans bireylere karşı bakış açısını bir nebze olsun değiştirdiğini görmek de mümkün oluyor.…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

90’lı yıllarda şöhrete kavuşan, geleneksel Papua Yeni Gine şarkılarının yanı sıra, kendisine ait popüler parçalara imza atan, müzik videoları ülkenin ulusal kanallarında yayınlanan, internette çokça izlenen bir sanatçı Moshanty. Tüm bunların dışında, ülkede transseksüel hakları için mücadele eden bir avuç insandan da biri o.

Kullanıcı Puanları: 1.6 ( 1 oy)
60


9. Pembe Hayat KuirFest‘te gösterilen Tim Wolff imzalı I’m Moshanty. Do You Love Me?, Papua Yeni Gine’nin en ünlü şarkıcılarından biri olan Moses Tau, yahut nam-ı diğer Moshanty’nin yaşam öyküsüne odaklanan bir belgesel. Yönetmen Wolff, Papua Yeni Gine’de kadınlara ve çocuklara yönelik işlenen cinsel şiddet suçlarına yönelik istatistiki bilgiler vererek açıyor filmini. Bu bilgilere göre kadın nüfusun yüzde 70’e yakını, henüz 15 yaşına gelmeden taciz, tecavüz ve fiziksel şiddete maruz kalıyor. Söz konusu olan eşcinseller ve bilhassa trans bireyler olunca bu korkunç istatistik daha da yükseliyor. Hristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu ülkede trans bireyler gerek dini grupların gerekse erkek şiddetinin hedefinde. Yüzlerce farklı lehçe ve dilin yaşadığı, farklı kültürleri bünyesinde barındıran Papua Yeni Gine’deki bu müthiş tahammülsüzlüğü anlayamadığını ifade ederek başlıyor verdiği röportaja sanatçı Moshanty. Kendisi, ülkenin en ünlü ses sanatçılarından biri ve aynı zamanda bir transseksüel. 90’lı yıllarda şöhrete kavuşan, geleneksel Papua Yeni Gine şarkılarının yanı sıra, kendisine ait popüler parçalara imza atan, müzik videoları ülkenin ulusal kanallarında yayınlanan, internette çokça izlenen bir sanatçı Moshanty. Tüm bunların dışında, ülkede transseksüel hakları için mücadele eden bir avuç insandan da biri o. Filmden öğrendiklerimiz ışığında, Moshanty’nin şöhretini ve bu şöhret sayesinde kazandığı kısıtlı geliri de yardıma ihtiyaç duyan eşcinseller, transseksüeller için cömertçe kullanmaktan geri durmayan biri olduğunu söyleyebiliyoruz.

I’m Moshanty. Do You Love Me: Papua Yeni Gine’nin İyilik Meleği

Wolff belgeselinde, Moshanty’le yapılmış bir nehir röportajın üzerine kuruyor anlatısını. Bunlardan birinde Moshanty kamera karşısında yalnız başına ve bu röportajda hem kendi hikâyesini anlatıyor, hem de ülkede eşcinsellere, transseksüellere yönelik işlenen nefret suçlarını son derece insani noktalardan değerlendiriyor. Belgeselin önemli ayaklarından biriniyse, Moshanty’nin göz kulak olduğu dostlarından, ekibinden oluşan bir şürekâyla birlikte yaptığı gezide çekilmiş aktüel görüntüler, bu sırada sanatçıyla yapılan röportajlar oluşturuyor. Bu kısımlarda Moshanty’i daha çok samimiyetle aşktan ve cinsel yöneliminden bahsederken görüyoruz. Tanıştığımız trans dostlarının da yine çektikleri sıkıntıları dinliyor, yaşadıkları tüm güçlüklere rağmen kimi seveceklerine, bedenleriyle ne yapacaklarına kendilerinden başka kimsenin karar veremeyeceğine dair düşüncelerini öğreniyoruz. Belgesel, belirli noktalarda Moshanty’nin Papua Yeni Gine’de geçmişte çektiği müzik videolarından görüntülere, onun canlı performanslarından anlara da yer veriyor tüm bu anlatı içerisinde. Bu bölümlerde hem Moshanty’nin geçirdiği değişime hem de ülkedeki müzik kültürüne aşina olmanız mümkün oluyor. Yönetmen Wolff’un kurduğu anlatıdaki önemli bir bölüm de, Moshanty’nin ailesinin yer aldığı bölümler. Sanatçının annesi, filmin özellikle ilgilendiği bir karakter. Moshanty’nin transseksüel kimliğiyle tam olarak barışamamış bir karakter olan annesi, belgeselde bir noktaya kadar evladıyla ilgili düşüncelerini paylaşıyor, fakat bu bölümlerin fazlasıyla derinleşebildiğini söylemek güç. Belgesel bir noktadan sonra ara yazılara ve Moshanty’nin dostlarının kimi anlatılarına yaslanmak zorunda kalıyor. Çünkü sanatçı, bu belgeselin yapımı sırasında ve henüz 49 yaşındayken geçirdiği bir kalp krizi sonrasında hayatını kaybediyor. Bu şok ölüm sonrasında, etrafındakilerin sanatçıya dair gerçek düşüncelerini de dinliyoruz. Bilhassa annesinin duygusal konuşması, belgesel dâhilinde yer aldığı kısıtlı süre zarfındaki en etkileyici anlardan birine sebep oluyor. Sanatçının cenaze görüntüleri de gerek doğduğu köyde, gerekse ülkenin geri kalanında ne kadar sevildiğine bir kanıt teşkil ediyor. Bu noktada Moshanty’nin ülkede mütemadiyen nefrete ve şiddete maruz kalan trans bireylere karşı bakış açısını bir nebze olsun değiştirdiğini görmek de mümkün oluyor.

Tim Wolff, yaşadığı çok önemli dezavantajlara rağmen Moses “Moshanty” Tau’ya dair derli toplu bir portre çıkarmaya ve onun belirli anlarına şahit olmayı başarıyor. Bununla beraber belgeselin anlatısında, özellikle Moshanty’nin sözünü ettiği nefret suçlarına maruz kalmış trans bireylerin hayatlarına, kendisinin kişisel olarak ne gibi güçlüklerle mücadele ettiğine dair yetersiz bir anlatının söz konusu olduğunu da belirtmek gerek. Tüm bunlara rağmen film, daha önce tanışmadığımız çok önemli bir figürün hayatına değiniyor olmasıyla kıymet arz ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information